Fetva Meclisi
Soru
Yüzmeyi çok seviyorum. Yaşamımda bir parça gibi olmasında dinimize göre bir sakıncadan söz edilebilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Yüzme Peygamber aleyhisselam efendimizin tavsiye buyurduğu sporlardandır. Dolayısıyla spor olarak yüzmeyi güzel görürüz, görmeliyiz. Çocuklarımızın helal dairede yüzme öğrenmelerini sağlamalıyız. Temel ölçü olarak bunu bilelim. Yüzme ekseninde dikkat edilmesi gereken hususlara gelince: Yüzme beraberinde özellikle bu asırda bir avret teşhiri getirebilmektedir. Avret teşhiri söz konusu olduğunda ise yüzmenin kendisi de öğretmenliği de sakıncalı hâle gelir. Yüzme nedeniyle erkek veya kadın avret teşhirine kapı aralanamaz. Öğretmen olarak bakıldığında ise yedi yaş altındaki çocuklar için büyükler gibi bir avret anlayışı yoktur ama çocuklara öğretmenlik yapanların karşılaşabileceği şeytan tuzaklarına en üst düzeyde dikkat edilmelidir. Bir erkek hiçbir şekilde bayana yüzme kursu veremez. Avreti açık erkeğe de veremez. Bayanlara bayan hoca yüzme dersi vermelidir. Bu esnada bayanların da avreti açık olmamalıdır. Zira bayanın da bayana avreti haram olan çizgiler vardır. Yüzme hocalığı bedene temas gerektiğinde avrete temas asla olmamalıdır.
Müslüman’ın güçlü olması gerekir demeye hacet yoktur. Müslüman güçlü olur. Güçlü olması için de yapması gerekenler ona görev olur. Biz ilke olarak spora böyle bakmak zorundayız. Ancak, gerekli de olsa beraberinde getireceği sakıncalar da dikkatten kaçırılmamalıdır. İnsan organına ve uzun vadede bile olsa sağlığına zarar veren, insanlar arasında kin ve nefreti kökleştiren, merhamet duygularını yıpratan, ağız bozukluklarını geliştiren avret teşhirine neden olan spor türleri için tavsiye edici cümle kullanamayız. Bunun haricinde bildiğimiz spor türlerini tek tek ele alabiliriz. Güreş: Helal bir spordur. Peygamber aleyhisselam efendimizin de bir kere de olsa güreştiği şeklinde rivayet vardır. Bu spor için avret teşhiri bir sorun olarak zikredilebilir. Boks: İnsanın yüzüne vurmaya dayalı bir spor helal olamaz. Hâlbuki bütün dünyada bu spor, insanlarda kabalık ve saygısızlık genlerini kabarttığı, ölümlere neden olduğu da bilinmektedir. Yüze vurmaya dayalı bir spor yapılamaz. Karate ve tekvando: El ve ayaklar kullanılarak yapılan bir spordur. Bu sporda başa da vurulabiliyor olsa da ana hedef baş değildir. Bu sporun kültüründe rakibinin önünde ruküye benzer bir eğilme vardır. Bunu fıkıh açısından bir sorun kabul edebiliriz. Judo: Uzak doğu sporları arasında helale en yakın duran türdür. Bizdeki güreşe daha çok benzemektedir. Bildiğimiz dövüş sporları bunlardır. Bunları zikredebildik. Genel olarak sporun helal olduğunu ama uygulama anında engeller çıkabileceğini belirterek hükmü özetlemiş olalım. En ideal olanı, kim hangi sporu yapacaksa onu bir âlime izah ederek özel soru sorup öğrenmesidir.
