İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Devletin ormanlarına, milli parklarına veya genele isim verecek olursam tabiata zarar vermenin, kirletmenin dini olarak günah boyutu olabilir mi? Yoksa böyle bir suç hukuki midir sadece?

Cevap

Şöyle bir tespit yapabiliriz: 1. Dinimiz temizliği emretmiştir. Bu temizlik bireysel olarak temiz olmakla başlayıp evden caddeye kadar insanın bulunduğu her yer için bir kuraldır. O kadar ki temizlik imanın yarısı olarak bize gösterilmiştir. Bu kuralı insanın bastığı her yer için geçerli görmek zorundayız. 2. Özellikle su konusundaki hassasiyetimiz, temizlik açısından bakılınca karşımıza çıkan en önemli mü'min kimlik ile bağlantı konulardandır. Tabiat deyince kastettiğimiz değerlerin başında su kaynakları gelmektedir. Tüketim tarzından kirletmeye varıncaya kadar su kaynaklarımız imanımızın çizgisinde görülmesi gereken değerlerimiz arasında olmalıdır. Suyun kirletilmesi ve israf edilmesi en temel kaynaklarımıza kadar önemli ikaz maddelerinden sayılmıştır. 3. Ormanlar, yeşil alanlar, tabiat olarak isimlendirilen mekânlar Allah’ın nimetleri arasındadır. Her nimet gibi bu nimeti de gereği gibi ve hakka riayet ederek kullanmak zorunludur. İnsanların yollarına zarar vermek, yol nedeniyle hakka tecavüz etmek bile ciddi bir uyarı konusu yapılmış iken, gelecek nesillerin hayati ihtiyaçlarını karşılayacak olan tabiata zarar vermek günah çizgisinin dışında kalamaz. Özet olarak isimlendirilecek olursak tabiata bireysel veya topluca verilen zararlar yeryüzünde ifsat yapmaktır ve haram olarak görülebilecek bir suçtur.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Şu dünyadaki varlığımızda her şeyin aslı imandır. İmanımız kadar kimliğimiz olur, amelimiz olur, şahsiyetimiz olur, sabrımız olur. Ashabı kiram ile aramızdaki kalite farkı da imandaki kalite farkından kaynaklanmaktadır. İmanımız güçlü tuttuğumuz zaman tek başımıza cihana meydan okuyacak kudretimiz olabilir. İman zayıflayınca da esen yelden bile çökecek bir kimliğimiz olur. Bu nedenle mü'minler olarak bu zamanda bütün himmetimizi öncelikli olarak imanımızı takviyeye ayırmak zorundayız. Ambalajla uğraşma yerine özle uğraşmalıyız. İmanımızı takviye için şunlara dikkat edilebilir: 1- İmanımızı öz olarak Kur'an ve Sünnet'ten alacağız. Felsefe ve ideoloji karışmış iman çökmeye mahkûm olur. 2- İmanî konularda örneğimiz ashabı kiram olacak. Gruplar ve sonraki nesillerden gelen şahıslar üzerinden iman örneklemesi yapamayız. 3- İman, insan üzerinde yansır. Bu da kimi izlediğimiz önemli duruma getirmektedir. Arkadaş çevremiz hatta iş çevremiz, oturup kalktığımız insanların hepsi imanımıza bir çeşit yön vermektedirler. Kendimize iyi bir çevre öz ifadesiyle 'salih arkadaş' çevresi oluşturacağız. 4- Günlük ibadetlerimiz, imanımızı sürekli takviye eder, canlı kalmasını sağlar. Bu nedenle de ibadetlerde ihmalin imana yansıyabileceğini bilerek tedbir alacağız. Namaz başta olmak üzere ibadetlerimizi imanımızın bekçisi bileceğiz. 5- Bilgili olmak iman için gereklidir. Kur'an ve Sünnet bilgisi başta olmak üzere bilgiyi beşikten mezara kadar ihtiyaç olarak görüp kabulleneceğiz. 6- Allah'ın koruduğu kulu dışında kimsenin garantisi yoktur. Sürekli dilimiz duada olacak ki Allah'ın muhafazası bizimle olsun.

