Fetva Meclisi
Soru
Sayın hocam öncelikle iyi çalışmalar geçen ramazan ayında kuran-ı kerim'in mealini okuyana kadar kendini doğru yolda sanan bir insandım. Okuduktan sonra işlediğim günahların büyüklüğü ve acizliğim muhtaçlığımı vicdanımda çektiğim inanılmaz acılarla yaşıyorum ve halen yaşamaktayım. Hemen namaz kılmaya ve kılmadığım namazları kılmaya başladım, bir haftada kuran okumayı öğrendim, dinimizin nasıl yaşanması gerektiği ile ilgili birçok araştırma yapıyorum ve etrafımdaki herkese öğrendiklerimi anlatıyorum. öğretmenim ve okuldaki arkadaşlarımıda anlattıklarımla namaza başlattım. Şimdi hep beraber namazlarımızı aksatmıyoruz. Ancak içimdeki korku bu azmin geçici olabileceği ve yaptığım büyük günahlara dönme ve ibadetleri bırakma korkusu, Allah'ın beni affetmeyeceği korkusu beni mahvediyor. Hemen her namazımda hüngür hüngür ağlıyorum. Hocam bunlar şeytanın vesveseleri mi? Allah'ın rızasını kazanmak için daha neler yapabilirim? Çok ve büyük günahlar işledim içimdeki acı nasıl geçecek? yardımcı olursanız çok ama çok sevinirim. Saygılarımla...
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Üzerine gitmezseniz bu geçici bir durumdur. Abartırsanız ömür boyu sizi terk etmez, ona göre dikkat etmelisiniz. Endişelenmeyin, korkacak bir durum değildir. Şeytan sizi bir köşeden sıkıştırmak istiyor; korktuğunuzu anlarsa sizi bir daha salmayabilir. - Bu konuları kimseyle konuşmayın. - Karanlık yerlerde oturmayın, namaz kılmayın. - Namazları uzun tutmayın, caiz olacak şekilde kısa tutun. İki ay sonra tekrar uzatabilirsiniz. - Film izlemeyin. - Sizi düşünmeye sevk edecek konular dinlemeyin, okumayın. Allah size yardım etsin.
Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Allah’ın mağfiret buyurduğu bir şeyi yeniden tazeletmeyin. Geçmişinize tevbeniz samimi ise o samimiyetin gereği olarak Allah’ın affına güvenmelisiniz. Şeytan sizi bir kere o bataklıkta batmış olarak gördükten sonra yeniden oraya dönmenizi istiyor. Sizi aynı delikten iki kere ısıracak o akrep, aklınızı kullanın. Bu tür düşüncelerden kurtulmak için yoğun bir gün yaşamanız gerekir. Vaktin size yetmeyeceği işler yapın. Derslere katılın. Sosyal faaliyetlere iştirak edin. Özellikle cinsel hayatınızı daha aktif duruma getirin. Eşinize beklediğinden fazlasını verir duruma gelmeye çalışın. Kitap okuyun. Zikirler yapın. Göreceksiniz, bu gereksiz sıkıntıdan biiznillah kurtulacaksınız. Allah’a emanet olun.
