Fetva Meclisi
Soru
Ben İstanbul’a ablamın yanına geldim. Ne zaman döneceğim belli değil. Namazlarımı seferi olarak mı kılmalıyım?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu meseleye şöyle başlayın: Siz orayı hâlâ kendi ocağınız olarak görüyor musunuz, görmüyor musunuz? Eğer orayı eskiden babanızın yaşadığı bir yer olarak görüyorsanız, seferi olarak kılmanız gerekirdi. Eğer orayı eski ve her an denebileceğiniz bir yeriniz olarak görüyorsanız sadece yol boyunca seferi sayılacaktınız. Eksik kalan namaz varsa bu hesaba göre eksikleri kaza ediniz.
Selamünaleyküm. Bütün bu yolculuklarda YOL ESNASINDA seferi olacaktınız. On beş gün kalmaya niyet ettiğiniz yerde mukim, gerisinde seferi olacaktınız. Mukim gibi yani tam kılmanızdan ötürü geçmişe yönelik bir sakınca yoktur. Allah kabul etsin.
Evinizden varacağınız yere kadarki yol esnasında seferi olarak hareket edeceksiniz. Vardıktan sonra ise mukimsiniz.
Aleykümselam. Sakarya'da kendinizi oralı hissetmenizi gerektirecek real varlığınız bulunduğuna göre orada seferi olmanız gerekmez. Yol esnasında saferi olmanız yeterlidir.
Namaz, nasıl kazaya kaldı ise o şekilde kaza edilir; seferi iken kazaya bırakılan namaz seferi gibi mukim iken bırakılan da seferilikte bile kaza edilse tam olarak kaza edilir. Allah kabul buyursun.
A- İki şehir arasında yolda iken seferi olacaksınız. B- Babanızın bulunduğu şehirle bağlantınız devam ediyorsa yani kendinizi hâlâ, babanızın bulunduğu yerin adamı, ikinci şehirde işiniz bitince gideceğiniz yer olarak görüyorsanız orayı, orada seferi olmazsınız.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Tespitiniz doğrudur; siz kendinizi korusanız da haramla bir arada bulunmuş olacaksınız. İki tehlikeden birinin bulunmaması tek olan tehlikenin zararı olmayacağını göstermez. Evet, haramın büyüklüğü açısından bir nebze hafifleme olmuş olur, o kadar.
Anne ve babalarımızın önünde bizim elimiz ve kolumuz, hatta gözümüz, kulağımız bağlıdır. Onlara muhakkak itaat edecek, her ikisinin gönüllerini almaya çalışacağız. Bilhassa yaşlanıp, aciz hale geldiklerinde bu yükümlülüğümüz yoğunlaşmaktadır. Allah’ın kesin emirlerinden biri budur. Arkadaş, eş, iş gibi nedenlerle onları üzemeyiz. Allah korusun, bir anne veya baba ahı bütün hayatımızı zehir edebilir. Bir “ah” yıllar sonra karşımıza çıkıp bizi kahredebilir. Özet olarak şunu bilmeliyiz: Biz anne babalarımızın huzurunda yokuz, onlar ne istiyorsa öyledir. Ancak anne babamızdan ve herkesten önce üzerimizdeki en büyük hak Allah’ın hakkıdır. Allah’ın hakkı önüne hiçbir hakkı geçiremeyiz. Mesela, namaz vakti geldiğinde namaz kılmamız Allah’ın emridir. Bu emri aşabilecek başka bir emir olamaz. Aynı şekilde Allah’ın yasaklarından birine karşı, o yasağı işlememizi emredebilecek bir makam da yoktur. Önce Allah’ın emri geçerlidir. Sonra da O’nun emir ve yasaklarıyla çelişmeyen diğer emirler geçerlidir. Babamızın bizi sigara satın almaya göndermesi, bir günaha alet olmamız anlamına gelmektedir. Sigara, insanlığın topluca nefret ettiği bir pisliktir. Babamızın ona müptela olması, bizim de alet olmamızı gerektirmez. Babamızın o emrine itaat etmeyiz. Ama ona karşı nezaketimizden de geri durmayız. Nazik ve hassas bir şekilde sigara almaya gidemeyeceğimizi ifade eder, ondan özür dileriz.
Daha önce kaza namazı olmamış biri isen önce kazaları kılarsın. Daha önce beş vakitten fazla kazaya kalmış namazın oldu ise serbestsin, kazaları da kılabilirsin, vakit namazını da.
Hıristiyanların kutladığı manada bizim bir yılbaşımız yoktur. Onlar, yılbaşını bir dini gerekçeyle kutlamaktadırlar. Bizim için din, sadece Allah ve Resulü’nün emrettiği şeylerdir. Yılbaşı diye bir ibadet türü de yoktur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin, Mekke’den Medine’ye hicret etmesi, takvim başlangıcı olarak kabul edilmiş ve Hicret Takvimi adıyla anılmıştır. O takvimin başı da bizim yılbaşımız olmuştur. Bizim sevincimiz, takvim yapraklarının yenilenmesine, baharın coşmasına değildir. Bunlar geçici güzelliklerdir. Biz, Rabbimizin affına nail olduğumuz gün yeni dönemimizi başlatmış sayar, sevinir, uçarız.
Size şöyle ortalama bir hesap tarif edelim: Elinizde seksen bir gram altın alabilecek para ne zamandan itibaren vardı? Mesela geçen yılın Ramazan ayının birinde ya da bu kurban bayramı arefesinde.. İşte o günü senin mali miladın yap. Her sene o gün bak elinde birikmiş paran seksin bir gram altın değerinden fazla ise sen zekât vereceksin. O altın mesela on bin lira ediyor. Senin elinde de yirmi bin lira var. Yirmi bin liranın yüzde iki buçuğunu zekât vereceksin. Rakam on binin altına düştü ise o sene vermezsin. Dükkânları çalıştırman veya kiraya vermen fark etmez. Sen dükkânların değil elindeki paranın zekâtını veriyorsun.
Geçmiş olsun. Başına gelen günahlarına kefaret olsun. Onun için namaz ancak, aklı başından gidince düşer. Abdesti ve temizliği önemli değil. Ne kadar temizlenebiliyorsa temizliği o kadar olacak. Abdesti de ne kadar alabiliyorsa, gerekiyorsa teyemmüm eder. Namazı da oturarak, yatarak nasıl kılabiliyorsa öyle kılacak. Sadece farzları kılarak devam etsin şimdilik. Aman dikkat edin, şeytan onu son anında yakalamaya çalışıyor..