Malum, ülkemizin gençleri ağır bir kültür emperyalizmine maruz kalıyor. Gerek in
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Çevrecilik, tabiatın bozulmasına karşı hassas olma adına kullanılan bir deyimdir. Mü’min, Allah’ın mülkünde başıboş değildir. Gören ve murakabe eden bir Allah’ın nimetlerini, hesabı sorulacak lütuflar olarak bilir ve değerlendirir. İsraf etmez, boşa kullanmaz. Mü’min, dere kenarında abdest alırken dahi suyu israf etmeme aşısı almış insandır. Kendisini ‘Allah’ın mülkünde geçici ve imtihan için bekleyen’ biri olarak gören için çevrecilik uyduruk bir sıfattır. Mü’min tabii insandır. Bozmaz, azmaz. Yaşadığımız dünyada çevreyi koruma mücadelesi yapanların çalışmaları görünürde güzel şeylerdir. Biz ise olaya farklı boyuttan bakıyoruz. Bugün insanlık, bir yandan çevre kirliliğinden şikâyet ederken bir yandan da en çok kirleten durumunda yaşamaktadır. Çevreyi kim ve nasıl kirletiyor? Bir iki pet şişenin sahile atılması ile oluşan kirlilikle, zalim devletlerin bir defalığına okyanuslarda denedikleri silah arasında benzerlik kurulabilir mi? Pasifik okyanusunda denenen bir silahın çevreye maliyeti, kaç milyar pet şişenin sahile atılmasıyla oluşur? İnsanlar pet şişeye baktırılırken, dünyanın geleceğini imha eden silahlar unutturulmaktadır. Yağmurları ve tarımı berbat eden sistemleri habire üreten laboratuvarlar takdir toplarken, anız yakan çiftçiler ayıplanmaktadır. Münafıklığın zirvesinde eğlenip duran bir anlayışın çevreci veya dağcı olması bir şey değiştirmez. Bize akidemizin verdiği terbiye, ikinci bir vasıf almamıza gerek bırakmamıştır. Biz çevreci olduğumuz için değil, Rabbimizin güzel nimetleri, her türlü korumaya layık olduğu için onları koruruz. Dünya, binlerce senedir kirlenmediği kadar yirmi-otuz yılda kirlendi. Son yüzyıla damgasını vuran uygarlık kimin uygarlığıysa onlar susmalıdırlar. Onlar, çevreci olmayı hak edemezler. Ne yazık ki, herkesten çok konuşuyorlar!

Müslüman olarak çevreci olmamız gerekmez mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Su hayattır. Allah’ın en büyük ve olmazsa hiç olmaz nimetlerinden biri sudur. Her canlı sudan yaratılmıştır, susuz yaşamak yoktur. Bu nedenle su konusu “su savaşları” oluşturacak çapta büyük bir konudur. İnsanların atık suları arıtıp kullanmayı keşfetmesini bir nimet olarak gördüğümü belirtmeliyim. Evet, bir tiksindirici ifade ilk bakışta kulağa çarpmaktadır ama hayat gerçeği ve insanın su ihtiyacı düşünüldüğünde bu bir ihtiyaçtır. Konu derin bir kimya, biyoloji ve fıkıh bilgisi gerektirmektedir. Bizim çapımızda cevap verilebilecek bir konu değildir. Bu konuyla alakalı yapılmış ilmi toplantılar vardır. O toplantılardan sizin için bir derleme yapabilirim: Kullanılmış suların varlığı sağlık açısından bir tehdittir esasen. Arıtma yöntemiyle bu tehdit nispeten de olsa uzaklaştırılmış olmaktadır. Belirttiğiniz arıtma yaklaşık olarak beş ayrı kademeden oluşuyor. Kaba atıkların arıtılmasından en son bakteri tasnifine varan bir süreç izlenmektedir. En son noktada sudaki mikroplar arıtılmış oluyor. Kimyasal olarak bu şekilde arıtılmış bir su önümüze konduğunda, derelerde akan sudaki RENK, TAT, KOKU aynı ise yani bu üç şey aslı gibi ise ve tıbben insan sağlığı açısından bu arıtılmış suda sakınca yoksa bu su temizdir, kullanılabilir. Arıtmadaki düzeye göre tarımda, günlük kullanımda, ibadetlerde ve içmede kullanılabilir. Bizim için iki çizgi önemlidir: a- Renk, tat ve kokunun aslı gibi olması, b- Tıbben insan sağlığına zararının olmaması. Bu iki ayrıntı ile helallik ortaya çıkar veya kalkar. Evet, Anadolu insanı bu konuyu mide bulandırıcı olarak görecektir ama iyi düşünüldüğünde gerçek bunu kabul edeceğimiz yola götürür bizi. Kirletip toprağa saldığımız sular da bir tür bu şekilde arınıp tekrar temiz su olarak bize dönmekte değil midir?

