Fetva Meclisi
Soru
Rabıtanın Kur'an ve sünnetteki yerini öğrenmek istiyorum. Kişi kendini paçavralar içinde yerde, şeyhini ise üst bir makamda görür. Sonra Allah'tan ona inen nur onun alnından müridin kalbine ilham eder ve siyah lekeli kalbi temizleyerek ağız ve burundan siyah duman olarak çıkar. İşte hocam, bu noktada, bu kişiler bu eylemi Kur'an ve sünnette nereye koyup insanlara sunuyor?
Cevap
Benzer fetvalar
Kur'an ve Sünnet esas alındığında RABITA'nın olmadığını söyleyebiliriz. Yorum yapıp ayrıntı getirerek Rabıtaya delil oluşturulabilir. Ama bir namaz gibi, bir oruç gibi delil bulmak mümkün değildir. En iyi ihtimalle söylenebilecek söz şudur: Salih kimseler olduklarına inandığımız bazı büyük şahsiyetlerin kanaatlerine dayanılarak böyle bir uygulama ortaya konmaktadır. Bu da olsa olsa içtihadî bir mesele kabul edilebilir. Dolayısıyla içtihada dayalı bir mesele bütün ulemaya, dine mal edilemez. Bunun karşılığında Rabıtayı şirk olarak vasıflandırmak da zor benimsenebilir bir tepkidir. Zira şirk, Allah Teala'ya karşı işlenebilecek en ağır suçlardandır. Şirkten daha ağır bir suç yoktur. Müslümanlardan bir Müslüman'ın kastı olmadan ihdas ettiği bir şeyi böyle ağır bir kavramla vasıflandırmak doğru olmasa gerek. Biz, Allah'ın kullarını dışlamaktan zevk alamayız. Rabıtayı kabul etmek veya etmemek açısından bakmadan, mü'minlerden bir grubu şirkle itham etmeyi konuşuyorum. Yapılan şey yanlışsa bile şirkle itham ondan daha aşağı kalır bir hata olmaz. Bizim, meşgul olacağımız kadar dış sorunumuz vardır. Onlara yönelelim.
İnsan, ön kanaatle bakınca daha keskin kurallara sarılıyor. Bu nedenle, Ümmet'in iç sorunlarına bakarken ilke olarak bir kişi bile dışarıda kalmasın diye gayret etmek lazım. Şimdi tasavvuf erbabının hatalarını irdelemeye kalkarsak, öbür yandan onların hatalarını irdeleyenlerin de sabah namazını cemaatle kılmadıklarını, zikir diye bir şey bilmediklerini, kuru bir İSLAMCILIK şemsiyesi altında konuştuklarını söyleyenlere ne diyeceğiz? Bizim vazifemiz, hataları tespit edip karara bağlamak mı yoksa Allah'ın adının bir kere daha yücelmesini sağlamak mıdır? Ilımlı veya sertten ziyade dengeli ve toplayıcı bakmayı yeğlemekte yarar olduğunu düşünüyorum. Hassasiyetinize teşekkür ederim. Allah yardımcımız olsun.
RABITA’ya Kur’an ve hadislerden direkt bir belge bulmak mümkün değildir. Onu uygulayanlar, dolaylı denebilecek yollarla belgelemektedirler. Ancak, Müslümanların kendi aralarındaki meselelerde ŞİRK, Müşrik kelimelerini bu kadar rahat kullanmaları doğru değildir. Nihayetinde iyi yapıldığı zannedilen ve başkalarınca hata olarak görülen bir şey vardır ortada. Herkes doğru bildiğini yapmalı, başkalarının hatalarını muhasebe etmeyi Allah’a havale etmelidir. Zannediyorum doğru olan budur. Allah’a emanet olun.
Selamünaleyküm. Böyle bir bilginin aslı yoktur.
Selamünaleyküm.Maazallah, bunun sorulması bile cinayettir. Yolunuza bakın, hedefinize koşun. Bırakın insanları, size Allah yeter.
Bu soruyu baştaki tüyleri tıraş ederken de sormak gerekir. Diğer tüylerin temizliğinde de. Ben tıp öğrencisi değilim ama Sünnet olmanın benzeri belki on soru daha sorabilirim. Hiçbirine de 'kulluk gereği' dışında bir cevap veremem, verilemez de. Sadece şu cevabı verebiliriz: İlahi terbiye demek olan din terbiyesine giren insan ile o terbiye sisteminin dışında kalan insan belli olsun diye. Allah'a emanet ol.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Mevcut finans kurumlarının verdiği paranın diğer bankalar gibi yüzde yüz haram olduğunu söylemekte zorlanıyoruz; sağa sola çekilebilen esnek bir uygulama içindedirler. Ancak takvayı tercih eden biri için o paraya el sürmemek, alıp bir vakfa vermek daha uygun olur diyebiliriz.
