Fetva Meclisi
Soru
Hocam, bazı kardeşlerimiz boykotu çok hafife alıyor, hatta bunun dinî değil, sadece sivil bir ahlaki tutum olduğunu söyleyerek bu konuyu gündemlerinden uzaklaştırıyorlar. Şunu çok merak ediyorum, kendileri bombalanıp çeşitli zulümlere uğrasalardı acaba aynı düşüncede olurlar mıydı? Elbette kalplerdekini Allah bilir. Ancak bir firmanın Siyonizm’e destek verdiği veya zulme açık şekilde katkı sağladığına dair güçlü deliller varsa üstelik bu firmanın ürün ya da hizmetine makul alternatifler de mevcutsa hâlâ bu ürünlerden yararlanmak Müslümanlara yapılan zulme dolaylı bir destek sayılmaz mı? Bu durumda, bu ürün ya da hizmetleri kullanmanın haram olduğunu söylemek dinen vebal olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Bizim bu sitedeki hizmetimiz bir devlet hizmeti değildir. Allah rızası için bilebildiğimizi, becerebildiğimizi kardeşlerimize aktarıyoruz. Her şeye cevap yetiştirmek görevimiz olmadığı gibi takatimiz da yoktur böyle bir işe. Becerebildiğimiz kadarını yapıyoruz. Eksiğimizi ve hatamızı kabul ederiz, daha iyisini yapmak için uğraşırız ama haddimizi bilmek zorundayız. Dua edin Rabbim daha iyisine muvaffak etsin.
Boykot sloganla tekrar edildiği kadar kolay bir savaş türü değildir. Elbette enayi durumuna düşmeyeceğiz ama vurdumduymaz da olmayacağız. İkisinin ortasında bir çizgide yol alabiliriz.
Selamünaleyküm. 1-Zalime destek olmak da zulümdür. Her zulüm haramdır. 2-Bizim bir işimiz, ticaretimiz bir zalime destek olacaksa elbette onu yapamayız. 3-Alternatifsiz kaldığımız işlerde ise Allah’ın affına sığınırız, çaresizliğimizi O’na havale ederiz.
Selamünaleyküm. Değerli kardeşim, fitne bu ümmetin en ağır düşmanıdır. Ashabı kiram bile fitne karşısında tam anlamıyla zorlandılar. Fitne, iyinin ve kötünün iç içe girdiği, iyinin kötüden ayrıt edilmesinin zorlaştığı ortam demektir. Allah’a niyazımız odur ki, bizi fitneye düşürmeden ruhumuzu alsın. Dikkat ederseniz, örneğini verdiğiniz durum sadece o örnekle sınırlı değildir. Filistin başta olmak üzere hemen her yerde benzerini görebilir ve kahrolabilirsiniz eseften. Yaşadığımız dönem, böyle bir imtihanı gerektirmiştir. Sabır ve sebatla yolumuza devam etmeye mecburuz. Burada bir noktayı iyi anlamamız gerekir: Biz, dinimiz her şeyin üstündedir, dinimiz için varız türünden iddialarda bulunuyoruz. Uygulamaya geldiğinde ne kadar bunu gerçekleştiriyoruz? Dikkat ederseniz, herkes bunu iddia ediyor ama iş pratiğe gelince onun meselesinin de din olduğunu, dolayısıyla bir taviz vermesinin gerekmediğini adeta o kazanırsa din kazanacak, kaybederse din kaybedecek demeye getirdiğini görürsünüz. Burada da afet başlıyor aslında. Ne kadar nefislerimizi hesaba çekebiliyoruz? Ne kadar biz dinimiz için varız da dinimiz bizim için var değildir, sorusunu değerlendirebiliyoruz? Böyle bir kaos ortamında kim konuşursa konuşsun, kimin menfaatine uygun düşüyorsa sözleri sadece onun tarafından rağbet bulacaktır. Böyle olmamalı idik, böyle emredilmedik biz. Ciddi bir şekilde DİNİMİZ HER ŞEYİN ÜSTÜNDEDİR VE BİZİM YAPTIĞIMIZ HER ŞEY MUHAKKAK DİN DEMEK DEĞİLDİR şuurunu yerleştirmemiz gerekiyor. Aksi takdirde yüzme bilip dereye gelince her şeyi unutarak boğulma ile karşılaşacağız demektir. Sabrederek, sebat ederek, Kur'an ve Sünnet'e sarılarak geçirmemiz gereken bir dönemi yaşıyoruz. Bu kardeşinizin kanaati, Kur'an ve Sünnet ölçülerine sadakat açısından ipin ucunun bir nebze kaçtığı eklindedir. Seviye düşmüştür, menfaatlere göre şekillenmiştir. Her oturuş kalkışımızı cihat olarak isimlendirmenin hata olduğunu zannediyoruz. Allah yardımcımız olsun. Dua eder, duanızı bekleriz.