Biz Avrupa’da yaşıyoruz. Şöyle bir sorun bizi meşgul ediyor, yardımcı olursanız
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

1- İnsan olarak hataya müsait yaratıldık. Bütün insanlar hata edebilirler, etmektedirler de. Sadece Allah Teala'nın nebileri bundan korunmuşlardır. Bu durumda biz hata işlemekten ötürü değil de hata işlemeye karşı laubalilikten ötürü sıkıntıya girebiliriz. Kul olarak, hangi çeşidi olursa olsun hatadan sakınmalıyız, tekrarlamamaya gayret etmeliyiz. Ama işlenen bir hata kesinlikle işimizin bittiğini, artık rahmet kapılarının bize kapandığını göstermez. Bilakis işlenen her hata rahmete daha çok muhtaç olduğumuzu gösterir. Bir yandan hata ederken bir yandan da vazifelerimizi yapmaya çalışıyorsak işte tam anlamıyla insanız demektir; yapacak bir şey yoktur, yola devam edeceğiz. Hedefimiz, iyiliklerle kötülüklerin mizana konduğu gün iyiliklerin çok gelmesi için çalışmaktır. Unutmayalım ki, bir tek iyiliğin fazla gelmesi kazanmamız, cennete girmemiz demektir. Hedef belli, sorun belli, çare bellidir. 2- Tevbeden bıkmak, tevbeyi sulandırmak diye bir şey yoktur. Bin kere, milyon kere de olsa başka bir yol yoktur. Nefes alır verir gibi tevbe yolunu kullanırız. 3- Günahlar konusunda dikkat edilmesi gereken hassas noktalardan biri çevre meselesidir. İnsan tek başına yaşayamadığına göre kendisine iyi bir çevre oluşturmalıdır. İyiyi bulamayan ise en az kötü olanı aramalıdır. Eğer bir günahta ısrar ediliyorsa bu, o günaha teşvik eden çevrenin etkisinin giderilmediğini gösterir. Önce çevre temizliği için çalışmak şarttır. Salih kullarla oturup kalkmak, gıdadan göz temizliğine kadar her alanda helale yönelmek zorundayız. Allah'a emanet olunuz.

Hocam günahta ısrar ettiğimizin farkına nasıl varabiliriz? İşlediğimiz günahta,
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Arıtma cihazı satanların sudaki kirliliği abarttıklarını, adeta mevcut suları içenin çamurlu su içtiklerini izah eder gibi tanıtım yapabileceklerini bilmemiz gerekir. Evet, bir su arıtıldığında arıtma cihazının farklılığına göre içinden istenmeyen şeyler çıkabilir. Bu normaldir. Neticede biz akü suyu içmiyoruz, içemeyiz de. Şehre su veren resmi kurumun su kalitesi ile alakalı vereceği bilgiyi esas almamız gerekir. Aksi takdirde su nimetinden yoksun kalabilir ya da kendimizi sudan uzak tutacağımız bir takıntıya düşebiliriz. Arıtma cihazının kullanılması eğer resmi kurumun ürettiği su için “içilmez” raporuna dayanıyorsa cihazı kullanmamız bir zaruretten kaynaklanacağı için “böyle bir cihaz her şeye rağmen kullanılabilir” deriz. Resmi kurumun böyle bir raporu yoksa kullanacağımız cihazın suyu israf etmesi durumunda böyle bir cihaza caiz denmesi mümkün değildir. Muhakkak kullanılacaksa israf edilen suyu ikinci bir kullanım alanında tüketme şartı ile “kullanılabilir” deriz. Zira su, Allah’ın en büyük nimetlerinden biridir ve insanlığın gitgide hayatına mal olacak sorunlarından biri olarak önümüzde durmaktadır. Bir bardağını bile israf edemeyiz. Meselenin özeti budur.