Elbette dinimiz bu hayattaki her işimiz için kurallar koymuştur. Kuralsız yapabileceğimiz bir işten söz edemeyiz. Sporu meslek edinmeyi tavsiye etmeyiz. Hayata daha ciddi işlerle tutunmak gerekir. Bir kere girmiş bulunan için de spor hakkında bilmesi gereken kurallar şöyle özetlenebilir: a. Spor mübah bir iştir yani ne farzdır ne haramdır, serbesttir. Doktorun “şu sporu şu kadar yapman gerekir” diye tavsiyede bulunduğu bir spor ise vacip spor olabilir. b. Yapılacak spordan zarar gelmemelidir. Yüksekten atlama, sirk gibi ağır riskin bulunduğu sporlar, insanın kapasitesinin üstünde zor oyunlar içeren sporlar, boks gibi yüze vurmaya yönelik bir spor, serbest güreş gibi kuralsız vurma ve ezmeye yönelik sporlar zararlı olduğu için caiz olmaz. c. Hayvanlara eziyet olan boğa ve horoz güreşi gibi sporlar caiz olmaz. d. Erkek veya kadının avret teşhiri yapmak zorunda olacağı spor caiz olmaz. e. Kadın erkek karma yapılacak bir spor caiz olmaz. f. İbadetleri ve günlük hayattaki zorunlu görevleri ihmal etmeye sebep olacak bir spor da caiz olmaz. g. Kadın veya erkeğin fıtratına aykırı sporu kadının veya erkeğin fıtratının zıddına olacak şekilde yapması caiz olmaz. h. Toplumda gruplaşmaları köklendirebilecek sportif yapılanmalar caiz olmaz.
Allah yardımcınız olsun. Düşünceniz çok güzel, sizi tebrik ederim. Spor insan hayatının bir parçasıdır. Kulüple yapılsın veya yapılmasın ya da kurallı bir şekilde yapılsın ya da yürürken kendiliğinden oluşsun; spor hayatın bir parçasıdır. Dinimiz de hayatı yönlendirmek için geldiğine göre spor için de koyacağı kurallar var demektir. Spor mubah bir iştir. Bütün mubahlar gibi onun da bir çizgisi muhakkak vardır. Genel çizgileri ile bu kuralları şöyle özetleyebilirim: Spor sağlıklı olma, güçlü olma, helal bir eğlence gibi ciddi amaçlarla yapılmalıdır. En başta kumar ve benzeri amaç kirliliği olmamalıdır. Spor ne kadar değerli olursa olsun kendisinden daha değerli olan din ve insanlık adına kayıp nedeni olmamalıdır. Spor örnek olarak, bir kişinin namazına engel olmamalı, ebeveynine hizmetinde eksiklik getirmemelidir. Spor insanın en değerli varlığı olan vaktinin zayiatına neden olmamalıdır. Spor insan sağlığına direkt veya dolaylı zarar veren bir çeşit üzerinden olmamalıdır. Sadece spor adına ekonomik israf yapılmamalıdır. Spor ahlâk ve din erimesine neden olmamalıdır. Buna şu örnekleri verebilirim: Avret teşhiri, Erkek kadın karma ortamlar, Küfürlü ve çirkin sözlerin kullanılması, Irkçılık başta olmak üzere toplumun gruplaşmasına neden olma, Hile ve aldatma olmamalı, Kâfirleri din ve ahlaklarında taklit etme olmamalı, Spora dayalı düşmanlar ve düşmanlıklar üretilmemeli, Spor için de olsa kimseye haksızlık yapılmamalıdır. Sporun uluslararası kurumlar üzerinden yürütülen tuzaklarına düşülmemelidir. Müslüman kadınlar da spor yapabilirler, yapmalıdırlar da. İnsan olmak açısından erkeklerden bu konuda farkları yoktur. Ancak onların mahremiyetlerinin korunamadığı bir sporu hiçbir şekilde kabul edemeyiz.
Yaptığınız iş tıp kurallarına göre gerekli bir iş ise ve helal bir şekilde yapıyorsanız sakıncası yoktur. Allah’ın nimetlerini israf etmeden helal bir şekilde kullanmamızda, elimizdeki nimetin gerektiğinde zekâtını veriyorsak sakınca yoktur.
