Fetva Meclisi
Soru
Selamun Aleykum hocam, ben Hollanda'da yaşıyorum. Bundan bir sene önce kardeşim ile birlikte bir iş yeri açtık, belirli sebeplerden dolayı anlaşamadık ve ayrıldık. Ben iş yerini ona bıraktım, ama benim işe yatırmış olduğum parayı hemen alamadım. Kardeşim yavaş yavaş öderim dedi, hala çok az miktarını geri verdi. Sorum şu, alacağım kalan paranın zekatını vermek zorunda mıyım. Miktar yüksek. ALLAH razı olsun hocam, selametle.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Önceden verilmiş bir parayı zekâttan düşmek mümkün değildir.
Selamünaleyküm. Araba almaya niyet etmek yeterli değildir. Arabanın anlaşmasını yapıp taksitlerine imza atarsanız o zaman zekât vermeniz gerekmez.
Selamünaleyküm.Sizin yanı başınızda da bir Somali varsa siz önce kendi Somalinize bakmalısınız elbette. Ama onu zengin etmeniz de gerekmiyor elbette. Kalbinizin rahat etmesi için bir miktar onda tuzunuz olsun, bir miktar da Somali'de.
Selamünaleyküm. Maaşın değil, elinizdeki birikmişin kırkta birini vereceksiniz.
Selamünaleyküm. Böyle bir zorunluluğunuz yoktur. Sadaka vermeye alışmak için yaparsanız o zaman güzel olur. Zekât mükellefi olacak duruma gelirseniz de zekât verirsiniz inşaallah. Verirken de kime itimat ediyorsanız ona verirsiniz. Bir sefer bir camiye verin, diğerinde bir vakfa verin. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Borçlarınız bittikten sonrasına kadar, bir başka borç olan zekâtınızı vermeyi erteleyebilirsiniz. Ne kadar zekât borcunuz olduğunu hesap edin, durumunuz düzelince verirsiniz.
alacak konusundaki diğer fetvalar
Sizin bu meseleniz eski fıkıh kitaplarında örnekleri ile bulunmaktadır. Fukaha, hakkını alamayan kişinin, fırsatını bulduğunda hakkını almasının caiz olduğunu ama bunun şartlarına dikkat etmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Söz konusu şartlar şunlardır: a. Tam hakkı kadarını alacak, fazla almayacak. b. Hırsızlık gibi bir şeyle itham edileceği ortam ise o fırsat ona yanaşmayacak. Müslüman’ın onurunu kaybedeceği şeyi bilerek yapması caiz olmaz. c. Emniyet ve yargı yollarını tüketmiş olacak yani kanuni yollarla alma imkânı olmayacak. Yine de biz size yasal olmayan çarelerin sonunda başka sorunlar olarak size dönebileceğini unutmamanızı tavsiye ederiz.
Evet, vasiyet esasen insanın maddi bağlantılarını beyan edip taleplerini belirtmek için yapılır. Bunun yanında manevi istekler ve izahlarda bulunmak da ilave edilmiş bir kültür vardır geçmişimizde. Asıl olan kime borcum var, kimden alacağım var gibi durumları geride kalanlar açısından kolaylaştırmak maksadı ile yapılmasıdır.
Kur'an’ımızın “yazın” emri, şeytana fitne sebebi bırakmamak içindir. Mal herkes için bir fitne ve sapma nedeni olabilir. Aldığını inkâr etme, rakamlarla oynama gibi sıkıntılar kıyamete kadar devam edecektir. Kur'an’ımızın “yazın” emri bir farza işaret etmese de hayatın derin gerçeklerinden birine işaret etmektedir. “Belgeleme” niteliği olan her şey “yazma” emrinin yerine getirilmesi sayılabilir.
İki kişi arasındaki borç ilişkisinde böyle bir denkleşmeye rastlanması durumunda birbiriyle ödeşmeleri yani benim borcumu alacağıma sayıyorum demeleri ve anlaşmaları caizdir. Buna fıkıhta MUKASSA adı verilir.
Borca gecikme farkı koymak faizdir ve asla caiz değildir. Başka tedbirler almaya bakmalıdır kardeşimiz.
Konu iki tarafı ilgilendiren bir husus olduğu ve yaşananların da aynen sizin anlattığınız şekilde gerçekleştiğini varsayarak şunları ifade edebilirim. Borçlu ödeme gücüne sahip olduğu hâlde borcunu ödemiyor ve lüks harcamalar yapıyorsa, borcun tahsili için hukukî yollar caizdir. Yani Allah'tan korkmayanları yerel mahkemelerle korkutarak hakkınızı alabilirsiniz. Yalnız bu süreçte kin ve öfkeden uzak durulmalı, hakkını ararken adaletli ve sabırlı olunmalıdır. Sizin borcu silme teklifinizi reddetmesi sebebiyle de borcu yerinde durmaktadır; silinmemiştir. Allah yardımcın olsun kardeşim.