Fetva Meclisi
Soru
Salgın hastalık henüz geçmedi, devlet vatandaşlarını uyarıp duruyor. Bu şartlar böyle devam ederse kurban kesme yükümlülüğü kalkabilir mi, kesilmeyip onun yerine sadaka verilse olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Marketlerde, parklarda, oyun alanlarında, sahillerde, resmi dairelerde, fabrikalarda, toplu taşıma araçlarında insanlar bir araya gelmiyor, kimse kimsenin yanına sokulmuyor gibi bir durum oluşsa idi elbette kurban ibadetine de alternatif arayışımız olabilirdi. Nitekim, kurban ibadeti ile asla kıyas edilemeyecek kadar büyük ve ağır bir ibadet olan Cuma Namazı için bile ‘kılınmasın’ dendi. Doğru da oldu. Fakat ortadaki durum şu anda, kurban ibadetimizi iptal ettirebilecek seviyede değildir. Mevcut şartlar dahilinde böyle bir iptal, salgın virüsten ötürü değil salgın iman zafiyetinden dolayı benimsenmiş olur. Kurban ibadettir. İbadetlerimizi, keyfimizin ilk kurbanı yapmayı düşünmemeliyiz bile. Hiç kimse kurban yerine sadaka veremez. Velev ki, kurban bedelinin üç katı bir sadaka bile olsa bedel olarak verilemez. Kurban kendi başına bir ibadettir. Zira: - Bir koçun başına beş kişi çullanarak kurban macerası yaşama yerine ehil birine, devletin gösterdiği mekânlarda biraz ekonomik bedel ödemeye razı olarak daha güvenli bir kurban kesebiliriz. - İbadet yapacağız diye sağlıkla alakalı tedbirlerden uzak kalmamız gerekmez. Hem kurban keseriz hem sağlığımızı risk altına sokmayız. Bu mümkündür. - Mümkün olduğu kadar sağlık açısından uygun olan ortamlar ve devletin ciddi takibini yaptığı yerlerde yaparız ibadetimizi ve kalbimiz huzurlu olur. - Buna rağmen Kurban Bayramı’na kısa bir zaman kala devlet ‘sağlık açısından kurban risk oluşturuyor’ derse, dışarıdan çözümler ararız. O da olmazsa namazımız ve camimizden daha önde bir ibadet değildir kurban ibadeti; Rabbimizin mağfiretine sığınır ve kurbanı erteleriz. - Allah Teâlâ bedenlerimize ve kalplerimize kurban yükselişi nasip etsin, işimizi asan etsin.
Güzel kardeşim, namaz yaşayan insana farzdır. Hastane odasındaki Cuma kılmıyor. Sağlık önemli değil en önemlidir. Ortada sağlık açısından büyük bir insanlık sorunu var. Cuma namazları ve cami cemaatleri keyfi bir kararla men edilmedi. Ortadaki sorun bunu gerektiriyordu. Belki geç bile kalınmış bir karardı. Kaldı ki bayram namazı, Cuma namazı ayarında bir ibadet değildir. Cumanın kılınamadığı bir yerde bayram namazı da tabii olarak kılınamaz. Önemli olan bizim, fırsat olsa idi yüreklerimiz ve bedenlerimizle camiye koşmaya hazır olmamızdır. İşin o boyutuna bakalım. Ya Sağlık Bakanlığı bayram namazı için toplanılmasında sakınca olmaz diyecek ya da Din İşleri Yüksek Kurulu bu konuda, “olur” diye bir karar verecek. Bu gerçekleşinceye kadar da herkes evinde bayramı hak etmeyi bekleyecek. Din ve sağlık konusunda hamasi hislerle konuşmamak gerekir. Allah yardımcımız olsun.
Kendisine kurban vacip olan bir mü'min kurbanını evinin bahçesinde kendisi keser, bir mezbahanede kestirir, köyünde keser/kestirir… Bunların hiçbirinde sakınca yoktur. Kurbanını ülkesindeki muhtaçlara ulaştırmak üzere bir vakfa devreder, bunda da hiçbir sakınca yoktur. Yurt dışında bir yere gönderir, kurban açısından bunda da bir sakınca yoktur. Bu seçenekler arasında herkes tercihini kendi şartları ve gözlemleri doğrultusunda yapabilir. Yurt dışında fiyat açısından menfaat olması, muhtaçların oralarda daha yoğun olması gibi etkenler kabul edilebilir. Kurban muhakkak yurt dışındaki kardeşlerimize gönderilmelidir şeklindeki bir anlayış ise doğru değildir hatta yerinde de değildir. Kurban ibadetine sadece yardım konusu gözüyle bakamayız. Bu bir ibadettir. Bir nevi yıllık vergi gibi anlaşılması mübarek bir sünneti zaman içinde eritebilir. Bu bir ibadettir, evlerimizde bu ibadetin yılda bir de olsa izi görülmelidir. Bunu aile bireylerimiz açısından bir eğitim konusu olarak da görmemiz gerekir. Evet, yurt dışına gönderilmesi için acil ve mücbir sebepler oluşabilir ama aynı sebepler ülkemizde de olabilir. Zamanı ve ortamı kollayarak bu konuda karar verilmelidir.
