Fetva Meclisi
Soru
Hocam benim babam komşuları alıştırmış, aletlerini ödünç alırlar sürekli. Sonra da ya geri getirmeyi unuturlar ya da bozup getirirler. Bizim evde de eksikliği çekilir. Ben de babama bozan yenisini alsın dedim. Babam olmaz, ödünç verilen şeyin yenisi aldırılmaz diye düşünüyor. Dinimize göre durum nedir, bozduklarının yenisini aldırabilir miyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Mezhep değiştirmek, özellikle fıkhi konularda ciddi bir karar gerektirir. Ancak mezhep taklit etmek caizdir ve özellikle ilmi derinliği olmayan kişiler için bir mezhebe bağlı kalmak en güvenli yoldur. Şu an yaşadığın kafa karışıklığı, aslında mezheplerin içtihat farklılıklarından kaynaklanıyor. Mezheplerin her biri kendilerine göre sahih delillere dayanmaktadır. Âlimlerin asırlardır tartışarak tahlil ettiği fıkhî konuları bağlamlarından kopararak hadis/ler üzerinden anlamaya çalışmak kafa karışıklığına sebep verebilir. Şu anki ilmi seviyende bir mezhebe bağlı kalman senin için daha rahat olur. Şafiî mezhebine göre yaşamak seni çok zorluyorsa tekrar Hanefî mezhebine dönebilirsin. Çünkü din, yerine ve şartlarına dikkat etmek kaydıyla kolaylıktır, güçlük değil. Allah hayırlı kararlar vermeni nasip etsin kardeşim. Vesveseye kapılmadan ibadetlerine devam et.
Allah’ın dini kıyamete kadar olduğu gibi hiç değişmeden kalsın diye gönderilmiştir. Hiçbir zaman ve hiçbir mekân İslam dininde değişiklik nedeni değildir. Dinin temelleri aynıdır. Sadece dinin temellerinden olmayan, yöre şartlarına göre belirlenmiş bazı kurallar değişen yöreye ve zamana göre yine dinin temel ilkelerine bağlı kalınarak değiştirilebilir. Bu gerçekleşmiştir de. Böylece dinimizin yıpranmadan ilk indiği günkü berraklığı ile yaşaması gerçekleşmiş olur. Zamanın değişmesi, toplumların değişmesi esas alınarak hükümler değiştirilebilir şeklinde sıradan bir kural konması durumunda ise din temelden kaldırılıp yok edilebilir bir cürete temas edilmiş olunabilir. “Zamanın değişmesi ile hükümlerin değişmesi de inkâr edilemez.” şeklinde bir fıkıh kaidesi vardır. Bu kaide bu şekliyle ilk müçtehitlere ait değildir. Osmanlı dönemi fakihlerinin kullandığı ama aslı önceki fukahaya ait olan bir ifadedir. Bir hüküm; • Yaşanılan toplumun örfü dikkate alınarak belirlenmiş, • Dinin, insanların maslahatı neyi gerektiriyorsa o olsun şeklinde esnek bıraktığı bir maslahat, • Bir hükmün şekli ve yapısında değişiklik olmuş ise hüküm de yeni duruma göre verilir. Zamanın değişmesine göre hükmün değişmesi denen şey budur. Asla insanların arzularını tatmin değildir. Bu değişmenin de şartları vardır; a. Böyle bir hüküm değişimi asla dinin temel kaynaklarından bir kaynağa ters durum oluşturmayacak. b. Eski hükme göre devam edilmesi durumunda ciddi bir maslahat kaybı söz konusu olacak. c. Yeni hüküm oluşturulurken gerekçesi üzerinde Müslümanların icma ettiği bir hüküm kaldırılmış olmayacak. Mesela, engelli çocuğun velayetinin babasında olacağı konusunda Müslümanların icmaı vardır. Bunun gerekçesi de babanın çocuğa en iyi davranacak kişi olmasına dayandırılmıştır. Bu hakkı babadan alıp bir devlet kurumuna devretme söz konusu olamaz. Yeni dünya düzeninde böyle oldu diye bu hüküm değiştirilemez.