Allah, her kulunu gücüne ve imkânına göre sorumlu tutar. Eğer siz mazlumlara dua ediyor, elinizden geldiğince yardım ediyor ve bilinç oluşturuyorsanız, vicdan azabı çekmenize gerek yoktur. Ancak imkânlar dâhilinde daha fazla şey yapma gücünüz varsa bunları artırabilirsiniz. Allah, zulme karşı durma bilincimizi artırıp bizleri mazlumlara gerçek anlamda destek verebilenlerden eylesin. Kalbinizin yanması, hâlâ imanınızın diri olduğunun bir göstergesidir. Allah sizi de, tüm mazlumları da muhafaza buyursun.
“Muhtemel zararları” üzerinden bir ticareti yok sayamayız. Alkol, domuz ürünü gibi açık haramlar söz konusu olmadıkça veya ticaretin ana sakıncalarına dikkat edildiği sürece belirttiğiniz iş yapılabilir. Allah yardımcınız olsun, sizi kaymaktan ve erimekten muhafaza buyursun.
boykot konusundaki diğer fetvalar
İki uç noktanın ortası bulunabilir ama özet olarak bilgi sahibi olup işinize devam edebilirsiniz. Tavsiyem ise şudur: Bugünkü Gazze, dün orayı ilgi alanına almayan neslin hatasıdır. 1917’de orayı İngilizlere teslim ederken Osmanlı, İstanbul’un altını üstüne getirmeyenlerin hatası bugün böyle ödeniyor. Bizim hatamız da kim bilir nasıl ödenecek? Artık bu âlemde kesin bir mü'min kâfir ayrımı olduğunu, iki kutuplu bir dünyada kendimizi mü'min olarak görmek zorunda olduğumuzu anlayacağız. Sadece boykotta değil, ailevi ilişkilerden ticarete, siyasete kadar hayatımızı bu iki kutuplu idrake göre tanzim edeceğiz ki bir sonraki nesil Gazze’yi Filistin sorunu olarak görmesin. Bunu becerecek planlar bir pratikler yapın ama uzun soluklu olsun. Mesela iki yüz yıl sürecek bir eşya ve insan boykotuna hazır olun. Allah yardımcınız olsun.
Savaş biterse boykot bitmez. Çünkü boykot savaş için değil, zulmün altyapısını kuran sisteme karşı durmak içindir. Savaş biterse duruma bakılır, zulüm biterse boykot da biter. Ama zulüm bitmeden boykotu bırakmak gaflettir. Boykot, zulmün sponsoru kimse ona karşı bir “sivil cihattır”.
Bu dini olmaktan daha önce stratejik bir konudur. Biraz aklı ve biraz insanlığı bulunan hiç kimse böyle bir ticareti yapmayı uygun bulamaz. Sırf bu nedenle de kazancınız haram oldu diyemeyiz ama siz bunun gerçekleşmemesi için direnin deriz. Belki ortaklarınızın kanaatini değiştirirsiniz. Mücadele edin, yılmayın. Hissenizi devretmeyi en son çare olarak düşünün.
Ahlâken ve dinen sakıncalı içerikleri barındırmayan, İslamî değerlere ters olmayan, ibadetlerinize engel olmayacak ve sizi bağımlı hale getirmeyecek yapımları izleyebilirsiniz. Bu konuda, yasal ve helal alternatif platformlar, YouTube ve ücretsiz yasal içerikler, DVD veya yasal satın alma yöntemlerini alternatif olarak düşünebilirsiniz.
Kocanızın boykot markalarından gelen malzemeleri kullanması, kontrolü dışında olduğundan bir sorumluluk oluşturmaz. Yani, niyetinin müminlerden yana olması, kâfirlerden uzak durması, imkân buldukça ve elinde yetki oldukça boykot olmayanı kullanmak yönünde tercihte bulunması gerekir. Bu önemlidir.
Ne yazık ki atsan atılmaz tutsan tutulmaz bir durumla karşı karşıyayız. Allah yardımcımız olsun. Boykot, fıkıhtan çok stratejik bir konu olarak görülmelidir. Küfre ve kafire karşı bir strateji oluşturmaya ne kadar muktedir olduğumuz ise ayrı bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Boykot yapmamız gereken işlerdendir ama sadece boykotla asıl yapmamız gerekeni beceremeyeceğimiz anlaşıldı. Bizim de sanayileşmemiz, bilim yolunda ilerlememiz hatta bunu ibadet heyecanı ile yapmamız boykottan daha öncelikli olmalıdır. Bu da ümmet adına hareket eden, nesil yetiştirme iddiasında olan partilerin, vakıfların, cemaatlerin yapacağı bir iştir. Umarım bu şuura kavuşmamız yakın olur. Birileri bu görevi üstleninceye kadar da biz bireyler olarak elimizden geldiği kadarını yapmaya gayret edeceğiz.