Fetva Meclisi
Soru
Hocam, zekât borçluya veriliyor. Borcundan dolayı sıkıntıya giren şirkete (tüzel kişilik) zekât verilebilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu soru ile kastınız, zekât alan bir fakirin aldığı zekât parasını bir başkasına borç olarak vermesi ise bunun cevabı kesin olarak şudur: Zekât, hak sahibi olan fakirin eline geçtikten sonra para, onun özel malıdır, dilediği gibi kullanabilir parasını. Bu kullanma alanlarından biri de borç vermedir. Hiçbir sakınca olmadan elindekini borç olarak verebilir. Zekât parasını borç olarak vermeyi zekât verecek kişinin GÜNÜ GELMİŞ VE BELİRLEMİŞ OLDUĞU zekât parasını borç olarak vermesi kastediliyorsa cevap şudur: - Zekât günü gelince yerine getirilmesi gereken bir ibadettir. Dinen geçerli bir sebep olmadıkça zekât ertelenemez. Borç vermek bir çeşit ertelemektir. Bu nedenle zekât verecek kimsenin “zekât parası veya malı olarak belirlediğini” birisine borç olarak vermesi caiz olmaz. - Bu borç verme işini zekâtı vermek üzere vekâleten elinde bulunduran kişi veya kurum ise, zekât olarak elinde bulunan parayı hemen fakire ulaştırması gerekmez. Makul bir gerekçeye dayalı olarak mesela en uygun fakir kişiyi inceleme, daha ağır şartları olanlara ulaştırma gibi bir gerekçe ile bir süre geciktirme yapabilir. Bu süre de uzun kabul edilmeyecek süre olmalıdır. Böyle bir kurum, elindeki zekât paralarını; - Bir heyet kararı ile - Şeffaf bir şekilde - En güçlü kanuni müeyyideler kullanarak - Kısa bir süre için - Acil bir ihtiyaç için onu kullanacak olanlara - Güven veriyorlarsa verebilirler. - Borç verilen zekât parasının geri dönmemesi durumunda ise borcu veren yetkili kişilerin gerekli tedbirleri en üst seviyede almamış olmak gibi bir kusurları varsa zayi olan zekât parasını tazmin etmeleri gerekir.
Zekâtın geçerli olması için fakire verilecek para veya malın ona temlik edilmesi yani onun mülküne geçirilmesi şarttır. Bu da zekâtın fiilen fakire teslimi ile gerçekleşir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/369) Mesela yemek hazırlayıp bunu fakirlerin yiyebileceğini ilan etmekle ya da onlara yedirmekle o yemek temlik edilmiş/verilmiş olmaz. Ancak aynı yemek yapılıp zekât niyeti ile fakire teslim edilirse, temlik gerçekleşmiş yani zekât verilmiş olur. Buna göre, bir kimseye borç verirken zekâta niyet edilmediği, daha sonra da bu parayı zekâta saymaya niyet edildiği zaman, paranın kendisi ortada bulunmadığı için temlik gerçekleşmiş olmayacaktır. Dolayısıyla bir kimseye borç olarak verilmiş olan paranın daha sonra borçluya zekât niyeti ile bağışlanması ile zekât verilmiş olmaz. Dört mezhep âlimleri bu görüştedir. Temlik kavramına daha geniş bir anlam yükleyen bazı âlimler ise fakirin zimmetinde bulunan kira vb. alacağın ona bağışlanmasını da temlik olarak değerlendirmişler ve bunu caiz görmüşlerdir. (Karadâvî, Fıkhu’z-zekât,3/325-326; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 3/1981) Bu son görüşle de amel edilebilir.
Borcu düşürmeniz yani sendeki alacağımı iptal ettim demeniz isabetlidir ve güzel bir iştir ama bunu vermeniz gereken zekât ile yapmanız yanlıştır. Fukahanın önemli bir bölümü önceden gerçekleşmiş bir alacağı zekâttan düşmenin yani verilmesi gereken zekâtı alacağa saymanın caiz olmayacağını belirtmiştir. Ancak şöyle olabilirdi: Siz vereceğiniz zekâtı borçluya verirdiniz o da size olan borcunu öderdi. Caiz olan böylesidir. Bir ibadet muhakkak niyetle yerine getirilebilir. Siz borç verirken zekât diye niyet etmemiştiniz. Sonradan onu yani borcu zekâta çeviren bir niyet yapamazsınız. Bunun bir benzeri bugün kılamadığınız sabah namazının yerine mesela önceki kıldığınız bir sünneti saydırmak gibi olur. Özet olarak şunu söyleyebiliriz: Zekât ancak verilecek malı fakire temlik ederek (temlik, ona ait hakka dönüştürmek) yerine getirilebilir. Böyle bir uygulamada o anda fakire verilen bir şey yoktur.