Şunu çok iyi bilin ki sizin içinde bulunduğunuz durum, insanoğlunun genel durumudur. Siz sadece bu durumu hissetmekle farklı hale gelmiş bulunuyorsunuz. Keşke bütün insanlık sizin hissettiklerinizi hissedebilse; kurtuluşu ne çabuk olurdu, bir bilseniz! Sizi tebrik etmek istiyorum. Neden biliyor musunuz? Çünkü sizin sorun ve endişe olarak dillendirdiğiniz şeyler, sizdeki sancılar, büyük bir açılımın, yüreğe su serpen umudun işaretleridir. Siz adeta, Kur'an okuyan kardeşini öldürmeye giden Ömer'deki heyecan ve parlayan gözleri yansıtıyorsunuz. Bu nedenle, gelecekteki huzurlu günleriniz, Allah'a açılan yolunuz nedeniyle sizi tebrik etmek istiyorum. Endişe edecek bir durumunuz yoktur. Ama sizin bu halinizin şeytanı endişelendirebileceğini, o da endişelendikçe beyninize çullanacağını elbette tahmin edersiniz. O da nihayetinde bir kişi kaybetmektedir. Meleklerin kazandığı her insan onun kaybettiği bir dost demektir. Şunu bilin yeter: Rabbimiz bizi büyük bir imtihan için göndermiştir. Gözümüzle gördüğümüz her şey, kulağımıza gelen her ses, elimizle tuttuğumuz ne varsa onlar, Rabbimizin bizi imtihan etmek için önümüze çıkardığı nesneler durumundadır. Bizim iyi veya kötü dememiz, yararlı veya zararlı görmemiz bu gerçeği değiştirmeyecektir. Ve ne kadar imtihan şuuru ve heyecanıyla canlı kalabilirsek kazanma ihtimalimiz de o kadar yüksek olacaktır. Bu kurala, haramlar/farzlar gibi mübahlar da dahildir. Biz imtihan olarak, sadece haramlara bulaşmamayı, alkol tüketmemeyi, faiz yememeyi anlarsak eksik anlamış oluruz. Bilakis, gençliğimizi nasıl geçirdiğimizi, Rabbimizin bize lütfettiği nimetleri, zekâmızı, güzelliğimizi, yeteneklerimizi, çevremizi nasıl kullanıp yönlendirdiğimizi de bir imtihan konusu olarak görmeliyiz. Zenginin malını harcamasını, zekât verip vermediğini, sadakayla ilgilenip ilgilenmediğini irdelediğimiz kadar genç bir kızın gençliğini, tertemiz zekâsını, becerilerini nerede ve ne için tükettiğini, imkânlarını insanlığa baki bir eser olarak kalacak şekilde kullanıp kullanmadığını da soracaktır Rabbimiz. Zor olan da budur zaten. Bunun için sizin, henüz pratik hayata atılmadan önce böyle bir idraki yakalayacak sürece girmiş olmanızdan ötürü tebrik etmek istedim. Fitneler ve kaygan zeminler çağında Allah Teâlâ'nın bir kulunu kendi yolunda kullanması, değeri takdir edilmeyecek büyük bir nimettir; şükür ve tebrik gerektirir. - Allah Teâlâ'ya karşı kulluk hissinizi canlı tutun. O'nun rızasının üstünde bir amaç edinmeyin. O'nun yolunda olmayı gaye edinin. Başınız açık, eteğiniz kısa bile olsa, O'nun kulu olmanın yegâne maksat olacağını, bunun da sizi kurtaracağını yani O'nun kapısında olduktan sonra başı açıkların, eteği kısaların bile kurtulanlardan olacağını bilin. Buna inanın, bununla dolun taşın. Şeytanın sizi ürkütmesine, O'nun kapısının büyüklüğünü bilmeyenlerin sözlerine aldırmayın. - Namazı en büyük gösterge olarak hiç ihmal etmeyin. Yarım vakit bile olsa kılın namazı. O sizi cennete doğru çekecektir. - Yalnız kalmayın. Mü'min bir cemaatin içinde olmaya çalışın. Kiminle ve nerede beraber olacağınız konusunda acele etmemeniz gerekir. Bilgi ve heyecanınız arttıkça bir noktadan sonra yerinizi bulacaksınız biiznillah. - Olaylardan ve sıkıntılardan yılmayın. Sabırsız bir adım dahi gidemezsiniz. Hemen değil vakti gelince olacak her şey. - Anne babanızın dini durumu ne olursa olsun, onları ezecek bir iş yapmayın. - Bilhassa evlenme yani bir erkeğin zimmetine girme konusunda duygusal olmamaya çalışın. - Mezuniyetiniz sonrası ve iş ortamı gibi konularda muhakkak istişareler yapın. Bir insanın aklı bütün insanlığa yetecek çapta olsa dahi kendine yetmeyebilir. - Aralıksız dualar yapın. Kendinize, anne babanıza, bütün insanlara dualar edin. Allah'tan bıkmadan usanmadan isteyin. Size dualar ediyor, iyi haberlerinizi bekliyorum. Allah yâranınız yardımcınız olsun.
