Fetva Meclisi
Soru
Müslüman olarak çevreci olmamız gerekmez mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Mü'min olarak yaşamak, küfrün tuzaklarına düşmemek olduğu kadar nefsin ve şeytanın hilelerine de takılmamaktır. Bir de en az onlar kadar önemli bir imtihan da çevre bataklığında boğulmamaktır. Çünkü çevremizi yok saymaya gücümüz yetmez. Zaten mümkün de değildir. İnsanların hepsinin iyi olduğu bir toplum düşünülemez. Toplum ne olursa olsun, mü'min olarak şahsiyetimizi korumak ve Allah'ın istediği tarzda yaşamak hedefimiz olmalıdır. Elbette tam istenen gibi olmayacaktır. Ama bizim hedefimiz en iyisine doğru koşmaktır. Durduk yerde sorun üretmeye de gerek yoktur. Kâfir kâfirliğini yapacak biz de imanımızın gereğini. Kendimizi müdafaa etmek zorunda kalmadıkça da sorun üreten olmayacağız. Zaten bizim samimi yaşantımız, Allah'ın yardımının bizimle olmasını sağlayacak, kalpler bizim lehimize yumuşayacaktır.
Şöyle bir tespit yapabiliriz: 1. Dinimiz temizliği emretmiştir. Bu temizlik bireysel olarak temiz olmakla başlayıp evden caddeye kadar insanın bulunduğu her yer için bir kuraldır. O kadar ki temizlik imanın yarısı olarak bize gösterilmiştir. Bu kuralı insanın bastığı her yer için geçerli görmek zorundayız. 2. Özellikle su konusundaki hassasiyetimiz, temizlik açısından bakılınca karşımıza çıkan en önemli mü'min kimlik ile bağlantı konulardandır. Tabiat deyince kastettiğimiz değerlerin başında su kaynakları gelmektedir. Tüketim tarzından kirletmeye varıncaya kadar su kaynaklarımız imanımızın çizgisinde görülmesi gereken değerlerimiz arasında olmalıdır. Suyun kirletilmesi ve israf edilmesi en temel kaynaklarımıza kadar önemli ikaz maddelerinden sayılmıştır. 3. Ormanlar, yeşil alanlar, tabiat olarak isimlendirilen mekânlar Allah’ın nimetleri arasındadır. Her nimet gibi bu nimeti de gereği gibi ve hakka riayet ederek kullanmak zorunludur. İnsanların yollarına zarar vermek, yol nedeniyle hakka tecavüz etmek bile ciddi bir uyarı konusu yapılmış iken, gelecek nesillerin hayati ihtiyaçlarını karşılayacak olan tabiata zarar vermek günah çizgisinin dışında kalamaz. Özet olarak isimlendirilecek olursak tabiata bireysel veya topluca verilen zararlar yeryüzünde ifsat yapmaktır ve haram olarak görülebilecek bir suçtur.
Aleykümselam.Allah'ın dinine davet etmek, dinin yaşanması için gayret etmek elbette görevlerimizdendir. Ne var ki, öncelikli ve şartsız görevimiz kendimizi ateşten korumak olmalıdır. Yanarak yanmaktan kurtarmak olmaz. Bu bir hatadır. Ashabı kiramdan daha büyük hizmet ehli olmak, onlardan daha iyisini yapmak mümkün müdür? Bir zaman sonra da, başkalarının namaz kılabilmesi için namazı terk etmek, birilerinin oruç tutması için oruç tutmamak gibi bir safsata çıkabilir önümüze. Örneğimizi günümüzün Müslümanlarından alamayız. Ashabı kiram bizim örneğimizdir. Kendinizi yaşıtlarınızla kıyaslamayın. Başarıyı da rakamlarla ve görüntülerle ölçmeyin. Allah'ın rızasına ölçün ölçtüğünüzü. Peygamber aleyhisselamın Sünnet'ine uyabildiğimiz kadar, ashabı kirama benzeyebildiğimiz kadar iyi yoldayız demektir. Medyanın şirin gösterdiğine imrenirsek aldanmış olabiliriz. Doğru olan az olabilir. Az olması doğruluğunu değiştirmez. Altın azdır demir çoktur ama demir hep demirdir.
