Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Üveysilik
Cevap
Benzer fetvalar
Neyi zikir mantığı ile kullanmanın ne kadar Celaleddin Rumi'ye dayandırılabileceği ayrı bir meseledir. Böyle bir isnat doğru olsun veya olmasın bizim için kural şudur: İbadet türlerini ve şekillerini sadece Allah ve Resulü belirler. Kullar ibadetlere şekil veremezler. Neyi bir ZİKİR OLARAK görmek dinimizin temelleri ile çelişir. Bir müzik, kültür, folklor veya benzeri bir isimle anılabilir ama onu zikir olarak görmek mümkün değildir. Böyle bir şeyden Allah'a sığınırız. Ney ihdas edilmeden önce yaşayan nesillerin tanımadığı bir zikir yani ibadet var dememiz, dinimizde ilk asırlarda eksik bırakılmış bir nesneyi kabul etmemiz demek olur ki, bunu mümin söyleyemez.
Güzel kardeşim, Allah Teâlâ seni umduğundan daha güzeline kavuştursun. Elbette büyük şeyler isteyenlerin emeği ve çilesi de büyük olur. Sakın yılmayasın, yorulduğunu hissetmeyesin. Azmini kırma, maksuduna erene kadar yoluna devam et. Sorularına cevap vermeden önce sana şunu tavsiye etmek isterim: Tasavvuf büyük bir derya gibidir. İçinde suyu da dibinde çakılı da bulunur. Senin karşılaştığın muasır örneklerine bakarak tasavvuf hakkında ileri geri konuşma ve bilhassa genelleme yapma. Tasavvuf dediğin şeyin ucunda Fudayl bin İyad, Hasan Basri gibiler vardır. Onların başını çektiği bir hareketin içinde çer çöp niteliğinde kimseler de olabilir. Sen işin aslını görmeye çalış. Kalabalık artınca değerlisi ve değersizi bir arada gibi duruyor olabilir. Sen aman dikkatli ol, kıyamet günü Allah'ın dostları ile uğraşmak seni yok edebilir. Sorunun cevabı ise şöyle: Beyat edilen kişinin ruhaniyetinin yaratılıp beyat eden kişiyi izleyeceği veya koruyacağı yönünde bir ayet veya hadis yoktur. Bu bir varsayım olabilir. Böyle bir varsayım da varsayanı inandırabilir. Kur'an ve Sünnet ümmetini bağlayıcı bir bilgi olamaz bu.
Dua bir yalvarıştır, yakarıştır. Rabbimiz dua ederken, onun dualarımızı kabul edeceğinden şüphemiz olmamasını istemektedir. Elbette kabulün ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğini Allah bilecektir. Hangi dua daha ihlaslıysa, daha samimi ise o kabul olur Allah’ın izniyle. Duada ısrarcı olunabilir fakat mümin, ettiği duanın kabul edilmesi hususunda aceleci olmamalıdır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin "Sizden herhangi biriniz 'dua ettim de kabul olunmadı' diyerek acele etmediği sürece duası kabul olunur." buyurduğunu hatırlayabiliriz. Zikirde “şu kadar” denebilecek bir sınırı, muayyen bir vakti ve belirli bir pozisyonu yoktur. Kur'an’ımızın ve sünnetimizin gösterdiği bütün zikirler, bütün zamanlar ve bütün durumlar için sınırsız bir şekilde yapılabilir niteliktedir. Herkes gücü yettiğince yapabilir. Zikir yaparken de başka şeyler düşünmek zikri geçersiz kılmaz fakat sadece dille değil de kalben Allah’a yönelerek, ne söylediğinin farkında olarak, Rabbimizin huzurunda olduğumuzun hissi içinde olmaya çalışmak gayemiz olmalıdır. Dua ederken “Ya Allah”, “Ya Rab” dediğimiz gibi herhangi Esma’ül Hüsna’dan olan isimlerinden biriyle de dua edebiliriz. Ya Âlim, ya Kerim, ya Latif yani “Ey Latif Allah’ım! Ey Kerim Allah’ım! Ey Rahim Allah’ım!” diye dua edebilirsiniz. Yeterli olur Allah’ın izniyle. Geçmişteki yanlışlardan samimice tövbe edip istiğfar edebilirsiniz. Mümin erkek veya kadın Allah'tan kendisi için hayırlı olanı ister, bunun için de dua eder. "Allah'ım bana dünya ve ahirette iyilikle beraber olacağım salih bir eş nasip et!" şeklinde dua edebilirsiniz. Rabbimizin size yazdığı nasibi er veya geç sizi bulacaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Tek cümle ile durum şudur: Bu konuyu terk et. En az iki yıl bu konuyu düşünme, konuşma, yazma. Malının tamamına yakını haram olanların verdiğini yememek, sofrasına oturmamak gerekir. Haram karışmış olanların verdiği ise yenebilir.
Mü'min, böyle gereksiz işlere vakit bulamamalıdır. Zikir Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin zikridir. Onun dışında hangi isimle anılırsa anılsın ibadet ve zikir orijinal değildir. Ne kadar boş vaktimiz var ki, önüne gelen bir dizi cici sözle bizi oyalayabiliyor? Aman dikkat edelim.
Soruna maddeler halinde cevap vereyim. Niyet, sözün hükmünü belirler. Sözün lafzı bazen tehlikeli gibi görünse de kişinin niyeti onu ya küfre götürür ya da masum hâle getirir. Sen bu sözü söylerken ayeti inkâr etmek, tahkir etmek veya hafife almak kastında olmadığını açıkça ifade etmişsin. Bu çok önemli. Dinin temel bir kaidesidir: “Bir sözün küfür olup olmadığına değil onu söyleyenin kastına bakılır.” Dolayısıyla, senin bu sözle ayeti küçümseme veya tahrif kastın olmadığına göre bu söz seni dinden çıkarmaz, elfâz-ı küfür sayılmaz. Ayeti mizah unsuru yapmak tehlikelidir ama mutlak küfür değildir. "Her nefis ölümü tadacaktır" (Âl-i İmrân, 185) ayetini, toplumdaki güncel bir olaya mecazî veya eleştirel bir bakışla bağlamak doğru bir üslup değildir. Ancak bu hatalı üslup inkâr niyeti taşımazsa küfür değildir. Fakat dil alışkanlığı hâline gelirse, zamanla kişiyi yanlış anlamalara ve daha büyük hatalara sürükleyebilir. O yüzden dikkatli olmak gerekir. Zira Resûlullah sallalhü aleyhi vesellem şöyle buyurur: “Kul, Allah’ın gazabını gerektiren bir sözü düşünmeden söyler de o sebeple cehennemin derinliklerine yuvarlanır.” (Buhârî, Rikâk 23) Sözün içeriği küfür değil, belki yanlış bir teşbihtir. Sen “her nefis terörist olmayı tadacaktır” demekle, aslında insanların kolayca yaftalandığı bir durumu eleştirmek istemişsin. Ancak bu ifadeyi, ayetin lafzıyla birleştirmen dini metinlerle mizah yapılması gibi bir algı oluşturduğu için hatalıdır. Yani günah olabilir ama küfür değildir. Tevbe etmek ve bu tarz ifadelerden uzak durmak gerekir. Sonuçta böyle sözleri bir daha kullanmamalısın. “Allah’ım bilmeden söylediğim, sana yakışmayan her söz için beni affet” diye dua etmelisin. Allah seni doğru yolda sabit kılsın, kalbine huzur, diline zikir, imanına sebat versin.