Fetva Meclisi
Soru
Hocam dinimizin MUBAH gördüğü işler için bir sınırlama olabilir mi? Eşimle sık sık tartışmak zorunda kalıyoruz. Ben bu mubah ise neden daraltıyorsun diyorum. O ise mubah dendi diye okyanus denmedi ya diye itiraz ediyor. Mubahlar için bir sınırlama var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Giyim kuşam mubah kuralı dairesinde kalan işlerdendir. Mubah, Allah'ın kulunu serbest bıraktığı işlere verilen isimdir. Bu serbestlik dinimizde belli bir rakamla sınırlandırılmamıştır; zaman, mekân ve kişiye göre değişebilir. Bu hususta herkesin imanı ve takvası ölçüyü belirleyecektir. Ahiret için yaşayan bir mü'minin dünya eksenli kalması veya dünya hayatını bir ağacın altında dinlenen yolcunun durumuna benzetmesi meselesidir bu.
Misafir ağırlamak, ona ikramda bulunmak, sofra kurmak dinimizin emrettiği ve sevap umduğumuz işlerdendir. Biz, misafir ağırlamayı ibadet düzeyinde gören bir ümmetiz. Ancak namaz dâhil en büyük ibadetlerde bile aşırılığa izin vermeyen dinimiz elbette misafir ağırlamada da aşırılığa izin vermeyecektir. Külfet denebilecek düzeye taşınmış ziyafet ve karşılama uygun değildir. Her şeyin görseli ile ölçüldüğü zamanımızda ne yazık ki misafir ağırlamayı da ibadet noktasından alıp birbirimize şov yapma noktasına taşıdık. Karşılama, konaklattırma, yedirme içirme gibi ikramlarımızda misafire karşı aşırılık sakıncalıdır. Evin tabii hâli en samimi şekli ile misafire yansımalıdır. Misafirden sonra yorgunluğu, masrafı, huzursuzluğu rahatsız edecek düzeyde bir ağırlamanın din ölçüleri ile yapıldığı söylenemez. Ekonomik olarak aile kaldırabileceği ile yetinilmelidir. Evin kapasitesi zorlanmamalıdır. Huzursuzluk nedeni olacak misafir ağırlaması yapılmamalıdır. Kaş yaparken göz çıkarmak olarak adlandırılabilecek işlerimizde hayır olmaz. Özellikle de israf varsa o işte Allah’ın rızasını bulamayız.
Allah Teâlâ hepimizi şeriatı üzere kalabilen kullarından kılsın. Âmîn. Özellikle kadınlar arasında “Mü'min Ahlakı” çizgisi üzerinde kalınarak sürdürülebilen muhabbet ortamlarını gayet değerli ve önemli buluyoruz. Zira insanın arkadaş ve sohbet ihtiyacı fıtrîdir. Tabii ve helal yollarla giderilemeyen bu ihtiyaç günümüzde olduğu gibi insandan olmayan metal parçaları ile ve yapay arkadaşlarla giderilmek durumu ile karşılaşılmaktadır. İnsandan daha değerli ve samimi telefonların ve teknik cihazların bulunduğu zannedilmesi böyle bir sıkıntıyı göstermektedir. Belli kurallara dikkat edilerek sürdürülebilecek muhabbet ortamları sadece çocukların ihtiyaçlarını karşılama veya vakit geçirme ile de sınırlı kalmayacaktır. Belki iddialı bir söz gelecektir size ama iyi biliniz ki sürdürülebilmesi durumunda sağlığımıza ve aile içi muhabbetimize bile olumlu etkisi muhakkak vardır. Ana hatları ile böyle bir beraberlik için şu kurallara dikkat edilmesini tavsiye ederiz: Mü'minin hayatında boş ve karşılıksız bir iş yoktur, olamaz da. Her yaptığı işin muhakkak Allah katında bir karşılığı vardır. O iş sonunda sevap ve azap olarak onu bulacaktır. Böyle iman ediyoruz. Yaptığımız spora veya aile için neşelenmelere varıncaya kadar her işimiz bu kurala dâhildir. Bu nedenle kadın kardeşlerimiz aralarında oluşturacakları muhabbet ortamlarını kesinlikle Allah İÇİN YAPTIKLARI İŞ olarak göreceklerdir. Evet, söz konusu oturumumuz bir Kur'an tilaveti değildir ama mü'min olma ilkelerimizle