Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben Ebu Bekir gibi konuşup Ebu Cehil gibi yaşıyorum. Kendimi sahabeler gibi görmek ve onlar gibi olmak istiyorum. Ne yazık ki bunu da beceremiyorum ve kendime olan güvenimi kaybediyorum. Ne tavsiye edersiniz hocam?
Cevap
Benzer fetvalar
Sen, kendin için yaşamaya bak, kendine güzel ol. Birisinin peşinden zelil olmak seni tüketir. Müslüman bir insan hayata ve kendisine daha onurlu bakmalı değil midir?
Ağabey de olsa böyle bir tavır sahibine karşı mesafeli olmalısın. Karşısına geçme, tartışma, terslik yapma; yok gibi davran. Yakınlık bağını atamazsın. Sabrederek zamanla düzelmesini bekleyeceksin. Özellikle de fikirlerinden sana bulaşmamasına önem vermeye çalış. Allah yardımcın olsun.
Tevbe etti isen ve tevbende samimi isen tevbeyi kendisine karşı yaptığın Rabbine güvenmen gerekir. Böyle bak meseleye.
Aleykümselam.Asıl endişe etmeniz gereken durum, bu düşüncenizdir. Şeytan becerip sizi, derin düşünme oyunuyla oyalıyor. Düşünmeyin bir süre bunları. Kibir, riya ne olursa olsun kulluğa devam etmeyi kararlaştırın ve tatbik edin.
Selamünaleyküm. Onu kıskanacak yerde ashabının onun izinden gidişini kıskanmalısınız. Sizin yaptığınız göklerle boy ölçüşmeye benzeyen uçuk bir iştir. Enerjinizi daha gerçekçi şeylere harcamalısınız. İmanınız ve heyecanınız şeytanın oyuncağı olmamalıdır.
Bunlar mevsimlik denebilecek geçici hislerdir. Abartma ve takılma bunlara. İbadetlerine devam et. Kendini yoğun tut. Boş vaktin olmasın. Bunlar gelip geçicidir.
Ashab-ı Kiram konusundaki diğer fetvalar
Ashab-ı Kiram döneminde ve daha sonraki zamanlarda alet ve benzeri eşyanın ödünç verilmesi uygulaması vardır. Ödünç alet vermek farz değilse de bir insani uygulama olarak tavsiye edilmiştir. Fakihler, ihmal ve ilgisizlik yüzünden zayi olan ödüncün yenisinin alınması gerektiği konusunda ittifak etmişlerdir. Bir ihmal söz konusu olmadan zarar gören ödünç eşya veya aletin de tazmin edilmesi gerekmektedir. Benzeri bulunan bir şey ise benzerinin alınması benzeri bulunmayan bir şey ise onun kıymetinin verilmesi gerekir. Her ne kadar komşuluk gibi bir bağ bunu istememeyi daha faziletli gibi gösterse de tazmin etmek daha uygundur. Dostlukların bir alete feda edilmemesi için evla olan böylesidir. Fukahadan İbni Abdilber (M.1071 yılında ölmüş Maliki fakihi) yaşadığı zamanda insanların ahlakının çok zayıfladığını ve bu nedenle kadıların böyle zayilerde tazmin kararı verdiklerini söylemektedir. Durum bizim zamanımıza kıyas edilirse daha öncelikli olarak tazmin edilmesi gerektiğini söylememizde bir sakınca olmayacaktır. Sonuç olarak ödünç alınan şey zarar görürse o zarar tazmin edilmelidir.
Bir insan Ashab-ı Kiramın iman ettiği gibi iman edince içinde hissettikleri bakımından; İç huzuru bulur, bu huzuru iliklerine kadar hisseder. Hayatın anlamını ve aklına gelen belli var olma nedeni ile alakalı soruların cevabını bulur. Cinsellik gibi insanla alakalı baskıları kontrol altına alır ve bunun bilincinde yaşar. Toplum olarak bu huzuru gerçekleştirmenin gereklerine ve yükümlülüklerine sarılır.
Peygamber aleyhisselam efendimizden böyle bir bilgi yoktur. Bazı hadis kitaplarında Ashab-ı Kiramdan İbni Abbas’ın böyle bir sözü olduğu nakledilmiştir. O da bu sözü Peygamber aleyhisselamdan duyduğunu söylememiştir. İhtimal ehlikitap bilginlerinden duyduğu bir bilgidir. Peygamber aleyhisselam efendimiz, Yahudi ve Hristiyanların, bizim için ibadet değeri olmayan bilgilerinin nakledilmesinde sakınca olmayacağı hadisi üzerine o da bu bilgiyi nakletmiş olmalıdır. Kadının hayız olması bir ceza değil Allah’ın yaratmasının bir hikmeti gereğidir.
Ashab-ı Kiram böyle bir şey bilmiyorlardı. Onlar Kur'an’ı ve Allah’ın isimlerini beyinlerine nakşettiler. Kur'an da onları cennete taşıdı. Onların yaptığını yapan, onların kazandığını kazanır. Bizim gibi yazı çizi ile hayal kuranlar da hayal görür dururlar. Aklımızı başımıza alıp onların çizgisine dönmek zorundayız. Allah yardımcımız olsun.
İmtihan dünyasındayız. İmtihanımız küffarın eli ile olduğunda ona hazır olacağız. İçimizden birileri ile olduğunda ona hazır olacağız. Dindar bildiklerimizden de imtihan çekebiliriz. İmanımızı ve kimliğimizi her hâlükârda korumak bizim görevimizdir. Her türlü saldırıya hazır bekleriz, bunun adı imtihandır.
Dinimizi ancak Ashab-ı Kiram gibi yaşarsak Allah'ın rızasını kazanabiliriz. Konuyu “tarikatlar” başlığı altında ele aldığımızda adeta her tarikat aynıdır anlamına gelebilecek bir yanlışa işaret etmiş oluruz. Tarikatlar olarak değil de sünnete uygunluk olarak bakmalıyız. Sizin de gördüğünüz gibi sonradan geliştirilmiş bazı rutinlere ibadet değeri katılmaya çalışılmıştır. Bir mümin olarak sizin kalbiniz onu kabul etmemiş. Aslında onlar da yaptıklarının esasa bağlı olmadığını biliyorlar ama bir tür kendilerini rahatlatacak iş yapmayı tercih etmektedirler. Bidat yoğunluklu merkezlerde bulunursanız sadece kendinizi ve zevklerinizi tatmin edebilirsiniz. Allah'ın rızası Peygamber aleyhisselamın sünnetine sarılmaktadır. Sağa sola çekmeden “Hangi sahabi bunu yaptı?” sorusuna cevap verilebilecek şeyleri ibadet olarak yapmak gerekir. Siz böyle durumlarda evinizde oturup Kur'an okuyun. Doya doya okuyun. Zikirler yapın. Nafileler kılın. Biiznillah huzur bulursunuz. Allah'ın rızasını bulursunuz.