Selamünaleyküm. Böyle birine çevre baskısı kurmaktan başka yapabileceğiniz bir şey yok gibidir. Durumu onunla irtibatı olan akrabalarına varıncaya kadar çevre ile istişare ederek uzun vadede ona baskı kurulmasını sağlayabilirsiniz.
· Zekâtı hak eden bir fakire bir kerede ne kadar zekât verilebilir sorusunun cevabıdır buradaki sorunun cevabı. Ebu Hanife rahmetullahi aleyhin içtihadında ancak nisap miktarı kadar verilebilir. Diğer Fukahanın içtihadında ise bir yıllık ihtiyacı kadar verilebilir. · Bir ev fiyatı genellikle bir ailenin yıllık nafakasından çok daha fazla bir rakamdır. Bu nedenle fukahanın ölçülerine göre fakirlere zekât olarak ev verilmesi yerine oturması zor bir durumdur. Aynı şekilde araba verilmesi de böyledir. · Şöyle bir çözüm olabilir: Fakir bir ev satın alır. O evden ötürü yüklü borcun altına girer. Derneğiniz de “borçlu” olduğu için ona zekât fonundan o evin ödemesine yardım eder. Bu olabilir ama neticede bir zorlamadır. · Makul olan fakirin ev kirasını vermektir ki, ev kirası mantığı birden çok fakirin zekât fonundan istifade etmesidir. Zira bir ev fiyatı ile pek çok fakirin evinin kirası yıllarca ödenebilir. · Mümkün olduğu kadar zekâtı, fakirlerin çalışma ve ekonomik kazanç elde etmesine yönelik bir tercihte değerlendirmeye çalışınız. Mesela iş üretip kullanabileceği alet, işinde kullanacağı araç, dükkân yönünde değerlendirilse daha kolay fetvaya uyumu bulunabilir. · Burada bir istisna olarak şunu zikredebiliriz: Bazı yörelerde “ev” birkaç duvardan müteşekkil basit bir yapıya deniyor olabilir. Onun maliyeti de fukahanın “bir yıllık” sınırlamasına aykırı olmayabilir. O tür zorunlu durumlar için böyle bir tercih yapılabilir.
“Akan her sıvı” şeklindeki bilgi, eski ulemanın kitaplarında zikredilen bir meseledir. Mesele ile alakalı hükmü şöyle özetleyebiliriz: a- Bir kadından sürekli akıntı geliyorsa bu akıntı süreklilik durumunda özür hükmünü ortaya çıkarır. Özürlü de her namaz vaktinde abdest alır, çamaşırını da değiştirmez. b- Sürekli olmayan akıntı ise mesaneden geliyorsa her halükârda abdesti bozar ve akıntı çamaşıra değdiğinde necaset olduğu için çamaşırın değiştirilmesi gerekir. Pet ve benzeri bir şey kullanılıp onun atılması ile de temizlik sağlanır. İdrar yollarından değil de rahimden gelen ve bir çeşit rutubet olan sıvı, fukahanın büyük bir bölümüne göre abdesti bozar. Bozmayacağını ve sümük gibi sayılacağını söyleyen de vardır. Tıbbın verdiği bilgiler de bu ikinci görüşü teyit etmektedir. Buna göre ihtiyaten abdestini yenileyen bir hanım daha iyi olanı yapmış olur. Böyle yapmayana da yanlış yaptığını söylemeyebiliriz. Gusül gerekmesi için bayanın cinsel organına erkeğin cinsel organı değmesi gerekir. Doktorun muayenesi bu kuralı işletmez, gusül de gerekmez.
Kardeşiniz buluğ çağına gelinceye kadar yani on beş yaşını tamamlayıncaya kadar malından zekât vermeniz gerekmez. Hanefi mezhebine göre amel edenler için hüküm böyledir. Şu ana kadar verdikleriniz de diğer mezheplere göre doğru olandı, onda da bir sakınca yoktur, azalma oldu diye kabul etmeyin. Kardeşinizin malını korumanız gerekir. Emanet olarak aldığınızı da kesinlikle yerine koyun. Bu almaları da o mala ait bir deftere kaydedin ki ileride hak ihlaline sebep olmayasınız.
