Fetva Meclisi
Soru
Bugün cuma sohbetinde hoca, bayanların hacca gitmesi ile ilgili iki mezhebin farklılığından bahsetti; “İmam-ı Azam’a göre yani bizim uyduğumuz Hanefi mezhebine göre, bir bayanın tek başına ya da bayanlardan oluşan bir grubun tek başına hacca gitmesinin haram olduğu söylenmiştir. Şafi ve Maliki mezhebine göre ise en az üç bayandan oluşan bir grubun hacca gitmesinde sakınca yoktur.” dedi. Bu noktada insanın aklına şu soru geliyor: Bu konu hadislerde ya da ayetlerde tam açıklanmadığı ya da hiç bahsedilmediği için mi mezhep imamlarımız farklı görüşlerde bulunuyor?
Cevap
Benzer fetvalar
Mezhepler birbirinin daha iyisi veya daha kötüsü değildirler. Her bir müçtehit, Allah'a daha yakın olmayı sağlayacak işleri göstermeye çalışmışlardır. Bu nedenle, bir mezhepteki uygulama ne yanlıştır, ne de onu başka türlü tarif edeninki daha üstündür. Her mü'min, ittiba ettiği mezhepteki uygulamaya bağlı kalmalıdır. İmam Fatiha suresini okurken dinlemek, ayetin emrine binaen gerekli görülmüştür. Öyle yapmalıyız. Allah'a emanet olun.
Kadının mahremsiz umre yapması konusunda Şafii müçtehitlerinin içtihadı da 'tam bir serbestlik' şeklinde değildir. Daha çok farz bir ibadet olan hac ve onun gibi bir umre için söylenmiştir bu sözler. Cihat niteliğindeki bir iş için de söz konusu olabilir bu ruhsat. Özellikle tavsiyemiz bu şekilde umre yapılmamasıdır.
Selamünaleyküm. Kadının tek başına ibadet maksatlı bile olsa yola çıkamayacağı hususu sahih hadislerle sabittir. Kalabalık bir grup kadının güvenli bir yolculukla hacca gidebilecekleri hususunun istisna olduğuna dair, Hanefi uleması dışındaki âlimlerin içtihadı vardır. Bunun ne kadar ibadet ne kadar da keyif işi olacağını herkesin kalbindeki Allah korkusu belirler. Öyle bir umrenin anlamsız olduğu kanaatindeyim.
Hanefi mezhebine göre bir kadının mahremi olmadan üç günlük (yaklaşık 90 km) veya daha uzun bir yolculuğa çıkması caiz değildir. Bu hüküm, kadının can, mal ve namus güvenliği için konulmuştur ve birçok klasik fıkıh kaynağında yer almaktadır. (Hidâye, İbn Âbidîn, Fetâvâ-i Hindiyye gibi). Ancak Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerinde güvenli bir yolculuk ortamı varsa kadının mahremsiz umre ve hac yapabileceği görüşü de bulunmaktadır. Şafiiler özellikle güvenilir bir kadın grubu veya kafile ile gidildiğinde mahremsiz hac ve umrenin caiz olduğunu söylemişlerdir. (Nevevî, el-Mecmû‘). Peygamber Efendimiz aleyhisselam, “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında mahremi olmadan üç günlük mesafeye yolculuk yapması helâl değildir.” buyurmuştur. (Buhârî, Taksîrü’s-Salât, 4; Müslim, Hac, 413) Bu hadis, genel bir yasak getirdiği için Hanefîler bu hükmü kesin kabul etmişlerdir. Günümüzde Diyanet kafileleri çok sıkı güvenlik önlemleriyle hareket etmektedir. Kadınların yalnız değil, belirli bir grup ve sorumlu rehberler eşliğinde gittiği düşünülürse bazı mezheplere göre bu caiz olabilir. Diyanet, genellikle cumhurun içtihadına dayanarak mahremsiz hac ve umreye izin vermektedir. Eğer bir hanım, Hanefi mezhebine bağlı kalmak istiyorsa ve mahremsiz umre kazanırsa ödül hakkını mahremi ile birlikte gitmek şartıyla değerlendirebilir veya başka bir ödüle çevrilmesi için Diyanet’le iletişime geçebilir.
Bu ruhsatlar farz olan hac için konuşulabilir. Mutat geziler için veya nafile ibadetler için konuşulması doğru değildir. Mezheplerden birini, ikinci sınıf mezhep olarak görmemiz kesin bir hatadır. Bizim o mezhebe intikalimizde samimiyet var veya yok sorusu sorulmalıdır.
