Fetva Meclisi
Soru
İlmihal okumaları yapıyorduk bir konuyu anlayamadık, bize kısa bir özet yaparsanız size dua ederiz: Ölünün sağlığında yapmadığı ibadetleri varisleri arkasından kaza edebilir mi, ederse yerini bulur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Ölen kişi, üzerindeki oruç borcunu kaza etmeye fırsat bulmadan ölmüşse sizin yapacağınız bir şey yoktur. Ölen kişi, tutamadığı veya tutmadığı oruçları tutma fırsatı bulduğu halde tutmadan ölmüşse fukahanın çoğunluğuna göre onun adına oruç tutmanız mümkün değildir. Çünkü bu bir bedeni ibadettir; sahibinin onu eda etmesi gerekirdi. Ölen kişinin bu konuda vasiyeti vardı ise bu durumda tutamadığı her gün için bir fitre miktarı sadaka verebilirsiniz. Hadis ehli bazı ulemanın, böyle bir durumda ölü adına oruç tutulabileceğine dair görüşleri bulunduğunu da not etmiş olayım. Sizin mezhebiniz Hanefi mezhebi ise yukarıdaki gibi davranırsınız. Allah'a emanet olunuz.
Eğer kendinize ait maddi imkânınız yoksa Hanefi mezhebini esas alarak yalnızca geçmiş günlerin kazasını tutun. Ama zenginseniz (babanızın veya annenizin zenginliğini kastetmiyorum) geçirdiğiniz Ramazan aylarını kaza ederken ayrıca her geciken yıl için de her güne ait bir müdd fidye (130 TL) vermeniz gerekir. Dokuz yıl önce yalnızca bir gün kazaya kalmış bir orucun bugün kaza edileceğini farz edersek "bir gün kaza, dokuz fidye" ödemeniz gerekir. Kalanını buna göre hesap edersiniz. İfade ettiğim üzere yapamazsanız bu konuda Hanefi mezhebini taklit ederek yalnızca tevbe ve kaza edebilirsiniz. Allah yardımcınız olsun.
Zengin olup da hacca gidemeden ölen bir kimse, bıraktığı maldan kendi yerine hac yapılmasını vasiyet etse ve terekenin (ölenin bıraktığı mal) üçte biri bunun için yeterli ise vârisleri tarafından bu vasiyet yerine getirilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/605-606, 609, 610) Zira Hz. Peygamber (s.a.s.), haccetmeyi adayıp da haccedemeden ölen kadının yerine haccetmek isteyen kızına izin vermiştir. (Buhârî, Cezâü’s-sayd, 22 [1852]) Böyle bir vasiyette bulunmamışsa vârislerinden herhangi birisi kendi malından onun adına hac yapabilir. Bu durumda ölenin hac borcunun düşmesi umulur. (Semerkandî, Tuhfe, 1/426; Kâsânî, Bedâ’i, 2/213)
Bu konuyu “ibadet için mali olarak borçlanma” başlığı ile inceleyebiliriz. Öncelikle şunu tespit etmemiz gerekiyor: Allah Teâlâ kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez. Dinimizin en temel ilkelerinden biri budur. Bir ibadet mal üzerinden yapılan ibadet ise mesela hac, kurban, zekât ve benzerleri, kul o ibadeti yerine getirecek mala sahip olmadıkça Allah ona söz konusu o ibadeti emretmez. Buna rağmen kul böyle bir ibadeti ekonomisi uygun olmadığı hâlde borçlanarak da olsa yapmak istiyorsa o zaman şu prensipleri fıkıh kitaplarından derleyebiliriz: Borçlanmak olağan dışı görülmesi gereken bir iştir. Borcu günlük hayatın akışı içinde doğal görmemeliyiz. Zaruri veya zaruriye yakın işler ve gerekler için borçlanılmalıdır. Borç bir insanın hayatında ne kadar yer tutuyorsa o insanın dini ve insani kimliği de o kadar soruna muhatap demektir. Bu da kalp huzuru için sakıncalıdır. Borçlanıldığında da ödeme ve yerine koyma gücü nispetinde bir borçlanmaya gidilmelidir. Bu da israf veya lüks denebilecek bir iş için asla borçlanılmaması gerektiğini göstermiş oluyor. Borç asla faiz gibi bir haram üzerinden veya netice olarak faize götürecek bir yöntem ile olmamalıdır. Fıkıh kitaplarından derlenebilecek bir örnekte mesela abdest suyunu ancak satın alma ile bulabilen bu satın alma için de borçlanması gereken ama borcunu ödeyecek nakdi bulunmayan birine fukaha teyemmüm etmesini ve borçlanmamasını söylemişlerdir. Aynı şekilde namaz için gerekecek tesettürü temin etmeyi ancak borçlanarak sağlayabilecek birine de borçlanarak da olsa tesettürü temin etmesinin farz olacağını sadece fukahanın bir bölümü söylemişlerdir. Bir bölümü de bu nedenle borçlanması gerekmeyeceği kanaatindedir. Zekât için yeterli malı bulunan ama ödeme gününde elinde nakdi olmayan birine başka bir yerden nakit bulup zekâtını ödemesine fukahanın büyük bir bölümü sadece müstahab/iyi bir iş olma gözüyle bakmıştır yani gerekir dememişlerdir. Hac gibi bir ibadeti yerine getirmek için borç almadıkça fırsat bulamayan birisi için cumhur fukaha(fukahanın geneli) borç alması gerekmez demişlerdir. Bu meselede farklı bir ayrıntı getiren bazı fakihler, zamanında imkânı vardı da haccı savsakladığı için yapamadı ise borç bulup gitmesi gerekir demişlerdir. Üzerine kefaret gereken birisinin borç bulmaktan başka alternatifi yoksa borç alarak kefareti ödemesi gerekmez. Hanefi fukahası parası olmayanın borç alarak kurban kesmesini mekruh görmüşlerdir. Bu örneklere bakıldığında fıkhımızın ibadet maksatlı bile olsa borçlanmayı değil borçtan uzak durmayı teşvik ettiği görülmektedir.