Hayır, asla! Yananla yanmak gerekmiyor. Gündemimizi kendi ekseninde tutmaya çalışana alet olmamız gerekmiyor. Seviyemizi kendi seviyesizliklerine düşürmeye çalışanlara muhatap olmamız gerekmiyor. Biz bir ümmetiz, içimizde her çeşit insan bulunabilir, bulunacaktır da. Dışımızdan da darbe olabilir, içimizden de. İmtihan için bulunduğumuz bu hayatta, nereden geldiğine bakmadan imtihanın gereği olan sebat ve direnci göstermek imanımızın gereğidir. Gündemimiz Kur'an ve Peygamber aleyhisselamdır. Ebedi olarak da böyle kalacaktır. Bu izledikleriniz Allah Teâlâ’nın karşımıza çıkardığı sınama araçlarıdır. Değerlerimize ne kadar bağlı olduğumuzu ve ne kadar esen yele göre sallanan yaprak olacağımızı görmek ister Allah Teâlâ. Sabredip kazanacağız, sebat edenlerden olmaktan başka çaremiz olmadığını bileceğiz. Allah’a emanet ederim sizi.
İşte bu bir imtihandır; mü'min olduğu söylenen toplumun ortasında kâfirlerden beklenecek söz ve tavırlarla karşılaşmak! Bu bir imtihandır, biz de o imtihanı kazanmak zorundayız. Mü'min kimliğimizle var olup o kimliğin hakkını verme heyecan ve aşkı ile yaşayacağız. Her türlü şeytan darbesine karşı uyanık olacağız. Bu darbe mü'min olmayanlardan, mü'min olduğunu zannedip yanıldıklarımızdan hatta gaflete düşmüş mü'minlerden gelebilir. Biz yıkılmamak için hazır bulunacağız. Günlük ve sıradan cedelleşmelerin dinimize bir faydası olmadığı gibi bizim dindarlığımızı eritmeye sebebiyeti vardır. Soru soranın sorusuna cevap veririz ama cevabımızı tartışarak kendimizi ve heyecanımızı eritmeyiz. Temel mantığımız bu olacak. Bizim beraberimizde ve çevremizde melekler ve şeytanlar bulunuyor. Tavırlarımız ve sözlerimizden meleklerin sevinmesine yönelik tercihimizi hiç kaybetmeyeceğiz. Ve bileceğiz ki, bu mantığımızın karşılığında Allah’tan ecir bulacağız biiznillah. Sizlere dualar ederim, sizden de dua beklerim.
Bir kere şunu unutmayalım: Biz cenaze ile düğünü bir arada tefekkür edebilen bir ümmetiz. Bayramı bayram biliriz. Cihadı da cihat biliriz. Dünya nimetlerini kendimize haram etmeyiz. Ahiretimizi de dünya için çar çur etmeyiz. Denge ve bereket ümmetiyiz. Bu çizgide yürüyen bir mümin için bayramın olup biten ve kahreden her şeye rağmen bayram gibi olması gerekir. Çocuklarımıza bayram neşesi hissettirmeliyiz. Her şeye rağmen birimizin evinde toplanıp bir et ziyafeti yapmalıyız. Kucaklaşmalıyız. Tebessüm etmeliyiz. Fıkralar söylemeliyiz. Yeter ki, çizgi aşılmasın. Bunun için de başta israf olmak üzere haramlardan uzak bir bayram olmalıdır bayramımız. Mubahlara dalıp gitmemeliyiz. Gıybet ortamları oluşturmamalıyız. Acısı olan mümin kardeşlerimizi unutmamalıyız. Dünya müminleri olarak içinde bulunduğumuz ortamı yok saymak gibi bir dalgınlığa düşmemeliyiz. Dengeyi koruyabildikten sonra bayram bizim bayramımızdır.