Selamünaleyküm. Bir borç zekâta sayılamaz. Tahsil edip tekrar ona zekât olarak verebilirsiniz.
Şöyle bilmeliyiz bunu: a. Bir Müslüman borçlu ise ve borcunu ödeyemiyorsa o Müslüman’a borcunu ödemesi için zekât verilmesi caizdir. b. Borcunu kapatabilecek gayrimenkulü veya benzeri bir malı bulunana zekât vermek gerekmez. c. Elindeki gayrimenkulü mesela ekip biçtiği tarlası gibi ihtiyaçlarında kullandığı bir varlığı ise onu satması istenmez, dolayısıyla da ona zekât verilebilir. d. Elindeki arsası veya dairesi resmi yollarla hacizli durumda ise bu nedenle de onu paraya çeviremiyorsa böyle bir gayrimenkulün varlığı ile yokluğu aynı kabul edilir.
Bir mü'min, elindeki birikmiş parasından tahakkuk etmiş borçlarını düşer. Borçlar düştükten sonra kalan miktar onun malıdır. O malın zekâtını verir.
borç konusundaki diğer fetvalar
Vasiyet yazmak genelde mal ile alakalı olarak bilinir. Aynı zamanda genel konularda da nasihat nitelikli vasiyet yazılabilir/yapılabilir, ona da vasiyet denir. Mal ile alakalı vasiyetin hükmü şöyledir: Vasiyet yazmak fukahanın ittifakı ile farz değildir. Bir müstahab/fazilet olarak kabul edilir ancak değişik durumlarda değişik hükümler alabilir: a- Ödenmemiş kefaret gibi dini bir vazifesi, resmi işlemlerle belgelenemeyecek borç ilişkileri gibi durumu olanların vasiyet yazması vaciptir. b- Varisleri zengin ama yakın akrabalarından yardıma muhtaç olanların bulunduğu birisinin onlara mal bırakacak bir vasiyet yazması ise müstahabtır. c- Mirasçıları mala muhtaç ve onun bırakacağı mal da az bir şey ise böyle birinin vasiyet yazıp başkasına mal bırakması mekruhtur. d- Malının üçte birinden daha fazlasını vasiyet edenin vasiyeti, -Zaten ona mirasçı olacak birine özellikle fazla alsın diye vaziyet yazması, -Haram bir şeye sebep olacak bir vasiyet yapılması, -Varislerin zarar göreceği bir vasiyet yapması haramdır.
Zekât borcunuzu işçilerinizin maaşı olarak veremezsiniz.
Dört mezhep fukahasının sözü, alacağın zekâta sayılmasının caiz olmayacağı şeklindedir. Zekât bir ibadettir. Niyet ister. O niyet para elden çıkarken borç olarak başladıktan sonra zekâta dönüştürülemez.
Siz, aranızda borç ilişkisi yokken hediyeleşiyor, birbirinize ikramda bulunuyor idiyseniz onu devam ettirmenizde hiçbir sakınca olmaz. Böyle bir geçmişiniz yoktu ama araya borç ilişkisi girdiği için oluşturduğunuz bir hediyeleşme/ikram ortamı dinen sakıncalı olur. Bu şekilde durumunuzu tespit ediniz.
İskat, insanın ölümünden sonra namaz ve oruçlarının yapılmamış olanlarının üzerinden düşürülmesi şeklinde anlaşılan bir meseledir. Bazı fakihler benzetmeler üzerinden yapılabileceğini söylemişlerse de Kur'an ve Sünnet üzerinden dayanağı yoktur. Üzerine kaza kalmış oruçları onun yerine tutma örneğinden sonuç olarak kılmadığı namazları da (namaz başı bir 'sadaka' vererek ölmüş kişiyi namaz borcundan kurtarma uygulaması yapılmaktadır. Kanaatimiz odur ki, bilhassa namaz için bir faydası yoktur.
Bu faiz denen işlemdir. Caiz olmaz. Şöyle olabilir: Siz ona istediği borcu verirsiniz. O size vaat ettiği günde aldığı kadarını geri verir. Sonra da size belli bir miktar hediye gibi bir miktar verir. Sizin ise öyle bir beklentiniz yoktur. Bu olabilir.