Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm. Hocam benim sorum; günümüzde var olan NATO, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler gibi kurumların çatısı altına Müslüman ülkeler de dâhil olmalı mıdır? Günümüzde bu konuyu birçok kişiyle konuştuğumuzda “şimdi şartlar değişti, İslam Birliğinin sağlanmasının imkânı yok, o zaman bu gibi kurumlarda yer alarak Müslümanların sesi olabiliriz” diyorlar. Üstelik örnek olarak da Hz. Yusuf'un Mısır örneğini ve peygamber efendimizin ashabına Habeşistan’a gitmelerini söylemesini örnek veriyorlar. Hocam bu konu gerçekten de çok önemli, anlayamıyorum ne değişti? Acaba ezelden beri hak batıl savaşı devam ederken gerçekten ne değişti de böyle düşünmeye başladık? Gerçek manada doğru olan nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Bu ve benzeri hususlarda kimsenin kimseyi tatmin etmesi mümkün değildir. Tatmin olmak için sizden cevap isteyen yoktur zaten. Herkes kendi görüşünün en doğrusu olduğuna inanıyor. Siz, kalbinizin tatmin olduğu tarafa dikkat edin, başkalarının kanaatlerini önemsemeniz gerekmez. Allah'ın hükümleri ile hükmetmeyen hatta o hükümleri yok sayan bir sistemi, Müslüman'ın kendisine ait görmesi elbette kabul edilemez bir hatadır. Hatta bu kabullenmede samimiyet varsa bunu imandan kayma olarak da görebiliriz. Yalnız tevil ederek yani esasen o sistemi benimsemediği hâlde, bazı tevillerle içinde bulunanlar için aynı şeyleri söylemek gayet tehlikelidir. Bundan Allah'a sığınırız. Olsa olsa bir hatadan söz edebiliriz. Bir başka husus da biz Müslümanlar olarak, vazifemizi yanlışları bulma ve ikaz etme ile sınırlandıramayız. Asıl vazifemiz bize ait olanı ihya etmektir. Bunun için herkes çalışmalıdır.
Aleykümselam.İhvan, yaklaşık doksan senedir mücadele eden bir kurumdur. Doksan yıldan beri defalarca benzer zulümlere uğradılar. Belli bir birikimleri var. Bir de oradaki şartları buradan takdir etmek çok doğru olmayabilir. Yapılması gerektiğini düşünerek yaptılar bir. İkincisi de, onların bir istişare heyeti var. O heyette ulema da bulunuyor. İstişare ederek yaptıkları şeyden de biiznillah mesul olmazlar. Biz duamızı edelim. Şunu da unutmayalım: Küfrün zulmü bir sebep aramaz. Evinde otursalardı da akıbet bu olabilirdi. O zaman da o muhteşem şehadete eremezlerdi.
Dinimiz ‘bana göre/bence’ düzeyinde bir din değildir. Allah onları cehennemlik ilan ederken bizden birinin cennete taşımakta ki heyecanı neye göre belirlenecek, bu bir hastalık değil midir? Bizim öncelikle kendi durumumuzu, halifesiz, başsız bir ceset görüntümüzü konuşmamız ve çare üretmemiz gerekir. O tür bir sözün ilmi bir dayanağı yoktur. Öyle bir Yahudi ve Hristiyan da yoktur zaten.
Selamünaleyküm. Güzel kardeşim, Şeytan sizi alkol ve benzeri haramlarla vurabileceği gibi temiz duygularınızla da vurabilir. Dikkat etmelisiniz. Güzelin peşinde olmak, helak olmak değildir. Daha teennili olmanız gerekir. Ne orada ne de Türkiye'de aradığınız yer yoktur. Siz, aradığınız yeri icat edeceksiniz biiznillah. Daha kapsamlı ve daha rahat düşünmeye çalışın. Sabırlı olun.
Allah yardımcımız olsun. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, belirttiğiniz konularla ilgilenmeye hiç sıra geleceği yok gibidir. Büyük bir iman erimesi var bu zamanda. Ve biz bidatlerden önce iman erimesine karşı mücadele etmeliyiz. Adeta bir kulağınızı ve bir gözünüzü kapatın, öyle girin çıkın kurumlara. Durum çok vahim, zaman çok dardır. Ne yazık ki böyle. Allah’a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Bir oluşumda yabancıların parmağı olması o oluşumun İslam dışı olmasını gerektirmez. Vahhabiler olarak adlandırılan kesim kesinlikle Müslümanlardandır; biz onlardan onlar bizdendir. Mevcut bir Hilafetin yıkılmasında bilmeyerek de olsa destek olmuşlardır. Bu da geçmiş gitmiş bir olaydır, hesabı Allah'a kaldı. Şu anda ise o insanlar, bütün dünya Müslümanlarını karşılarına alacak bir siyaset izlemekte, en tehlikeli nokta olan kâfirlikle itham eden bir siyaset izlemektedirler. Bu da onların ittikleri kadar itilmişliklerini getirmiştir. Allah Teâlâ hepimizi rızasına göre yaşamaya muvaffak kılsın.