Ashab-ı Kiram konusundaki diğer fetvalar
Bunun felsefesi ve tartışması ile ilgilenmeye gerek yoktur. İbadetlerini yap, niyetini mübarek tut. Azmini bozma, yoluna devam et. Gerisi gereksiz.
Bir insan Ashab-ı Kiramın iman ettiği gibi iman edince içinde hissettikleri bakımından; İç huzuru bulur, bu huzuru iliklerine kadar hisseder. Hayatın anlamını ve aklına gelen belli var olma nedeni ile alakalı soruların cevabını bulur. Cinsellik gibi insanla alakalı baskıları kontrol altına alır ve bunun bilincinde yaşar. Toplum olarak bu huzuru gerçekleştirmenin gereklerine ve yükümlülüklerine sarılır.
Peygamber aleyhisselam efendimizden böyle bir bilgi yoktur. Bazı hadis kitaplarında Ashab-ı Kiramdan İbni Abbas’ın böyle bir sözü olduğu nakledilmiştir. O da bu sözü Peygamber aleyhisselamdan duyduğunu söylememiştir. İhtimal ehlikitap bilginlerinden duyduğu bir bilgidir. Peygamber aleyhisselam efendimiz, Yahudi ve Hristiyanların, bizim için ibadet değeri olmayan bilgilerinin nakledilmesinde sakınca olmayacağı hadisi üzerine o da bu bilgiyi nakletmiş olmalıdır. Kadının hayız olması bir ceza değil Allah’ın yaratmasının bir hikmeti gereğidir.
Ashab-ı Kiram böyle bir şey bilmiyorlardı. Onlar Kur'an’ı ve Allah’ın isimlerini beyinlerine nakşettiler. Kur'an da onları cennete taşıdı. Onların yaptığını yapan, onların kazandığını kazanır. Bizim gibi yazı çizi ile hayal kuranlar da hayal görür dururlar. Aklımızı başımıza alıp onların çizgisine dönmek zorundayız. Allah yardımcımız olsun.
İmtihan dünyasındayız. İmtihanımız küffarın eli ile olduğunda ona hazır olacağız. İçimizden birileri ile olduğunda ona hazır olacağız. Dindar bildiklerimizden de imtihan çekebiliriz. İmanımızı ve kimliğimizi her hâlükârda korumak bizim görevimizdir. Her türlü saldırıya hazır bekleriz, bunun adı imtihandır.
Dinimizi ancak Ashab-ı Kiram gibi yaşarsak Allah'ın rızasını kazanabiliriz. Konuyu “tarikatlar” başlığı altında ele aldığımızda adeta her tarikat aynıdır anlamına gelebilecek bir yanlışa işaret etmiş oluruz. Tarikatlar olarak değil de sünnete uygunluk olarak bakmalıyız. Sizin de gördüğünüz gibi sonradan geliştirilmiş bazı rutinlere ibadet değeri katılmaya çalışılmıştır. Bir mümin olarak sizin kalbiniz onu kabul etmemiş. Aslında onlar da yaptıklarının esasa bağlı olmadığını biliyorlar ama bir tür kendilerini rahatlatacak iş yapmayı tercih etmektedirler. Bidat yoğunluklu merkezlerde bulunursanız sadece kendinizi ve zevklerinizi tatmin edebilirsiniz. Allah'ın rızası Peygamber aleyhisselamın sünnetine sarılmaktadır. Sağa sola çekmeden “Hangi sahabi bunu yaptı?” sorusuna cevap verilebilecek şeyleri ibadet olarak yapmak gerekir. Siz böyle durumlarda evinizde oturup Kur'an okuyun. Doya doya okuyun. Zikirler yapın. Nafileler kılın. Biiznillah huzur bulursunuz. Allah'ın rızasını bulursunuz.