Hocam sular çok fazla kireçli olduğu için insanlar arıtıcı taktırıyorlar. Suyun
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kâinattaki her varlık Yüce Allah tarafından belli bir düzen, gaye ve hikmete dayalı olarak yaratılmıştır. Tabiatın işleyişinden gezegenlerin hareketlerine kadar her şey Yüce Yaratıcının takdir ettiği belli bir ölçüye ve bir nizama göre varlığını sürdürmektedir. (Yûnus, 10/5; el-Kamer, 54/49) Bu nizam ve işleyiş içerisinde özel bir statüsü olan insan, akıl nimeti başta olmak üzere pek çok üstün kabiliyetle donatılmış ve vahye muhatap kılınarak diğer varlıklar arasında ayrıcalıklı bir konuma yükseltilmiştir. İnsanın yeryüzündeki en temel vazifesi, varoluşunun gaye ve hikmetini idrak ederek buna uygun bir hayat sürdürmeye gayret etmektir. Bu amaçla insan, Allah Teâlâ’ya samimiyetle bağlanıp iman ederek iyi, güzel ve sağlam işler yapmalı; hayatı boyunca adalet, iyilik ve merhamet gibi temel insani değerlerden ayrılmamalıdır. Nitekim İslâm’ın önemli kavramlarından olan “ihsan” ve “itkan”, insanın işini en iyi, en sağlam ve en güzel şekilde yapmasını ifade eder. Dünya hayatında insanın Rabbine, kendisine ve içinde yaşadığı topluma karşı olduğu gibi tabiata karşı da çeşitli sorumlulukları vardır. Bu durum insana, öncelikle tabiatın bir nimet ve emanet olduğu bilinciyle, onu tahrip ve ifsat etmeden hareket etme sorumluluğu yükler. Zira söz konusu sorumluluk ihmal edilip tabiata zarar verecek işler yapıldığında bunun olumsuz sonuçları yine insana dönecektir. (er-Rûm, 30/41) Bugün dünya çapında yaygınlık gösteren kuraklık, sel vb. felaketlerin bir sebebi de insanoğlunun tabiata karşı tamahkâr ve hoyratça davranışlar sergilemesidir. İnsan, tabiatla ilişkisinde Allah’ın evrene yerleştirdiği kanunlara uygun hareket etmek ve gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Yerleşim yerlerinin inşa ve imarında doğal afet riskini hesaba katmak, zemin, malzeme ve inşa teknikleri başta olmak üzere gerekli tüm iş ve işlemleri söz konusu kurallara göre planlamak bu sorumluluğun kaçınılmaz bir gereğidir. Zira tabiatın işleyişini dikkate almayan yapılanmalar afet risklerini beraberinde getirmektedir. Aklı, irâdesi, inancı, vicdanı ve başka hiçbir canlıda bulunmayan kabiliyetleri, insanoğlunu her konuda olduğu gibi tabiatla ilişkisinde de sorumlu kılmaktadır. İnsanın bu bilinçle hareket etmesi ve gücünün yettiği hususlarda üzerine düşeni hakkıyla yaparak gerekli tedbirleri alması Yüce Allah’ın emridir. Dolayısıyla afetleri ve meydana gelen acı neticelerini, insan irâde ve sorumluluğunu yok sayarak tamamen kadere yüklemek doğru değildir. Hiçbir acının, hüznün ve meşakkatin olmadığı tek yer, ebedî mutluluk yurdu olan cennettir. Bu bakımdan dünyanın, insanın hiç üzülmediği, yorulmadığı, problemlerle karşılaşmadığı, sadece iyilik ve güzelliklerle dolu bir yer olduğu düşüncesi hayatın gerçekliğine uygun değildir. Nitekim insanoğlu tabiatın doğal işleyişinden kaynaklanan birtakım afet ve sıkıntılarla karşılaşabileceği gibi kendi ihmal ve hatalarının acı neticeleriyle de yüzleşmek durumunda kalabilmektedir. İnsanoğlu dünyada ebedî hayatına hazırlanacağı bir imtihan sürecindedir. İnsanın bilme ve irâde etme özgürlüğü gibi kabiliyetlerine binaen muhatap olduğu bu süreç, aynı zamanda, ona anlamlı bir hayat sürdürme imkânı sunmaktadır. İnsan yaşadıklarını doğru değerlendirerek başına gelen hadiselerden ibret almalıdır. Doğal afetlere maruz kaldığında da dersler çıkarmalı, sorumluluklarını hatırlamalı, maddî ve manevî alanda yapması gerekenlere yönelmelidir. İnsan, bir arada yaşamanın gereği olarak başkaları tarafından yapılan hataların sonuçlarıyla da karşı