Hayır kurumlarının bütün elemanlarını hayır adına çalıştırması şeklinde bir şart yoktur. Hizmetlerini maaşlı kişilere yaptırabilirler. Ancak hangi bütçeden maaş vereceklerine dair ayrıntı, hayır kurumunun kuruluş senedindeki ayrıntılara bağlıdır ki bu durum maaş alanı değil vereni ilgilendirmektedir. Allah'a emanet olunuz.
Bin dört yüz senelik İslam tarihinin uzun birikiminde ilmine itibar edilir bir âlimin böyle bir ictihadı bulunduğunu duymadım. Yeni yeni icat edilmiş bu tutumun nedeni, Müslümanların parasını celbetme olsa gerek. Benim bildiğim, Peygamberin peşinden gitmektir. Allah'a emanet olunuz.
Buhari'nin Cenaiz bölümü 79. kısımda rivayet edilen bir hadiste 'İslam üstündür, üstüne kabul etmez.' denmektedir. Genel mantık olarak, İslam'ı diğerleriyle eşit şartlarda gören bir anlayışı şiddetle reddederiz. İslam, kendisinden doğrunun öğrenileceği kaynaktır. İslam'ın hiçbir yerden alabileceği bir şeyi yoktur. Eğer diyalog kelimesi, Müslüman olmayanlarla irtibat kurma, onlara tebliğ yapma anlamında kullanılıyorsa bir sakıncası olmaz. Hayır, 'kimde ne güzellik varsa alalım' şeklinde özetlenebilecek bir uygulamanın parçası ise bir kelimelik beraberliğimiz olamaz. Biz İslam'ı görücüye çıkaramayız.
İmamlar, müezzinler de nihayetinde insandırlar; bazı sosyal ihtiyaçlarını, dinlenmelerini, tatillerini tabii karşılamak gerekir. Ancak caminin dibindeki evde oturup tatil günüdür diye namaza gelmeyen imamın, müezzinin nasıl bir amel anlayışına sahip olduğunu kestirmek mümkün değildir. Allah rızası için mi namaz kıldırıyor yoksa daha kaliteli bir iş bulamadığı için mi namaz kıldırıyor onu bilemem. İmamların bulundukları mevki Peygamber aleyhisselamın mevkiidir; onlar peygamber vekilleridirler. O makamın hakkını korumaları, o makam için canlarını feda etmeye hazır olmaları gerekir. Ne yazık ki, imamlar, müezzinler arasında bir zafiyet, devlette daha iyi bir iş bulamadığı için orada bulunma illeti yaygındır. Kesinlikle umumuna teşmil etmemiz doğru değildir ama yaygın tutum da budur. Ben size iki noktada uyarıda bulunayım: 1- Siz, bir de kendi açınızdan bakın konuya; siz cemaat olarak, namaza durduğunda haşyetten kalbi ürperen, kendini cennetlerde hisseden bir imama layıktınız da Allah Teala size öyle birini vermedi mi yoksa tencere yuvarlanıp kapağını mı buldu? Bir de kendi muhasebemizi yapmaya çalışalım. Bunu söylerken imamınızı aklamaya çalışmıyorum. Bu hesabın bir de ters yüzü olduğunu söylemeye çalışıyorum. 2- İmam veya müezzin hepimiz kuluz; hatalı yanlarımız vardır, olabilir de. Hatadan ötürü helak teorileri geliştirme yerine, sıcak ilişkiler geliştirip emri bilmaruf yapsak daha iyi bir iş yapmış oluruz. İmama küsüp camiyi, müderrise küsüp medreseyi terk ederek kimi kazandırabiliriz. Küse küse dünyayı terk etmek zorunda kalırız. Kesinlikle cemaati ve camiyi terk etmeyelim. İmamların açık bir küfrünü, akidedeki bir sıkıntısını görmedikçe namazları camilerde kılacağız. Eğer imamlarımızda, müezzinlerimizde bir sıkıntı varsa o zaman onları ıslah için çalışacağız. Ama nefisleri devreye sokmadan, daha beter hale getirmeden. Aman nefsani iş yapmayalım. Allah Teala, sayinizi meşkür kılsın.
Kardeşin kardeşe zekât vermesinde, zekâta müstahaksa bir sakınca yoktur.