Fetva Meclisi
Soru
Hocam, Osmanlı soyunun Hz Osman’a veya Hz Ebubekir’e dayandığı şeklinde rivayetler duyuyoruz, bunlar doğru mudur?
Cevap
Benzer fetvalar
Efendimiz aleyhisselamın ebeveyninin akıbeti ile alakalı net bir bilgimiz yoktur. Âlimlerimiz farklı görüşler üzerinde mütalaatalarda bulunmuşlardır. Kesin hükmü ise ancak Allah Teâlâ bilir. Bizim derste vurguladığımız nokta ise efendimiz aleyhisselam'ın mübarek gözünden yaş akıtan şeyler sadece müşriklerin eziyeti değildi. Böyle ağır bir yara da onu üzmüştü. Bu kadarını anlayabiliyoruz meselenin.
Hassasiyetinizde ilke olarak haklısınız. Ancak o konuşmada eğer dikkatli dinleyebildi iseniz, o tür uygulamaları tavsiye veya teşvik yapmış da değiliz. O isimler etrafında bu tür bilgilerin, o nesillerde kalite ve heyecanın ne düzeyde olduğuna işaret etmeye çalıştık. Meseleyi bir de bu zaviyeden görmeye çalışınız. Allah yardımcımız olsun. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Bu, ihtimal kıyamete kadar kimsenin çözemeyeceği kadar köklü bir yer edinmiş sorunlardandır. O yolu izleyen mü'minlerin niyetlerini Allah Teâlâ bilmektedir. Onları itham etmek kimsenin görevi değildir. Samimi niyetlerle yapıyorlarsa ve bunun üzerinden kişisel zevklerini tatmin etmek ve menfaatlenmek gibi bir tutum içinde değillerse onlarla mücadele etmenin yersizliğini düşünüyorum. Yaşadığımız dönem, insanların yanlışlarını tespitten çok neyin doğru olduğunu ispat etme dönemidir. Eğer tasavvuf hatalı ise hatasız olan zühdü ortaya koymalıyız. Birileri Allah'ı zikretmeyi teşvik için tasavvufu metot olarak kullanırken hata ediyor, diğerleri de Allah'ı zikrin ne tilavet ne tesbihat olan hiçbir çeşidi ile meşgul olmadığı hâlde, sadece başkalarının yanlışlarını tadat ederek İslam'a hizmet ediyorsa bu kabullenilemez. Herkes doğru bildiğini yapsın, hesabımız Allah'a kalacaktır.
Şunu bilmek zorundayız: a- Allah Teâlâ ilk mü'minlere hangi cenneti vaat etti ise bize de onu vaat ediyor. Ve ilk mü'minleri hangi ağırlık ve zorlukla sınadı ise bizi de esasen o ağırlık ve zorlukla sınıyor. Nesiller arasında bir sınav farkı olmaz/olamaz. Aksi takdirde Allah Teâlâ adaletini uygulamamış olur. Bu da söylenemez. b- Bu ümmet kıyamet saatine kadar kalacak bir ümmettir. İmanı, Kur'an’ı, ibadeti ve ahlakı temelden asla bitmeyecektir. Dönem dönem gölgede kalmalar, siliniyor gibi olmalar görülse de kök itibariyle hep var olacaktır. Buna iman etmemiz gerekiyor. İman ve hayır sıfır noktasına geldi dendiğinde kıyamet vakti de geldi denmiş olur ki bunu söylemek anlamsız bir söz söylemek olur. Evet, daralma var ama bitme yoktur. Bitme olmadığına göre de umut vardır biiznillah. Kimse yoksa ben varım diyebilmeliyiz. Bunu diyemezsek kendimizi inkâr etmiş oluruz.
Bu ümmetten hata ve unutma ile oluşan suçlar kaldırılmıştır. Bilmiyor olmak da bir orana kadar özürdür. Mümin, bilmediği bir şeyi öğrendiğinde üç şeyden birini yapması gerekir: Birincisi: Yapmadığı güzel bir işi yapması gerektiğini öğrendiğinde onu yapmaya başlar. Mesela namazı kılmayı bilmiyordu ise öğrenir öğrenmez kılmaya başlar. Farz olan namazların da kılmadıklarından kazalarını yapar. Böylece zararın en kısa yolundan dönmüş olur. İkincisi: Yanlış bir işi yaptığını öğrenirse hemen o işi terk eder. Sonra da samimi bir şekilde Allah'a tevbe eder. Bir daha da ona dönmeyince o işle ilgisi kesilmiş olur; kurtulur. Üçüncüsü: Kul hakkına giren bir hatayı yapıyordu ise, doğruyu öğrenir öğrenmez hak sahibi ile helalleşir. Böylece o hatadan da kurtulmuş olur. Allah Teala, kulları için dönüş kapılarını sürekli açık tutmaktadır. Mesele bizim samimi olup olmamamızda kilitlenmektedir. Allah'a emanet olunuz.
Kur'an’ımızın hiçbir ayeti bu asırdaki hiç kimseyi muayyen bir kişi olarak asla göstermez. Bunu iddia etmek akılsızlıktır. Kur'an’ımız bütün mü'minlerin kitabıdır. Kimin o kitapta işaret edilen kişi olduğunu sadece Allah Teâlâ bilir. Böyle bir iddiada bulunmak, öyle biri olmamanın en belirgin işaretidir. Bunu yapan istiğfar etmesi gereken bir hata yapmaktadır. Ümmetin büyümesinden mutlu olanlar bu ümmet adına iş yapıyor demektir. Gerisi için sadece Allah ıslah etsin diye dua ederiz.