karşıya kalabilir. Böyle bir durum karşısında sergilediği tavır biçiminden sorumludur. Nitekim Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır: “Hanginizin daha iyi işler yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O’dur” (el-Mülk, 67/2); “Her canlı ölümü tadacaktır. Sizi hem iyi hem de kötü durumlarla deneriz; sonunda bize döneceksiniz.” (el-Enbiyâ, 21/35) Dünya imtihanında başarılı olabilmenin yolu, afet ve musibetler karşısında serinkanlı tutum ve davranışlar sergilemekten geçer. Başına gelen sıkıntı ve ıstıraplara sabredip en güzel şekilde mücadele edenler, ahirette büyük bir mükâfata, ebedî bir huzur ve refaha kavuşacaktır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de “Sabredenlere mükâfatları hesapsız verilecektir.” (ez-Zümer, 39/10) buyrulur. Ancak musibetler karşısında sabretmek, hiçbir şey yapmadan sadece beklemek ve sıkıntılara çaresizce katlanmak değildir. Aksine sabırlı davranmak, başa gelen olay karşısında metanet göstermek ve isyana düşmeden olumsuz neticeleri gidermek için azim ve kararlılık göstermektir. Bu gibi durumlarda yapılacak en önemli ve öncelikli şey, afetlerden zarar gören insanların maddî ve manevî yaralarının sarılması ve acılarının hafifletilmesi için elden gelen bütün gayretin sarf edilmesidir. Müslüman’ın başına gelen hadiseler karşısında metanet ve sabır göstermesi, ebedî nimetlere kavuşmasının da vesilesidir. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s.) “Müminin durumu ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine mahsustur. Bir güzellik kendisine verildiğinde şükreder; bu onun için hayır olur; başına bir sıkıntı geldiğinde ise sabreder; bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd, 64 [2999]) buyurmuştur. Yüce Allah’ın kullarına karşı rahmet ve merhameti sınırsızdır. Bu bakımdan Müslüman, başına gelen afet ve hastalık gibi zor ve sıkıntılı hadiselerin Allah’ın rahmetiyle karşılık bulacağını bilmelidir. Nitekim Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de çeşitli vesilelerle kullarını sınayacağını haber verirken, bu süreçleri Allah’a yönelerek sabır ve teslimiyetle karşılayanları şöyle müjdelemektedir: “İşte rablerinin lütufları ve rahmeti bunlar içindir.” (el-Bakara, 2/157) Aynı şekilde Hz. Peygamber (s.a.s.), mümini inciten ve kendisine sıkıntı veren her hadisenin onun arınmasına ve ahiretteki derecesinin yükselmesine vesile olacağını haber vermiştir. (Müslim, Birr, 52 [2573]; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 1 [3089]) Allah Resûlü (s.a.s.) ayrıca, afetlerde hayatını kaybeden müminlerin şehit hükmünde olduğunu müjdelemektedir. (Müslim, İmâra, 164 [1914]; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 15 [3111]) Bütün bunların yanında zor zamanlarda dua, niyaz ve yakarışlarla manevî duyguları güçlendirmek ve geleceğe dair umudu korumak büyük önem taşımaktadır. Nitekim Yüce Rabbimiz, “Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki şüphesiz ben (onlara) yakınım, bana dua ettiğinde dua edenin dileğine karşılık veririm.” (el-Bakara, 2/186) buyurarak her durumda kullarını kendisine yönelmeye davet etmektedir. Zira dua insanı teskin ederek maneviyatını besler, zorluklar karşısında dayanıklılığını artırır ve onun Allah katındaki değerini yüceltir. Sonuç olarak müminlere düşen görev, zor zamanları sabır ve metanetle karşılamak, dünyanın neresinde olursa olsun afet ve musibetlere maruz kalanlara yardım etmek için seferber olmak, afetlerin ortaya çıkardığı acıları azaltıp yaraları sarmaya gayret etmek ve bir daha bu tür afetlere maruz kalmamak için beşeri planda atılması gereken adımları atarak elden gelen her türlü tedbiri almaktır.

