Fetva Meclisi
Soru
Hocam, iş yerimizde taksitli satışlarda pos makinesi kullanmak istiyoruz. Şimdiye kadar, caiz olmadığını düşünerek hiç almadık. Ama rekabet ortamındaki sıkıntılar yüzünden taksitli satış yapmak için pos makinesinin caiz olup olmadığını, taksit yapıldığı zaman kesilen komisyonların faiz olup olmadığı konusunda sizin görüşünüzü merak ediyorum. Kararımda sizin görüşünüz etkili olacak.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Bankanın, paranın erken çekilmesinden ötürü kırma yapması başka şey, size pos cihazı kullandırdığı için masraf türünden bir kesinti yapması başka şeydir. Mümkün olduğu kadar alenen faiz işleten bankaların cihazlarını kullanmamalıyız.
Selamünaleyküm. Cihaz kullanıcısı ile onu veren firma arasındaki anlaşma esastır. Bu anlaşmaya göre cihazı veren firmanın alacağı hizmet bedelini belirlemesinde bir sakınca yoktur.
Özellikle faiz olan bir ilişki için kullanılmadığı sürece POS cihazlarının ödeme aracı olarak kullanılması sakıncalı değildir. Ona aracı olan bankayı da iyi seçmek gerekir.
Selamünaleyküm. Bağlı olduğunuz banka helal çalışan bir banka değilse ortada bir sorun var demektir ama helal çalışan bir banka ile bu işi yapıyorsanız inşaallah sorun yoktur.
POS cihazının kullanılması için bir sakınca yoktur diyebiliriz. Ancak erken tahsil karşılığı bankanın para kesmesi fıkıh açısından bir sorun oluşturabilir. Bu ayrıntıya dikkat etmek gerekiyor. Gerçi her halükârda bunu caiz görenler vardır. Faizin tehlikesine karşı hassas olmak en evla olandır. Allah'a emanet olunuz.
Parayı paraya çevirirken kesilen fark caiz olmaz.
haram konusundaki diğer fetvalar
Üvey dedeniz ile kastınız üvey babanızın babası ise o sizin mahreminiz değildir, yani onu bir yabancı gibi görmeniz gerekmektedir.
Neden, hayat bizim için imtihandır diyoruz? Çünkü imtihanı sadece sabah namazına kalkmak, Ramazan ayında oruç tutmak ve bayan isen tesettür sahibesi olmak diye sınırladığımız zaman imtihanın pek çok alanını baştan kaybetmiş oluyoruz. Hayatı olduğu gibi imtihan olarak görmek zorundayız. Bu görüşü yakalayabilirsek şu sonuçlara ulaşırız, yapacağımız işimiz ve iş plaınımzda belli olur: a-Önce kendimizi korumayı, mü'min kimliğimizle ayakta durmayı hedefimiz bileceğiz. Önce ben ayakta kalmalıyım diyeceğiz. Başkalarının üzerinden hayaller oluşturarak kendimizi ihmal edersek kaybedebiliriz. b-Hayatı imtihan olarak görmemizin en tabii sonuçlarından biri, hayatta ne ile karşılaşıyorsak onu dinimizin ilgi alanında bileceğiz. Dini ne dar kalıplara sıkışmış yapacağız ne de hayallerle yaşanabilir zannedeceğiz. c-Becerip ayakta kalabilen için diğer bütün insanlar bir açıdan muhakkak ilgi alanlarında olacaktır, olmalıdır da. Kimine sözlü, kimine temennili yardımımız olacaktır. Bir başkasına da emretme durumunda olacağız ama herkes bizim için ilgi alanımızda anlamına gelmektedir. En azından dua ettiklerimiz arasında olacaktır. d-Buna rağmen, kalplerin Allah’ın elinde olduğunu bileceğiz. Biz uğraşsak da neticede Allah’ın murat ettiği olacaktır. İşimize bakıp gerisi ile alakadar olmayacağız ki, moralimizi kendi elimizle çökertmeyelim. e-Ve, Allah Teâlâ’nın bizi güçlü tutması için dua edeceğiz. Çok dua edeceğiz.
