Fetva Meclisi
Soru
Hocam esnaftan biri ile bir anlaşma yaptık. Ben ödememin bir bölümünü lira üzerinden kalanını da döviz üzerinden yaptım. Daha sonra anlaşmalı olarak sözleşmemizi iptal ettik. Şöyle bir sorun oldu, benim ödediğim lirayı bana lira olarak geri verdi. Ben de bundan çokça zarar ettim. Bana ödemeyi yaparken döviz üzerinden yapmasını istiyorum, buna hakkım var mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Buna direk faiz demesek de yapılan yanlıştır. İstiğfar edin, tekrar yapmamaya azmedin.
Kıymetli kardeşim, sorunuzla alakalı aşağıya linkini bıraktığım fetvaya bakabilirsiniz. Allah'a emanet olun. https://fetvameclisi.com/fetva/abonelik-geri-odemelerindeki-fark-faiz-midir
Bir sözleşme ile dükkânda kiracı kalan birinin sözleşme bittiğinde orayı boşaltıp teslim etmesinden başka yaptığı bir şey makul olamaz. Böyle ödeme yapmanız gerekmez, yapmayınız.
Yaptığınızda bir sakınca yoktur.
Sizin belirttiğiniz gibi verdiği sözde durmadığı bir durum varsa ortada elbette hakkınızı bütün kanuni yollarla aramanız caiz olur.
Selamünaleyküm. Kazancınızın haram olmasını gerektirir bir durum göremedim. Vergi kaçırmak, vergisiz iş yapmak mevcut şartlardaki sisteme bakışımız açısından fıkıh alanı dışında kalır.
borç konusundaki diğer fetvalar
Kefil olmak bir Müslüman’ın işini görmek, ona yardım etmek olarak görülmelidir. Bir Müslüman’a yardım etmek ise Allah’ın sevap yazdığı nafile işlerin başında gelmektedir. Müslüman kaldırabileceği makul işlere kefil olmalıdır, böyle bir kefalet sosyal olmanın ve birbirinin tamamlayıcısı olmanın gereklerinden biridir. Bir kişi bir başkasına kefil olduğunda, o kefil olunan kişi gerekeni yapmadığında kefil olan zorunlu olarak onu yapar. Zira kefalet yükü almayı kabul etmektir, keyfi bir iş değildir. Fukahamız, kefil olan kimsenin kefaletine karşılık bir ücret almasının da caiz olmayacağını belirtmişlerdir.
Eko-turizmi çevreye zarar vermeden tabii güzelliklerin bulunduğu alanlara yapılan gezi olarak anlıyoruz. Bunu kastetti iseniz cevabımız şudur: Dinimiz, turizm başlığı altında incelenen seyahate önemli bir yer ayırmıştır. Müslüman, Allah’ın mülkünde Allah’ın âyetlerini tefekkür etmek, dinlenmek, ibret almak, ticaret yapmak, sılayırahim yapmak gibi maksatlarla gezebilir. Gezmesi sadece caiz olmak çizgisinde de kalmaz, gezisi sayesinde ecir dahi kazanabilir. Geçmişimizde âlimler en çok gezen ve gezilerini kendileri için, sonraki nesiller için faydaya dönüştüren kimseler olmuşlardır. Seyahatin Allah’a davet için de önemli bir alan olduğunu bilmemiz gerekir. Maksadı ne olursa olsun seyahatle ilgili olarak şu başlıklara dikkat edilmesi şarttır: Seyahat meşru bir maksatla olacak. Haram içerikli veya haram gayeli bir seyahat olamaz. Müslüman seyahatine şeriatı ile çıkmalıdır. Dini ve ahlâkı seyahat nedeniyle azalmamalıdır. Sağlığı açısından zararlı bir seyahat yapmamalıdır. Öncelikli ve önemli işleri arasında sıralamayı aksatmamalıdır. Mesela aile içi görevlerini aksattığı bir seyahat olamaz. İbadetlerini ihmale neden olan bir seyahat olamaz. Sosyal görevlerini ötelediği bir seyahat olamaz. Seyahati topluma, insanlara zarar veren sonuçlar getirmemelidir. İsraf denebilecek bir kapı aralanmamalıdır. İsrafın bir benzeri de borç yükü altına girip seyahate çıkmaktır. Grup halinde yapılacak seyahatlerde muhakkak arkadaş seçimi yapılmalıdır. Bu kurallara dikkat edildikten sonra seyahat mubah bir iş olmaktan yükselip ibadet gibi ecir kazanılan bir işe dönüşebilir. Her türlüsü yapmak uygun olur bu durumda.
Borç varken zekât gerekmez sözü yerinde bir söz değildir. Bunun doğru olanı şöyledir: Borcu olan borcu kadar olan kısmı elindeki maldan düştükten sonra geri kalan yani borç düştükten sonra elinde kalan miktar nisaptan fazla ise onun zekâtını verir. Doğrusu böyledir. Çiftçilerin masraflarını ve borçlarını düştükten sonra ürettikleri ürünlerin zekâtını verebilecekleri yolunda bu asrın âlimlerinden fetva verenler vardır. Durumu kritik olmayanlar bir düşme yapmadan ürünlerin zekâtını vermelidirler. Takvaya daha yakın olan böylesidir. Borçlarını düşüp geri kalan nisaba ulaşıyorsa onu vermeleri de olabilir. Bu arada tarım ürününün, 650 kg’ı buluyorsa zekât konusu olacağını yani tarım ürününün nisabının 650 kg olduğunu da bilmeliyiz. 650 kg ve fazlası ürün yetiştirdi isek zekâta muhatap olduk demektir. Borçlar ve masraflar düştükten sonra geri kalanı sulama yapmadan elde etti isek 1/10 oranında, sulama yaptı isek 1/20 oranında zekât veririz.
Mevcudunuzun ve alacaklarınızın tamamını toplayın. Borçlarınızın da taksitleri ne olursa olsun tamamını düşün. Kalan net sizin zekâtını vermeniz gereken rakamdır.
“Şevval ayı orucu kazaya sayılır” diye bir kural yoktur. Oruç bir ibadettir. Bütün ibadetler gibi oruç da onu yapanın niyetine göredir. Ya ŞEVVAL ORUCU tutulur ya da KAZA ORUCU tutulur. Eğer kazanız varsa ve başka zaman oruç tutmak sizin için zor ise kazalarınızı tutun. Değilse şimdi ŞEVVAL ORUCUNU tutun. Sonra da kaza orucunuzu tutarsınız. Allah kabul etsin.
Kâr ortağı şeklinde bir para verilemez. Ya borç para verir, verdiğinizi aynen alırsınız ya da kâr/zarar ortak olursunuz.