Bu konuyu şöyle bir daire içinde ele alabiliriz: Bugün Mü'minlerin takip ettiği mezhepler olan Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik biiznillah bu ümmetin kendi itikadının ekseninde gelişmiş, dışarıdan bir etkinin bulunmadığı mezheplerdir. Bu mezheplerin tamamında Allah’ın kitabını ve Peygamber aleyhisselamın sünnetini en iyi şekilde anlama gayreti vardır. En başta imamları olmak üzere bu mezhepleri bugünkü çizgilerine getiren müçtehitler Allah için bir şeyler yapma gayreti içinde olmuşlardır. Tarih boyunca mü'minlerin mezhepler hakkındaki şahitlikleri bu şekilde olmuştur. Dolayısıyla bu dört mezhepten birinin abdest ve namaz gibi bir ibadette Allah’ın hükümlerine aykırı olacak bir uygulama yoktur. Evet, farklılık denebilecek noktalar bulunur ama bu farklılıklar o ibadetin esasına zarar verecek seviyede olmaz. Bu nedenle deriz ki, bir ibadeti eda ederken bir müçtehidin veya mezhebin çizgisinde kalmak gerekir ki ibadet ciddiyeti zarar görmesin ama aynı ibadetin diğer mezhepteki farklı denebilecek “ayrıntıları” o ibadetin geçersiz olması gibi bir sonuca asla götürmez. Bugün şu mezhepte böyle, öbür mezhepte böyle dediğimiz ibadetlere ve özellikle de namaza ait meselelerin tamamı Ashab-ı Kiram döneminden beri bulunmaktadır. Başta Ashab-ı Kiram olmak üzere bu ümmetin büyükleri birbirlerinin arkasında namaz kılmakta idiler. Onlar bazı ayrıntılarda abdesti farklı olabileceğini bildikleri halde birbirlerinin arkasında namaz kılmakta sakınca görmediler. Bizim onlardan daha iyi ve takvalı bir namaz kılmayı iddia ederek böyle bir ayrıntı üzerinden birbirimizin arkasında namaz kılmamamız ümmet olma şuurumuza ters düşecektir. Yapılan iş, namaza göstereceğimiz hassasiyetten değil taassubumuz ve kör taklit zevkimizden kaynaklanıyor olacaktır. Ashabı kiramdan Abdullah bin Ömer radıyallahu anhümanın, Haccac gibi birinin arkasında bile namaz kıldığı rivayet edilmektedir. Ehlisünnet itikadının en önemli ilkelerinden biri, ümmetin birliği ve namaz ciddiyeti açısından bakarak fasık olan birinin arkasında daha namaz kılmak gerekir ilkesidir. Bu nedenle başka bir nedene dayanmadan sadece mezhep farkını ileri sürerek namazın sahih olmayacağı iddia etmenin tutarlı bir tarafı yoktur.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Evet, böyle bir işlem yapmayacak bir müşteriye satsanız iyi olurdu. Ne yazık ki onu aramanız, bulmanız mümkün olmayabilir ya da zor olur. Bu nedenle siz müşterinin parayı nereden bulacağını araştırmak durumunda değilsiniz.
Saddam Hüseyin zalim bir insandı. İnşallah mü'min olarak ölmüştür, öyle umuyoruz. Şehitlik için ise bir şey diyemem.
Namahrem, bir insanın her ikisi de bekâr olsa evlenmesi caiz olacak derecede akrabası olmayan kişi demektir. Bir kimse ile bekâr olma durumunda evlenmek caiz ise o kimse YABANCI durumundadır. Yabancı ile; - Bedensel temas bir tokalaşma düzeyinde bile olsa, - Bilhassa kadın için bedeninin ayrıntılarına vakıf olma düzeyinde bir göze açılma, gözle izleme, - Zaruri olmayan sözlü muhabbet, - Zaruri niteliği olmayan yazışma caiz değildir. Bu ilkeler sadece ağır zaruretler durumunda ertelenebilir. Bir bayram ziyaretinde 'hoş geldiniz' düzeyinde sözlü bağlantıda sakınca olmayabilir. Özel bir fitne ihtimali varsa bunu da başlatmamak evladır. Okul, üniversite, düğün ve benzeri bir gerekçeyi haramlardan bir haramı gevşetme nedeni yapamayız.
Kâfir bir babanın kızı ile evlenmenin sakıncası olmaz. Şu kadar ki, böyle bir babanın kızının ne kadar köklü bir iman taşıdığı konusunda dikkatli olmak gerekmektedir. Evlilikten sonra da insanî ilişkiler sürdürülür ama mümin-kâfir mesafesi muhakkak korunur.
Yabancı erkeklerin dikkatini çekecek bir gelin arabası için olumlu düşünmemiz mümkün olmaz. Dikkat çektikçe zevklenen insanların durumunu acımalı görürüz. Bu anlayışla kurulan yuvalarda gelinen noktayı da hep beraber görüyoruz.
Böyle bir sahih hadis bilmiyorum ama bazı konularda kadın kocasının izini sürer şeklinde hükümler vardır. Belki de o kastedilmiştir.