Fetva Meclisi
Soru
Zamanında -belki de otuz yıl kadar önce- anneannem, bizim köyün muhtarına ‘Cami yaparsanız ben tarlamı vereyim’ demiş. Fakat camiyi o gün gidip yeri daha güzel olan başka bir yere yapmışlar. Sonra orası tarla olarak kullanılmaya devam edildi. Daha sonra anneannem 3-4 yıl önce hakkın rahmetine kavuştu, tarla bize miras olarak kaldı. Bu tarla vakfedilmiş olarak mı sayılır? Bu tarlayla ilgili ne yapmamız gerekir?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Camiye vakfedildiğini söylediğiniz arazinin nasıl vakfedildiğini bilmeden cevap vermemiz mümkün değildir. Satılmasına müsait bir vakfiye midir yoksa üzerine camiye ait bir birim yapılması için mi vakfedilmiştir bilmemiz gerekiyor. Ama her halükârda, onu satışa sunan dernek yetkilileri daha büyük sorumluluk almış görüyoruz.
Selamünaleyküm. Dediniz tarlayı size verdi ise bu, tarlanın sizin mülkünüz olduğunu gösterir. Satmak veya başka bir şekilde değerlendirmek hakkınızdır. Kardeşlerinizin de onda bir hakkı olmaz. Dedeniz tarlayı, size vermedi de sadece kâğıt üzerinde sizin adınızı yazdırdı ise o zaman, dedenizden izinsiz bir uygulama yapmayın.
Bir hile yapılmış ve erkek çocuk kollanmış ise kesinlikle bunu yapan dedeniz vebal altında kalmıştır ve işlediği günahın hesabını verecektir. Erkek çocuklarının kız kardeşlerinin hakkını vererek babalarına yardım etmelidirler. Dayın, “sizin payınızı şeriata göre vereceğiz” demekle bir hakkı kabul etmiş olmaktadır. Bu hakkı vermelidirler. Yalnız bu cevap, tapular verilirken bir kaçırma yapılması üzerine kuruludur. Mahkeme şeriatın takdirinden fazlasını verecek olursa o fazlalık da teyzelerine helal olmaz.
Selamünaleyküm. Keşke, tercihi doktorlara bıraksa idiniz! Şu anda yapacak bir şey yok, inşaallah vebal de yoktur. Annenizin yerine ağabeyinizin hacca gitmesinde de hiçbir sakınca yoktur. Allah annenize rahmet etsin, size sabırlar versin.
Muayyen bir işe tahsisi edilmiş bir vakıf arazisi üzerine yapılan bina ile genel vakıf denebilecek bir arazi üzerine bina yapılması aynı değildir. Büyük bir ihtimalle bu ayrıntı gözetilmiştir. Çünkü mevcut kanunlarda da bu durum vardır. Üzerinde yapılı duran bir cami, medrese yıkılıp da yerine bina yapılmamışsa endişe etmeniz gerekmez. Allah huzurunuzu daim kılsın.
Allah babanıza rahmeti ile muamelede bulunsun, sizi de salihattan kılsın. Annenizin yaşayıp yaşamadığını bildirmemişsiniz. Dede ve ninenizin olmadığını kabul ettik. İki ihtimal var. Anneniz sağ ise ve anneniz ölmüş ise ihtimaline göre mirasınızın dinen değerlendirmesi şöyledir: Anneniz yaşıyorsa: Anneniz: % 12,49 Kızların her biri: % 22,22 Amcaların her biri: % 3,20 Halaların her biri: % 1,60 Anneniz yaşamıyorsa: Kızların her biri: % 22,22 Amcaların her biri: 5,128 Halaların her biri: % 2,564
cami konusundaki diğer fetvalar
1- Kesinlikle namazların camide kılınması gerekmektedir. Ama bu kesinlik farzlar içindir. Eğer daha müsait bir yeriniz varsa sünnetleri orada kılın ya da camide kılın cemaate bağlı kalmayın. İmam selam verdikten sizin cemaate bağlı kalmanız gerekmiyor. 2- Ne yazık ki, imamlarımız ve müezzinlerimiz umumen, bulundukları noktanın kıymetini takdir etmekte zorlanmaktadırlar. Onlar da insan olarak irşad edilmeye, ikaz edilmeye muhtaçtırlar; incitmeden, kırmadan, bilgiçlik taslamadan, hocaları birbirine kırdırmadan ikaz etmek, emri bilmaruf yapmak kaçamayacağımız görevlerimizdendir. ona da dikkat edelim. Allah'a emanet olunuz.
'Papaza kızıp oruç bozmak' şeklinde bir deyim vardır. Camilerimizde şeriatımızın hükümran olmadığı, tartışılması bile gerekmeyecek kadar açık bir hakikattir. Ama biz camisiz de yaşayamayız. Cami seçmek camisiz kalmaktan daha iyi değil midir? Aslı zatında imamların bizi irşad etmeleri gerekirken bizim imamları ikaz ve irşad etmemiz gerekmeye başladı. İmamlarla daha içli dışlı olarak onlara, rızkı Allah'ın verdiğini, Peygamber aleyhisselamın makamında vekil olduklarını nazik bir şekilde hatırlatmamızda yarar var. Ben, imanıma camiyi terk etmeyi sığdıramıyorum. O sözünü ettiğiniz hutbeleri dinlemek zorunda kaldığımda da krizler geçiriyorum. Zor bir imtihandayız; kaçamayız, yılmayız. Camiler tevhid mekânlarıdır. İtham ederken de şirk gibi ağır sözleri kullanmamaya gayret ediniz. Şirk, daha ötesi olmayan en ağır suçların başında geliyor. Kendimizi haksız duruma düşürmeyelim. Allah'a emanet olunuz.
İki saf arasındaki mesafenin makul derecede olması lazımdır. O makullük de bir saf miktarı kadardır. Bu da yaklaşık yüz elli santime yakın bir mesafedir. İki veya üç saf kadar uzak mesafede, saflardan kopuk kılınan namazlar, en azından kerahetle kılınmış namazlar olmaktadır. Allah yardımcımız olsun, bizi hatalardan uzak tutsun.
Kametin tekrarlanmaması camiler veya mescitler içindir. Allah'a emanet olun.
1- Cami cami dolaşıp 'cami namazı' şeklinde bir namaz kılmak yoktur. Sadece üç mescit için bu geçerlidir: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebi ve Mescid-i Aksa. Bunun dışındaki camilerde namaz, namaz vaktinde ise kılınır. Namazı farklı bir camimiz yoktur. 2- Bir camiye girildiğinde kerahet vakti değilse oturmadan önce iki rekât namaz kılınır. Buna da 'tahiyyetü'l-mescid/mescidi selamlama namazı' denir. Bu da Sünnet'tir. 3- Vakit namazlarının camilerde kılınması ise Müslüman olmanın gereklerindendir. Bilhassa erkeklerin namazları camilerde cemaatle kılmaları en önemli görevlerdendir. Duyalım veya duymayalım İslam budur. Allah'a emanet olun.
Kesinlikle camide tartışma zemini hazırlamayın. Camiyi de terk etmeyin. Meseleyi imam efendiye arz edin. İmam efendi o şahsın arkasında namaz kılınabileceğini söylüyorsa yani vebalini üstleniyorsa siz namaza devam edin. İmam da sorumluluk almıyorsa yine namaza devam edin. Gerekiyorsa o namazı tekrar iade edersiniz. Allah kabul buyursun.