Müslüman bir erkek ya da hanım bulunduğu her yerde dinine göre yaşaması gerektiğini bilir. Arkadaşlık ya da dostluk ortamları da buna dâhildir. Beraberinde samimiyet ve rahatlık getiren yatılı olma durumunda ise buna daha çok dikkat edilmelidir. Çünkü insan, resmiyet kalktıkça gevşeyen ve ayarları kaçan bir varlıktır. Bu sebeple yatılı ortamlarda Müslümanca yaşamak için belli başlı hatırlatmalar yapmamızda fayda olacaktır: Herkes misafir olduğu bir yerde bulunduğu bilinci ile hareket etmelidir. Her an o mekândan ayrılacakmış gibi hazır, hep orada kalacakmış gibi olgun olmalıdır. Bu ikisi arasında dengede kalmalıdır. İkinci bir insanın olduğu her yerde kul hakkı söz konusu olacağı için ibadetten önce ahlak prensibi gözetilmelidir. Namaz kılarken ya da Kur’an tilavet ederken bile başkasının hukuku düşünülmelidir. İnsana saygı göstermek, kimseyi rahatsız etmemek kendi menfaatimizden önce gelmelidir. Mahremiyet konusu yatılı ortamların en hassas noktalarındandır. İnsanların özeline vakıf olmamaya gayret etmek, kazara gizli anlara tanık olunduğunda bunu saklamak hatta unutmak, Müslümanlığın gereğidir. Beden teşhiri ve avretin açılması gibi mevzularda gereken ihtimam gösterilmelidir. Ne kadar yakın ve samimi olunsa da şeytanın buradan beslendiği unutulmamalıdır. Abartılı sevgi ya da sınırsız nefret aşırılıktır. Kimse ile ebedi dost ya da düşman olunmamalıdır. Bir gün işin terse döneceği ihtimali hep akılda tutulmalıdır. Arkadaşlar arasında elbette farklı seviyelerde muhabbet oluşur. Herkes aynı olamaz şüphesiz. Fakat beraber yaşanan mekânlarda çevremizdeki her bir kardeşimizle iyi geçinmeye çalışılmalıdır. En azından kötü olmamaya gayret edilmelidir. Zira imanımız, geçinir ve geçinilir olmayı karakter haline getirmeyi öğretir. Bulunulan ortamda kurum yetkilisi isimler varsa onlara karşı tutumlarımız da yine mümin şahsiyetimizi gösterir. Üst pozisyondaki kişilere gerekli saygıyı göstermek ve kurallara uymak da yine kimliğimizle ilgilidir. Bir yerde yatılı olarak kaldığımız müddetçe arkadaşlarımıza örnek bir kişilik olarak kendimizi gösterme mecburiyetimiz de vardır. Çünkü İslam’ın mensubu olarak önce bizde İslam görülmelidir. Zamanla benimsenmiş halimizle o ortamda yapılan hatalara karşı söz söyleme ve yanlışı düzeltme gücümüzün de oluşacağını bilmek gerekir. Sonuç olarak kardeşlerimizi güzel bir dille uyarma ve onlara doğruyu öğretme vazifemiz olduğu da ortaya çıkacaktır. Tabi ki bunu bir öğretmen sıfatıyla değil, aynı seviyedeki kardeş pozisyonu ile yapmak gerekecektir. Bir süre sonra ayrıldığımız yatılı ortamlarda, adımızın kalacağı, kendimizden güzel hatıralarla bahsedileceği kaliteli bir mümin olarak anılmak hedefimiz olmalıdır. Rabbimizden tüm kardeşlerimiz için, mahşer günü sadece takvalı insanların dostluğunun işe yarayacağı şuuruyla arkadaşlık kurabilmeyi niyaz ederiz. Allah’a emanet olun.
haram konusundaki diğer fetvalar
Geçmişteki bir hata olarak tevbe etmeniz yeterli olur. O zamanki kitaplar için bir şey yapmanız gerekmez.
Masrafların düşülmesinden sonraki kâr payında sıkıntı vardır. Böyle bir ortaklığı ortaklıktan çok parayı çalıştırmak olarak görebiliriz.
Motoru kullanan kişinin yaptığı sizin için bir haram vesilesi değildir. Satmanız iyi olmuş yine de.
Evet, belirttiğiniz gibi ayrıntılar yoksa dinlediğinde haram denmeyebilir ama siz kendinizi müzik dinlemeye alıştırmayınız, önünü alamazsınız ve hiçbir ayrım yapmadan dinlemeye başlarsınız maazallah.
Sen rıza gösterme, doğru bildiğini söyle ama bir tür zorla iştirak ettirildiğinde kerhen yardım et.
Süt yoluyla teyze öz teyze gibidir. Ebedi olarak nikâhlanamaz.