Fetva Meclisi
Soru
Son günlerde ekranlarda sıkça haksızlığa uğranıldığı beyan edilerek ya da herhangi bir günün önemine binaen sokaklarda protesto yürüyüşleri ve eylemler yapılmaktadır. Çevreye ve insanlara zarar vermeden protesto yürüyüşü ve eylemlere katılmak caiz midir? Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin, ‘haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır’ hadisini haksızlık karşısında protesto yürüyüşü ve eylem yapmak için bize verilen bir izin olarak kabul edebilir miyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Siz olayı kendi zaviyenizden değerlendirdiğiniz için haklı duruyorsunuz. Eğer sadece siz sözkonusu iseniz ben de size katılıyorum. Hatta şehre bile inmeyin, köylerde yaşayın. Ama biz, sadece bizim için yaşamıyoruz. Eğer dinimiz, bizim çalışmamızla veya bir dağda boşu boşuna durmamızla bile kazanan taraf olacaksa çaresiz dinimiz için olanı yapacağız; oturamayız, uyuyamayız. Olaya sizin veya ailenizin gözüyle bakmamaya çalışın. Bir Müslüman olarak görmeniz daha doğru olur. Elbette bu süreçte hak için başlayıp batıl için yol almamaya da özen göstereceğiz. Gayretlerinizin artmasını temenni ediyorum. Allah’a emanet olunuz.
Hayır, asla! Yananla yanmak gerekmiyor. Gündemimizi kendi ekseninde tutmaya çalışana alet olmamız gerekmiyor. Seviyemizi kendi seviyesizliklerine düşürmeye çalışanlara muhatap olmamız gerekmiyor. Biz bir ümmetiz, içimizde her çeşit insan bulunabilir, bulunacaktır da. Dışımızdan da darbe olabilir, içimizden de. İmtihan için bulunduğumuz bu hayatta, nereden geldiğine bakmadan imtihanın gereği olan sebat ve direnci göstermek imanımızın gereğidir. Gündemimiz Kur'an ve Peygamber aleyhisselamdır. Ebedi olarak da böyle kalacaktır. Bu izledikleriniz Allah Teâlâ’nın karşımıza çıkardığı sınama araçlarıdır. Değerlerimize ne kadar bağlı olduğumuzu ve ne kadar esen yele göre sallanan yaprak olacağımızı görmek ister Allah Teâlâ. Sabredip kazanacağız, sebat edenlerden olmaktan başka çaremiz olmadığını bileceğiz. Allah’a emanet ederim sizi.
Allah’ın haram ettiği ve temiz insan fıtratının çirkin gördüğü işleri yapanların yaptıklarını kendilerinin veya başkalarının gizlemesi bir din ilkesidir. Dinimiz çirkinliklerin Müslüman bir toplumda yapılması ve yayılmasına karşı tedbirler getirmiştir. Müslüman bir toplumda işlenen bir haram ve o haramın gündem olması çok farklı şeyler değildir. Bugün yaşadığımız toplumlarda haramların güç kazanmış olması, kimi zamanlarda haram ve çirkinliklerin temiz işlerden daha değerli gibi gösterilmesi sonucu birdenbire oluşmamıştır. Önce işlenmesine ses çıkarılmaması ardından da yerilmek için bile olsa teşhir edilmesi bir nevi reklamının yapılır olmasını sağlamıştır. Konuşula konuşula benimsenmesine yol açılmış oldu. Çirkin ve ayıp iken ona da yer verilebilir bir hava oluşmuştur. Dinimizin emri insanın kendisini kötülükleri ile teşhir etmemesidir. Mü'min de diğer mü'mini teşhir etmeyecektir. Bu nedenle fakihler cezası olan bir suçu işleyeni görenin şahitlik yapması caiz olduğu gibi kul hakkı üzerine olmayan konularda örtmesinin daha değerli olacağını söylemişlerdir. İşlenmiş haramların gizlenmemesi, Allah’a karşı cüretin zamana yayılmış şekliyle de olsa güçlenmesi demektir. Bir başka risk de teşhirle beraber insanlardaki hayânın erimesidir. Hayânın eridiği bir toplumda ezanların yükselmesi o toplumu ahlâk ve dininde sabit bir toplum yapmaya yetmeyecektir. Bir zaman sonra insanların işledikleri günahları bir övgü vesilesi gibi anlattıklarına şahit olunabilmektedir. Çok önemli bir husus da şudur: İnsanın işlediği günahın gizli kalması tevbe edip kendini düzeltmesi için daha uygun bir ortamdır. Günahı teşhir olmuş biri için tevbe uzak daldaki bir meyve gibi kalabilir. Şeytanın bir günahın daha fazla yayılması için uğraştığı bu dünyada bizim hedefimizin günahların hiç işlenmemesi olsa da bari bir günah daha az bilinsin olması gerekiyor. Bu yüzden de Müslüman’ın hatasını örtmeye büyük bir sevap vaat edilmiştir. İnsanların gizli hatalarını araştırıp bulmak kişilik zafiyeti olarak görülmüştür. Günahların konuşulması ve teşhirinde sakınca görmemek, bir dini zafiyettir. Maslahat ve mefsedet yani kâr zarar dengesi bilmemektir. Hataların teşhiri ile uğraşmak, kindarlık, hırs, rekabetten sıyrılamama, başkaları üzerinden yükselme ve acelecilik gibi zafiyetlerin beslediği tutumlardır. İnsanların hatalarını teşhir beraberinde gıybeti getirecektir, toplum ahlakını eritecektir, haklının ve doğrunun kati olmadığı alanlarda söz söylemeye sebep olacaktır. Bunlar da bir helalleşme gerektiren kul haklarıdır. Elbette fasıklığını teşhir eden ve reklamını yapan için bu kurallar söz konusu değildir.