Müslüman’ın afetlere bakışı nasıl olmalıdır?

çevre konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

• Çevreniz sizi etkiliyordur. Bu çevre, arkadaşlarınız da olabilir izlediğiniz medya, sosyal medya da olabilir. • Din olarak geleneği anlamış olabilirsiniz. Kur'an’ımızın ve Ashab-ı Kiramın örneği olduğu dini alsanız ufkunuz daha geniş olurdu. • Dinin hayat boyu yaşanacağını, bir okul gibi birkaç yıl sonra diploması alınan bir nesne olmayacağını bilememişsinizdir. • Sabretmeyi bilmiyorsunuzdur. • Sizi eğiten yönlendiren hocalar dar görüşlüdür. • Geçmişe ve olaylara takılıp kalıyorsunuzdur. • Mübahlarda aşırıya gidiyorsunuzdur. • Allah’tan başkasını/başka güçleri korku konusunda abartıyorsunuzdur. • Yaşam tarzınızda dengesizlikler, sağlık sorunları vardır. • Kalp amelleri, kalp dünyası konusunda zayıfsınızdır. • Sünneti ihmal ediyorsunuzdur. • Gereksiz hamaset, yersiz beklenti içindesinizdir. • Ve günahlarınızdan tevbe istiğfar etmiyorsunuzdur. Bunlar veya bunlardan birkaçı neden olabilir. Neden olanı tespit edip düzeltmeye çalışınız.

Neden dini açıdan moralsiz oluyorum bilemedim. Olmayacak, yapamayacağım zaten ki
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

• İnsanların arzusunu gerçekleştirmek diye bir şey yoktur, bunu boşuna beklemeyin. Siz hak ve gerekli olanı yapın, takdir beklemeyin. Takdir gelirse şükredin. • Güzel konuşun, nazik olun. • İnsanların ellerindeki nimetlerden gözünüzü kesin. • Kaba olanla kaba olmayın, siz size uygun olan gibi olun. • “Müslüman elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği insandır” kuralına göre olun. • Kimseden bir şey istememeye bakın. • Affeden, düzelten olun. • Dış görüntüyü abartmadan önemseyin. • Tebessüm etmeyi tercih edin. • Karşınızdakilerin konuşmasına fırsat verin ve onları dinleyin. • Tartışmayın. • Dua edin insanlara ve onlardan dua isteyin.

Çevremdeki insanları bir türlü memnun edemiyorum. İnsanlarla ilişkilerimde bana
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Acilen çevrenizi kontrol edin. Sizi teşvik edecek yeni bir çevre bulun. Alenen işlediğiniz bir günah olabilir, onu terk edin bereketiniz geri gelsin. Büyük lokma yenmeyeceği gibi büyük ve hızlı geçişler yaptığınız için tıkanmış olabilirsiniz. Daha adım adım yol almaya bakın. Kur'an okumanız gerekir. Az da olsa her gün Kur'an okuyun. Dua edin.

Hocam ben üç sene önce tesettüre girmiş genç bir bayanım. Elhamdülillah ilk sene
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sana kitap gerekmiyor. En büyük kitap olan Kur'an sendedir zaten. Sana iki şey gerekiyor: Çevre ve irade. Çevreni iyi arkadaşlardan oluştur ve iradeni kullanmayı öğren. Bunun için istersen bir psikoloğa da gidebilirsin.

Hocam ben İlahiyat Fakültesi öğrencisiyim ve geçen yıl hacca gittim. Böyle bir İ
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu konuda dini bir emir veya yasak yoktur. Meseleye sağlık ve çevre açısından bakılmalıdır. En uygun olanı gömmek ise gömülmelidir.

Bir nedenle ölen hayvanı gömmek gerekir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Önce, büyük haramları işleyenler ve sıradanlaşanlar diye ikiye ayırmalıyız insanları. Ve hepsine karşı biz hakkı hatırlatan durumunda olacağız. Sözün bittiği yere gelince de büyük haramları işleyenlerle aramıza mesafe koymak zorundayız. Kavga gürültü etmeden mesafeli ve seviyeli bir ilişki içinde oluruz. En son olarak da bütün bağlantılarımızı keseriz. Onların yanlışları bizim de yanlışlara kayma sebebimiz olabilecek bir noktaya gelince müsamahalı uygulama biter. Ama bu noktaya gelmemesi için çabalamak gerekir.

Hocam yakın çevremdeki İslam'dan uzak kişilere tavrım ne olmalı?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.