Aleykümselam. Can alıcı noktayı siz tespit etmişsiniz. Bir ortağın 'kurban niyeti dışında' bir niyetle ortak olması bütün ortaklar için kesileni et yığınına dönüştürür. Kardeşlerinizin bu kadar açık bir ibadet bilmezlikleri varsa siz o kurbandan başka kurban kesin. Babanızın hatırı için de ona ortak olun. Yalnız böyle bir ithamda hassas olmalısınız. Ağır bir yük olur omuzlarınızda hatalı bir karar verirseniz.
Aleykümselam. Bu şekilde bir kurbanda sakınca yoktur. Allah kabul etsin.
Sadaka belaları defeder, böyle inanıyoruz. Kurban da bir ibadettir ve sadaka çeşitlerinden olabilir. Ancak, ŞU SIKINTIDA KURBAN KESERSEN SIKINTIN GİDER şeklinde kesin bir dini bilgimiz yoktur. İnsanların ete çok muhtaç oldukları bir zamanda kurban kesip et dağıtmak iyi bir sadaka olduğu için belayı defedebilir ama bu dönemde et birinci derecede muhtaçlara verilebilecek bir sadaka çeşidi değildir. Kimi durumlarda basit bir çocuk bezi bile etten daha değerli olabilmektedir. Bu sebeple o günde hangi ihtiyaç daha önde duruyorsa sadaka olarak onu öne çıkarmak en güzeli olur. Bunu da sadaka ibadetine niyet ederek yapmak gerekir. Belanın gitmesi için ödenecek bir vergi anlaşılırsa sadaka olma özelliğini yitirebilir.
Corona konusundaki diğer fetvalar
Sağlığı yerinde iken camiye cemaate gitmeyi ihmal etmeyen bir Müslüman sağlık veya benzeri bir nedenle camiye gidemeyip namazları evinde kıldığında camiye gidiyor gibi sevap kazanmaya devam eder. Onun niyetini ve engel olmasa camiye gitme heyecanını Allah biliyor olduğu için sevabı eksilmez. Her şey işler iyi iken ki ciddiyetimiz ve niyetlerimizin büyük olmasındadır. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Bedenlerimiz bizim değildir, herkes bedenini Allah’ın bir emaneti olarak taşımaktadır. Bedenlerimize karşı ihmallerimiz, görev ihlallerimiz başkalarına karşı yaptığımız hak ihlalleri gibidir. Allah katında mesul olacağımız işlerimizden biri de bedenlerimiz yani sağlığımızdır. Elbette corona bir son değildir. Hayat imtihanlarından biri olarak karşımıza çıkmıştır. Corona bize kader yazmaz/yazamaz; kaderimizi Allah yazmıştır. Bu anlamda onu bir hâkim güç olarak göremeyiz ama insan olarak alternatifi bulunana kadar mevcut tedbirlere uymak zorundayız. Mevcut tedbirlere uymamak fıkıh olarak en azından bir cahilliktir demek gerekir.
a. Büluğ çağına girmeyen çocuklar, b. Bayanlar, c. Riskli kabul edilen yaştakiler, d. Kalp, kanser, böbrek, solunum sistemi, şeker, tansiyon, aşırı kilo hastalarının özürlü oldukları kabul edilebilir. Bu özür sebebi ile de Cuma namazına BU ŞARTLAR DEVAM ETTİĞİ SÜRECE gitmeyebilirler. Cuma yerine öğleyi kılarlar. Bu şartlarda Cuma namazına gidenler de sağlıkla alakalı uyarılara dikkat etmek zorundadırlar. Özel seccadelerini beraberlerinde bulundurmak, camideki eşyaya temas etmemek, gerekli mesafeyi korumak, musafaha etmemek, abdestini evinde almak gibi kurallara uyulmalıdır. Hastalık belirtisi bulunan veya tedavi görenlerin cumaya ve camilere gitmeleri asla doğru olmaz, vebale girmelerinden korkulur.
Şu anda CUMA NAMAZI KILMA İZNİ, genel izin/serbestlik niteliğinde değildir. Gayet kısıtlı ve sınırlı bir izin verilmiştir. Cuma Namazı için toplanmaya engel oluşturan şartlar tam olarak ortadan kalkmadığından, Cuma için toplanma fırsatı da herkes için doğmamıştır. Sağlık riski taşıyanlar, tedavi görenler, yaş sorunu yaşayanlar ve benzeri özür sahipleri bu sınırlamalar devam ederken Cuma Namazına gitmeyebilirler. Risk devam ettiği için Cuma namazına gitmeyip öğlen namazı kılanlar ise bu şartlar dahilinde biiznillah vebal altında olmazlar diye umarız. Kılmak isteyenler de gerekli tedbirleri alarak bu fırsatı değerlendirebilirler.
Namazın secde gibi mesela en önemli farzlarından biri bile bir özürden ötürü terk edilebiliyor ve ima ile yapılmış sayılabiliyor. Cemaatle kılarken safların bitişik ve düzgün olması namazın hiçbir mezhebe göre farzlarından veya vaciplerinden biri değildir. Namazın sevabını artıran müstahaplarındandır. Sağlık gibi ciddi bir özürden dolayı terk edilmiş olmasının asla namaza veya cemaat sevabına zararı olmaz.