Bu sorunun içeriğinde bir tartışma bulunduğu anlaşılmaktadır. Tartışmada taraflar kendilerine göre haklıdırlar ama meseleyi adalete göre değerlendirebilmek için her iki tarafın da dinlenmesi gerekir. Tek taraflı anlatılan bir sorunun cevabı sadece o soruya cevap olur, adaleti gerçekleştirmeyebilir. Bunu tespit etmiş olalım. Peygamber aleyhisselam efendimiz bizim rehberimizdir. O evini ve çocuklarını ihmal etmedi ve cihadın en güzelini yaptı. İnsanların beceriksizliklerini dine mal etmelerini kabul edemeyiz. Müslüman’ın üzerinde; - Allah’ın hakkı var, onu verecek. - Bedeninin hakkı var, onu verecek. - Ailesinin hakkı var, onu verecek, - Arkadaşlarının hakkı var, onu verecek. Herkesin hakkını herkese verebilen iyi Müslümandır. Bu düzeye gelene kadar da herkes eğitilmeye devam ediliyor demektir. Allah yardımcımız olsun.
Devlet emirinin elindeki memurluk gücünü insanlara karşı kendi menfaati için kullanması bir kul hakkı ihlalidir. Bu tür müdahaleler insanlardan izin isteyerek yapılmalıdır .
Selamünaleyküm. Bizim Allah Teâlâ ile olan kulluk ilişkimizin, insanlarla olan ilişkimizde hataya gerekçe olması kabul edilemez. İnsanî ilişkilerimiz kesinlikle hakka dikkat ederek yürümelidir. Sizin üzerinizde bir yanlışlık varsa ve bunda duygusal davranmadığınızdan emin iseniz önce haksızlık edenleri ikaz edin. İkazınız işe yaramazsa makul ve yasal olan bütün yöntemleri kullanın.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Bir erkeğin tek bir bayanla bir arada olmak anlamındaki halvet durumunda değilse, bayanların kıyafeti açısından sıkıntı yoksa sözünü ettiğiniz eve gelmesinde ilke olarak sakınca olmaz.
İki namaz arasında konuşmak veya başka dünyevi bir iş yapmak ne ilk kılınan namaza ne de sonra kılınacak namaza zarar vermez. Namazların kabul olması açısından bir sıkıntı yoktur. Şunu bilmek gerekir ki namaz, bir huşu işidir. Konuşmak, gülmek huşu açısından zarar verici olabilir. Bu nedenle namaz öncesi ve sonrasının sükûnet ile doldurulması gerekir. Böyle bir durum namaza zarar vermez ama namazdan bekleneni azaltabilir.
Mümkün olduğunca cansızların resimlerini çizmelisiniz.
Abdestte yasak olan 'suyun deriye temasını engelleyecek' nesnedir. Genel olarak bitkisel nesneler bu engeli oluşturmaz. Mesela kına böyle bir malzemedir, engel olmaz. Kullandığınız malzemenin yağlı ve tabaka oluşturan yönü bulunup bulunmadığına bakın. Tabaka oluşturup suyun geçmesini engelliyorsa kullanmazsınız. Ya da tedbir alırsınız. Gözünüze gerek kalmadan elinizde de deneme yapabilirsiniz.
İstiğfar etmen yeterlidir. Dinen sakıncalı olanlarını ise imha et.
Böyle bir hata için istiğfar edin öncelikle. Daireyi satmanız gerekeceğini de söyleyemiyorum. İnşaallah sakıncası olmaz. İleride eliniz rahatlayınca daha temiz bir daire sahibi olursunuz.