çevrelenmiş bir iştir biiznillah. Böyle göreceksiniz ki neticesinde sevap kazanın. Ana prensibimiz şudur: Mü'min mü'min ile oturur kalkar. Mü'min olmayanla ise sınırları daraltılmış ve etkilenme riskine karşı tedbir alınmış bir ortamda oturulmalıdır. Mü'min olmayanla oturulmaz demeyiz ama mü'min ile oturulur gibi oturulmaz da deriz. Mü'min olduğu hâlde imanını ötelemiş yani haram işlemekten çekinmeyen insanlarla da oturuşumuz bu çizgi içinde olmalıdır. ZARURİ VE SINIRLI BİR OTURUM! Hiçbir beraberliğimiz: 1- Haram işlenebilen bir oturum olamaz. 2- Annelik ve eşlik görevimizi ihmal etmeye yönelik bir oturum olamaz. 3- İbadetleri ihmal etme nedeni olan bir oturum bizim oturumumuz değildir. 4- Kul hakkına girmemize neden olabilecek bir oturum yapamayız. 5- Asla zaman israfı yapamayız. Evli kadınların eşlerinin üzerlerindeki haklarını yok sayarak bir iş yapmaları dinimizin uyardığı hatalardan biridir. Evinde veya evinin dışında böyle bir toplantıya eşinin olurunu almadan mü'min bir kadın katılmamalıdır. Böyle bir toplantı sebebiyle eşi ile huzuru dağılan bir kadın vebal altında kalır. Kadın ve erkek toplantılarının en riskli noktası hele bu zamanda gıybettir. Gıybete asla aralık bırakmadığınız bir toplantıyı sürdürün. Bir iki kere gıybet, dedikodu, iftira ve özel hayata dalma gibi arıza hissederseniz uyarın, uyarınız işe yaramazsa katılmayın. Aileye özel ve kadına mahrem konular o toplantının hiçbir şekilde konusu olmamalıdır. Yatak odası konusu olabilecek bir konu açıldığında anında susturmalısınız, susturamazsanız toplantıyı terk etmelisiniz. Tarikat, siyaset, özel faaliyet kimsenin kimseyi yönlendirmediği başlıklar olmalıdır. Yönlendirme olursa terk etmelisiniz. Kadınların birbirlerinden etkilenmede hassas oldukları unutulmamalıdır. Birbirini kışkırtma gibi bir durum uyarı konusu olmalıdır. Çocuk eğitimi, aile düzeni gibi konularda kültür aktarımı faydalı bir iş olarak görülmelidir. Mümkünse her toplantı birkaç âyet okunarak başlamalı ve bir hadis şerhi ile beraber kısaca okunmalıdır ki bereket olsun. Vakit hassasiyeti önemlidir. Şu kadar saat için toplanıyoruz diye bilinmeli ve o saat limiti aşılmamalıdır. Toplantı bittiğinde şu dua okunmalıdır: سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ ، أَشْهَدُ أَنْ لا إِلَهَ إِلا أَنْتَ ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Mü'min şeriatına göre yaşar. Şeriata göre yaşayınca da dininin teminatı altında olur. Biiznillah sorunsuz ve güçlü bir hayatı olur. Bunun için de temel ölçü olarak helaller/haramlar dairesinde kalır. Helalleri aşmamayı haramlara bulaşmamayı ilke edinmek böyle bir teminat verir. Bu da şu demektir: İmanlı insan olmayı hayatın anlamı olarak bileceksin. İmandan sonra en büyük vazifen tek bir haram da olsa haramdan uzak kalmak olacak. Haramla bulaşık kalmaktan ise hicret etmeye razı olmak demektir bu. Allah’ın farzlarından eksiğin olmayacak. Zira farzları eksik bırakmak da bir haramdır. Nafile ibadetlerden konumun, kabiliyetin ve fırsatların doğrultusunda yapabildiğini yapacaksın. Mü'min bir çevrede olmayı ilke edineceksin. Telefondaki arkadaş listenden çay içtiğin insanlara kadar seçici ve korunmuş kalma ilkeni bozmayacaksın. İnsanî ilişkilerin iyi olacak. Başta ebeveynin ve ardından akrabaların sende Allah’ın emaneti olarak bilinecek. Diğer insanlarla da mesafeli ama saygılı olmayı bileceksin.