Evet, bir harama o haramın yapılması öncesinde veya esnasında yardım etmek de haramdır. Bu, aynen sevap bir işin yapılmasına yardım etmenin sevap olması gibidir. Bu şu demektir: Bir alkol fabrikasında işçi veya bekçi olarak çalışmak, o fabrikayı kuran sahibe ortak olmaktır. Bu ortaklık oranı elbette sahibi ile aynı payda değildir ama ortaklıktır. Aynı durum faiz için de geçerlidir. Bankanın işlemlerine yardım eden sekreter, kapıdaki güvenlikçi ve benzeri herkes o harama ortaktır. Dolaylı destek için bu kural söylenemez. Mesela meyhanede alkol tüketenler fırından ekmek de almaktadırlar. Fırıncı siz ekmeği alkolle yiyeceksiniz diyerek ekmek satışını yok kabul etmek zorunda değildir, bundan da mes'ul değildir. Zira bu direk bir destek sayılmaz.
Dinden çıkmayı böyle kolay bir söz gibi kullanmayınız. Bu bir hatadır sadece. Hatalardan dönüldükçe onları da Allah Teâlâ affeder.
Evet, haram yiyen biri olmak ağır bir günah sahibi olmak demektir. Bu ağırlığın altında ibadetler de eziliyordur ama haram yediği için mesela namazlar da boşa gidiyor demeyiz. Haramlar helali silip süpürecek boyuta gelmedikçe gel git boyutunda devam ediyoruz demektir. Hedefimiz sıfır haram ile yaşayan mü'min olmak olmalıdır. Düşmeler olduğunda ise hemen tevbeye koşmalıyız.
Bir işe HARAM denmesinin anlamı şudur: Allah o işi kuluna yasak etmektedir ve kul o işi yaparsa ona azap edecektir. Yapıldığında da muhakkak tevbe edilip terk edilmesi sürekli bir emir olarak beklemektedir. Haram denen şeyin halkça izahı budur. Böyle bir hükmü/kararı ancak Allah Teâlâ verebilir. Bir insan âlim bile olsa bu kararı veremez. Hiçbir âlim de böyle bir yetki sahibi olduğunu söylememiştir, söyleyemez de. Bizim Müslümanlar olarak HARAM diye bildiğimiz şeyler şu şekilde belirlenmiştir: a- Bizzat Allah Teâlâ Kur'an’da onu haram olarak bize bildirmiştir. b- Peygamber aleyhisselam efendimiz bize ‘Allah bunu haram etti’ demiştir. c- Ashab-ı kiramdan bize bu konuda açık bir hüküm/bilgi gelmiştir. Biz de onlar dini bizden daha iyi biliyorlar diye onlara uymuşuzdur. d- Bu üç kaynağın dışındaki haram olarak bildiğimiz şeylerde ise ehliyeti olan alimler, o haram denen işe bakarak: ‘Bu konuda Kur'an ve hadiste bilgi yok, yeni bir konudur bu ama Kur'an veya hadiste bulunan filan konuya benzemektedir bu, buna göre de haram olması gerekir’ demişlerdir. Örnek olarak da şunu benzetebiliriz: Peygamber aleyhisselam zamanında üzüm ve hurma ile yapılan şarap haram kılınmıştı. Haram kılınmadaki gerekçe de uyuşturma üzerine kurulu idi. Bugün elmadan aynı nitelikte bir şarap yapıldığında alimler ona da haram derler. Zira gerekçe üzerinden bakılınca sonuç aynı olur yani uyuşturur/sarhoş eder, hükmü de aynı olur. Yoksa âlimlerin bir şeye haram/helal deme hakkı yoktur. Durumun özeti böyledir.