İnsan olarak sınanmak için bulunuyoruz bu hayatta. Dış düşmanlarla sınandığımız gibi insanlığımız ve imanımız bakımından iç dinamiğimizle de sınanacağız. Mü'min olduğumuzu söylediğimiz gibi o iddiamızın ne kadar yerleşik olduğu da görülecektir. Sizin yaşadığınız da budur. Şeytan size, bu yaşadıklarınızın çökme olduğunu söylerken sizin, içteki birikimin test edildiğini çökme olmadığını fiiliyatınızla söylemeniz gerekirdi. Yani kazanacağınız bir noktada kaybetmeye kayıyorsunuz. Tekrar algılamaya çalışın bu ince çizgiyi, rahat edeceksiniz biiznillah. İnsanların riyakâr olmaları veya olmamaları sizin için önemli olmamalıdır. Siz kendi kimliğinizle yaşayın. Siz dik durun, sabit kalın; çevrenize göre şekillenmeye kalkmayın. Bu da size güç katacaktır. İbadetlerinizde eksiklik olmasın. Bilhassa namazı ayakta tutun ki namaz sizi bu hayatın gelgitlerinden korusun. Kur'an okumaya bakın. İstikrarlı bir Kur'an okuma neticede sulanması ihmal edilmeyen bitki gibi içimizdeki iman hissiyatını aktif hâle getirecektir. Duanızı eksik etmeyin. Her gün binlerce kere güzel duaları tekrar tekrar dillendirin. Duanız kadar güçlü hissedersiniz kendinizi. Allah yardımcınız olsun.
İnsanız, böyle inişler, ardından çıkışlar normaldir. Normal olmayan ise bunu benimsemektir. Her kalktığınız sabahı sizin için yeni bir doğum günü kabul ederek silkinmeye çalışın. Şeytanın “bittin, toparlanamazsın” türünden vesveselerini reddedin. Bunu fiziki bir hastalık gibi görmeye çalışın. Tedavi olduğunuzda bu da geçecek olarak inanın. Sabredin, acele etmeyin. Son nefese kadar mücadeleye hazır olun. Namaz dinin direğidir, onu sarsmamak en büyük hedefiniz olsun. Dua ederiz sizin için, Allah yardımcınız olsun. Âmin.
Selamünaleyküm Şeytanın sizi düşürdüğü en büyük tuzak işlediğiniz günahlar değil günahlarınız için yaptığınız yorumlardır. Şeytanın elini bırakın, kendinizi Allah'ın derin denizine salın. Acilen tevbe edin. Sizi bekleyen rahmetten kopmayın.
affedilmek konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Dinle alakalı konularda '..se sa..cak' gibi sözlere iltifat etmemeliyiz. Bu bir. İkinci olarak da, kul geçmişine dönmedikçe Allah da onun geçmişini açmaz.
Mü'min kendisine yapılan bir zulme veya haksızlığa, hakarete karşı şu üç seçenekten birini tercih edebilir: a-Affeder. Bu en iyi durumdur. b-Affetmez, Allah’a havale eder. c-Yapılan zulme karşı hukuki süreci işletir ve intikamını alır. Affın doğru olmayacağı durumlar da olabilir. Şerrini git gide yayacak birini affetmek zulme destek olabilir mesela. Bu üç pozisyonun her birinde serbesttir mü'min. İnce bir çizgi olarak şunu bilmekte yarar vardır: Temel ölçümüz mü'mine merhametli kâfire çetin olmaktır. Affetmeyi sevaba da dönüştürebilir mü'min: 1-Allah’tan ecir umarak affeder, 2-Affetmeyebileceği güçte olduğu hâlde affeder, 3-Affetmesi beraberinde bir ıslah veya huzur ortamı getirir, aksine şerri azdırmış olmaz. Böyle bir af şüphesiz sevap kaynağıdır. Şeytanın kışkırtmalarına alet olmamak düzeyidir. Önemli bir ayrıntı olarak şu da bilinmelidir: Mü'minin affetme ile alakalı bu bilgileri, BİLEREK HAKSIZLIK EDENE karşı olan af boyutudur. Bilmeyerek bir eziyet edeni affetmek mü'min için bunun ötesinde bir fazilettir. Hatayı affetmek, özrü kabul etmek kasıtsız yapılmış durumda iken bu kuralların üstünde bilinmelidir. Önemli olan kısıtlı hatayı affedebilmektir. Kardeşlik hukukuna riayet eden mü'minler olmalıyız. Hatalı tavırlarımız olmamalıdır. Olursa özür dilemesini bilmeliyiz. Özrü kabul etmeyi de kaçmaması gereken bir fırsat olarak görmeliyiz.