Şu en önemli kurallarımızdan biridir: 'Rabbimiz bize kaldıramayacağımız bir yük yüklememiştir.' Bütün kulluğumuz bu temel ilkenin etrafında dönmektedir. Biz kendi kendimize kaldıramayacağımız bir yük üretirsek, böyle bir üretmenin kendisi bir yük olur ve vebal getirir bizim için. Hoca olan hocalığı ile talebe olan da talebeliği ile sınırlamalıdır kendisini. Abartan kendine zarar verir. Bir ikinci kanun da şudur: Mü'min insanın işleri, a- Zorunlu olanlar, b- Gerekli olanlar, c- Lüks olanlar diye üçe ayrılır. Mesela namaz, mü'min hayatta olduğu sürece 'zorunlu' işlerinden en başta gelenidir. Bunun yanında haberlerden haberdar olmak bazen 'zorunlu' olur bazen da lüks olabilir. Buna göre de mü'min, kendini plansız duruma düşürmeden iş yapar durumda tutması gerekir ilkesi çıkmaktadır. Zamansız ve plansız işlerimizden bereket çıkmayabilir. Bunu hiç tereddüt etmeden bilmelisin. Bütün bunların günlük hayatımızda bir kargaşa nedeni olmadan yürütülebilmesi için de mü'min gencin bir mürşidi olması gerekir. Bu mürşid, bir tarikat büyüğü de olabilir, ilim adamı da olabilir, yaşlı başlı güngörmüş bir mü'min de olabilir. Yeter ki imanlı olsun, dine bakışı umumi olsun yani dini bir köşesinden alan olmasın. Allah yardımcın olsun. Kıymetinizi bilin, bu ümmetin umudusunuz.
Kulun başına gelen olumsuzlukları değerlendirirken “her olumsuzluk” diye sınırlandırılmış bir ifade yanlıştır. Evet, elimizin/dilimizin/gözümüzün yaptıkları, kalbimizin kaypaklıkları netice olarak Allah’tan musibet gelme nedeni olabilir. Bunu gösteren, işaret eden ayet ve hadis de vardır. Ama buna dayanarak her musibetin bir hata üzerine ceza olarak indiği söylenemez. Ve başa gelen musibetler sanki gerekli cezası da gelmiş ve iş bitmiş gibi bir anlayışa da sebep olamaz. Peygamberler başta olmak üzere küçük bebekler ve salih insan olarak bildiklerimizden büyük musibetler yaşayanlar vardır. Onları nereye koyacağız? Bu tür meselelerde tek bir seçenek üzerinde düşünmek gayba ait bilgileri zorlamak olabilir. “Biz hata etmiş ve sebep olmuş olmayalım da…” şeklinde özetlenebilecek bir idrakle bakılmalıdır meseleye. Rabbim musibetlerden muhafaza buyursun. Gaflette olmaktan da bizleri korusun. Âmîn.
alkol konusundaki diğer fetvalar
Alkol satmak gibi bir haram değilse de bereketi kıt bir kazancınız olur bu kazanç. Uygun olan ilk fırsatta başka bir kiracı ile değiştirmeye hazırlıklı olmalısınız.
Eşiniz acaba salgın hastalık varken de böyle yapıyor muydu; bize bir şey olmaz boş ver diyor muydu? Bunu kavga konusu yapmayın, şeytan oradan huzurunuzu bitirebilir ama dik durmayı da becerin. Allah yardımcınız olsun.
Elhamdülillah, alkolün haram olduğunu biliyor ve midenizi kirletmiyorsunuz. Allah Teâlâ sebat ve yükseliş nasip etsin size. Âmin. İşinizi değiştirin demeyiz ama onların içkili ortamlarından kalabildiğiniz kadar uzak kalın, zorunlu olup oturursanız ya da beraber bulunursanız da içkiye temas etmeyin, ortamı en kısa sürede terk etmeye bakın. O ortamın muhabbetinden uzak durun.
Eğer bununla kastınız, içine bu haram olan sıvıların karıştırılmış olduğu ise bunu sormaya bile gerek yoktur; alkol ebediyen haramdır. Hayır kastınız, bu sözü ettiğiniz nesnelerin kokusu verilmiş ve özellikle kâfirlerin zevki olarak kullanılıyor ise bu durumda da kâfirlere özenme açısından caiz olmayacaktır. Alkolün kendisi kadar olmasa da bir başka seviyede yine haram olur. Zira kâfirlere benzeşmeye neden olan şeylerde haram olma durumu vardır.
İstihale bir nesnenin yeni bir yapı denecek kadar kimyasının değişmesine verilen isimdir. Mesela bir kemik kimyasal olarak kemik niteliği kalmayacak şekilde değiştiğinde veya değiştirildiğinde o artık kemik olarak anılmaz. Ona kemik değil kemikten oluşma şu veya bu adı verilir. Özellikle Hanefi mezhebi fukahası bu şekildeki bir değişimden sonra necis olan bir nesnenin temiz olabileceğine hükmetmişlerdir. Bu hüküm alkol dâhil dinen necis kabul edilen şeyler için geçerlidir.
Bu, ateşin etrafında tur atmak gibi bir şeydir. Bu kadar helal ortamlar varken bunu tercih etmemelisiniz. Evet, alkol içmiş sayılmazsınız ama içenlerle beraber sayılırsınız. Evet, havuza girmezsiniz ama o havuz sizin şahsiyetinize zarar verir. Çok dikkat edelim, şeytan için küçücük gördüğümüz fırsatlar yeterlidir.