İbadet, Allah Teâlâ’nın emridir. Kul, ibadetleri hayatına uydurmaya değil, hayatını ibadetlere uydurmaya gayret etmelidir. Her ne kadar mezhep kolaylıkları zaman zaman zaruretlerde istisna uygulanabilse de bu tür geçici ruhsatlara başvurmadan önce kişinin, kendi şartlarını ibadetlere göre yeniden düzenleme çabası içinde olması gerekir. Hanefî mezhebine göre vakitlerin birleştirilmesi (cem') caiz değildir. Ne namazı erkene almak (cem-i takdim), ne de geciktirerek kılmak (cem-i tehir) mümkündür. Ancak sûrî cem adı verilen uygulama ile bir namazı vaktinin sonunda, diğerini de kendi vaktinin başında kılmak suretiyle zorluk bir ölçüde aşılabilir. Örneğin, öğle namazı vaktinin sonunda öğle, ikindinin vakti girmesiyle hemen akabinde ikindi namazı kılınabilir. İş ortamı zorsa, kişinin ilgili amirle görüşüp namaz molası konusunda çözüm araması, yalnızca farzları kılarak süreyi asgariye indirmesi, mescide gitmek yerine uygun bir köşe veya odada kılması, vakti kaçırma riski varsa yukarıda bahsedilen sûrî cem yöntemini kullanması mümkündür. Ama bütün bunlara rağmen hâlâ çözüm bulunamıyorsa, kişi hem işini hem ibadetini koruyacak şekilde meşru çözüm arayışına devam etmelidir. Asıl olan, kolay yolu değil doğru yolu tercih etmek, kolaylık varsa da doğru olanda aramaktır. Son söz olarak, Rabbimiz bize namazda sebat göstermeyi emretmiş, kolaylığı da kulluk içinde aramamızı istemiştir. Niyet halis olduktan sonra, samimi gayretin mutlaka bir karşılığı olacaktır.
Bidat olmaması için illa ayet veya hadis olması gerekmez. Sahabe ve tabiîn uygulamaları da dinin bir kaynağıdır. Bile isteye namazı terk eden birinin kaza etmesi gerektiği, tarihi uygulamalarda sahabeden itibaren devam eden bir gelenek olmuştur. Hanefi, Şafii ve Maliki mezhepleri bu konuda icma etmiştir. Yani sadece "mezhep çıkardı" diye değil, ümmetin büyük çoğunluğunun uyguladığı bir hükümdür. Bile isteye namazı terk eden bir kişinin tevbe etmesi farzdır. Ancak bu tövbenin kabulü için terk edilen namazların kazası, geçmiş günahın silinmesi adına bir kefaret hükmündedir. Şafii mezhebinde kaza namazın varsa sünneti kılmanın yasak olduğu hakkındaki bilgin de yanlıştır. Şafii mezhebinde bazı âlimler, "çok fazla kaza borcu olan bir kişinin nafile namazlarla meşgul olmaması gerektiğini" söylemişlerdir. Yani öncelikle kazalar tamamlanmalı, sonra nafile namazlara yönelmelidir. Ancak bu, sünnet namaz kılmanın yasak olduğu anlamına gelmez. Özellikle sabah namazının sünneti, Şafii mezhebinde kaza borcu olsa bile terk edilmez. Yani kaza borcun varsa kazaları öncelikli kıl ama sünnetleri bırakmamanı tavsiye ederim.
adak konusundaki diğer fetvalar
Adağını tutabilirsin de YEMİN KEFFARETİ de verebilirsin. Bu tür adaklar ile normal adaklar aynı değildir. Evlenmeni ise tercih ederiz. Fıtrata daha yakın olan evlenmendir. Hafızlığı ileriki dönemlerde de tamamlayabilirsiniz.
Yapmaya “niyet etmek” başka şey o işi “yapmayı adamak” başka şeydir. Adak yapmadı ise tutamadığında bir sıkıntı olmaz. Allah kabul buyursun.
Her gün için bir fakire bir fidye verin. Bir fidye Ramazan sonunda verilen fitre miktarıdır. Allah afiyetinizi daim etsin.
O zamanki hatandan ötürü tevbe et, istiğfar et. Öyle haram bir güzergâhtaki kimse ile de barışma, öyle kalsın.
Adak şeklinde yaptı iseniz onu yeniden tamamlarsınız. Sadece niyet ettiyseniz şu anda yapacak bir şeyiniz yoktur. Allah kabul etsin.
Adak tavsiye edilen bir şey değildir. Adak yerine dua etmek daha iyidir. Adak yapılıp da adanan şey yerine gelince de o sözde durulmalıdır. Adaktan zor diye dönmek yoktur. Evet, bir yıl oruç zordur ama adamış bulundunuz. Yapacağınız şudur: Bu adağı yerine getireceksiniz. Daha uygun bir zamanı bekleyebilirsiniz. Sağlık açısından böyle bir oruç tutamayacağınız anlaşılırsa her gün yerine bir FİDYE verirsiniz.