Kızım, şunu hiç tereddüt etmeden bilmelisin: Şeytan bizim en büyük düşmanımız olarak bizi sadece günahlarla vurmuyor. Günahlardan kurtulduktan sonraki tevbemizle de vurur. Mesela “bu tevbe gerçek değil..!” onun teorisidir. Biz Allah’ın kullarıyız. Bize günah işlemeyi yasaklayan da odur. Günahlardan tevbe etmeyi emreden de odur. Biz, bize emrettiği gibi tevbemizi eder ve Allah’a sonsuz bir güvenle güveniriz. O, tevbe edeni affedeceğini söyledi ise affeder. Buna iman etmek zorundayız. Bunu beceremezsek o zaman “neden Allah’ın sözüne güvenmediğimiz” sorusuna cevap bulamayız. Şu anda seni strese sokan bu çelişkidir. Sen şimdi: a- Büyük ve gerçekçi bir tevbe ile tevbe etti isen ki ettin elhamdülillah, tevbene ve sana rahmet kapısını açacak olan Rabbine güven. Rahat ol. b- İbadetlerini başta namaz olmak üzere eksik yapma. c- Sık sık ve yoğun dualar yap. Duayı kendine nefes gibi zorunlu bil. d- İç boşluğu oluşturma. Bu şu demektir: Kendini boşlukta hissedersen şeytan seni gıdıklar. Sürekli bir işte ol ve yoğun yaşa. Hiçbir işin olmadığı zaman oturduğun odanın eşyasını yer değiştirerek şekillendir, sonra da aynı eski haline getir. Böylece şeytanın seni esnerken yakalamasını engelle. Göreceksin biiznillah daha iyi olacaksın. Senin için dua ederim ve senden de dua beklerim.
Cennete girmenin ana şartı Allah’a iman etmiş olmaktır. İman edip imanın gereklerini yapanlar için cennet vaadi vardır. İman etmeyenler için ise cehennem vardır. İman etmemiş sayılan hiç kimse için asla cehennemden kurtuluş umudu yoktur. İman ettiği hâlde imana aykırı günah işleyenler, günahlarından hakkıyla tevbe ederlerse ve o şekilde ölürlerse onların da cennette olmalarında sıkıntı yoktur. İman ettikleri hâlde günah sahibi olanlar tevbe etmeden ölürlerse onların durumu Allah’a kalmıştır; dilerse affeder direkt cennete koyar, dilerse de cehenneme koyup belli bir ceza çektirdikten sonra cennete koyar. Kime ne yapacağını burada bilemeyiz.
Kulun böyle bir söz sarf etmesi boş bir söz olur. Allah Teâlâ’yı kimse bir şeye zorlayamaz. Zaten kabul etmesi dilerse kabul edecektir. “Dilersen” sözü karşılığı olmayan bir sözdür. Dua edebine uymamaktadır. Özet olarak bu sözcüğü kullanmanın dua açısından yanlış olduğunu anlarız.
Ashab-ı Kiramdan itibaren bu ümmetin büyüklerinin, ulemasının inandığı şudur: a- Cennet iman ile ölenlere, cehennem küfür üzere ölenlere ebedî olarak tahsis edilecektir. b- Kâfir olarak ölenler için ayrıntı yoktur, direkt cehenneme girecek ve ebedî olarak orada kalacaklardır. c- Mümin olarak ölenlerden günahı olmayanlar ebedî olarak kalmak üzere cennete gireceklerdir. d- Mümin olarak ölen ama günahları olanlar ise Allah Teâlâ’nın dilemesine kalmışlardır; direkt affedip cennete koyabileceği gibi belli bir süre cehennemde cezalandırıp cennete de koyabilir. Allah Teâlâ’nın muradının nasıl tecelli edeceği hakkında rakamlı, ölçülü bir görüş beyan etmek mümkün değildir. Mesela, bu dünyada yaşarken günahkâr olan ama şu veya bu sıkıntılara sabır ve imanla dayanabilen ve imtihanı kazananlar o çektikleri sebebiyle direkt cennete girebilecekleri bir af görebilirler. Böyle bir beklentinin elimizde kati ve rakamsal bir ölçüsü yoktur. Ayetler ve hadislerde umut eksenli ifadelerden genel olarak anlaşılan bir sonuçtur bu. e- Bu kural ulemanın genel olarak çizdiği çizgiyi yansıtır. Şaz denebilecek tek tük tahminler, mantık oyununa dayalı beyanlar da varsa bile ilmî bir değeri yoktur.