Fetva Meclisi
Soru
Bir vakfa kurban kessin diye yapılan bağışlar neticesinde, kesilen kurbanlardan artan etlerin sucuk yapılıp satılması caiz midir? Satılmayıp vakıf talebelerine yedirilmesinin hükmü nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Kurban, Allah’a yaklaşmak ve O’nun rızasına ermek için ibadet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı usûlüne uygun olarak kesmektir. Kurbanlık hayvanı veya bedelini bir hayır kurumuna veya yoksul kişilere bağışlamakla bu vecibe yerine getirilmiş olmaz. Ancak kurbanın sahih olması için kişinin keseceği kurbanı bizzat satın alması, kendisinin kesmesi veya kesilirken yanında bulunması şart değildir. Bu işlemler vekâlet yoluyla da yaptırılabilir. Vekâlet, sözlü veya yazılı olarak verilebildiği gibi telefon, internet ve benzeri iletişim araçları vasıtasıyla da verilebilir. Vekil tayin edilen kişi veya kurum, üstlendiği vekâleti gereği gibi yerine getirmekle yükümlüdür. Kurban ibadetinin hikmetlerinden biri, toplumun bütün kesimlerinin bayrama iştirak etmelerinin sağlanmasıdır. Kurban etlerinin başta ihtiyaç sahipleri olmak üzere aile efradı, dostlar ve komşular ile paylaşılmasının istenmesi bu amaca yöneliktir. Bu kapsamda kurban etlerinin bir an önce ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması da esastır. Kurban etlerinin satılıp başka amaçlar doğrultusunda kullanılması bu hikmetlere aykırılık teşkil eder. Bu nedenle bazı kişi ve kuruluşlar tarafından kesim öncesi henüz organize aşamasında kurban etlerinin satımının planlanması doğru değildir. Dolayısıyla, vekâletle kurban kesen kuruluşların kapasitelerini dikkate alarak kesip dağıtabilecekleri sayıda kurban vekâleti almaları, kesim işlemini mutlaka gerçekleştirmeleri ve buradan elde edilen etleri satışa konu etmeden öncelikle muhtaçlara dağıtmaları gerekir. Bununla birlikte kurban etlerinin ihtiyaç sahiplerine dağıtılması yönünde gerekli çaba gösterildiği hâlde farklı nedenlerle fakirlere ulaştırılma imkânı sağlanamamış ve elde kalan etlerin telef olma ihtimali ortaya çıkmışsa satılarak bedeli, kurban sahiplerinin niyetleri doğrultusunda muhtaçlara ulaştırılabilir. Bu şekilde elde edilen gelir, hiçbir şekilde organizasyon ve kesim masrafları için mahsup edilemez.
Selamünaleyküm. Vakıflara ve benzeri kurumlara yapılan bağışlarda bir şart söz konusu ise mesela o etleri oradaki öğrenciler yiyecek ya da sadece şu mıntıkada dağıtılacak şeklinde bir şart varsa kesinlikle o şarta uymak gerekir. Böyle bir şart yoksa, serbest bağışlar, vakfın menfaati açısından daha uygun alanlara kaydırılabilirse de, vakıf işiyle meşgul olanların bunu yapmamalarını tavsiye ederiz. İnsanların mallarını kullananlar gayet şeffaf olmalıdırlar. Eskilerin deyimiyle 'kılı kırk yarmaya' mecburdurlar. Et veya sucuk olması bir şey değiştirmiyor, netice aynıdır.
Vakfın, kendisine verilen vekâletler adedince kurbanlık satın alması normaldir. Vakfın tahmin üzerinden kurbanlıkları satın alıp kendisine vekâlet verildikçe o kurbanlıklardan hisse ayırması da normaldir. Satın alma işinden sonra yeni vekâlet talepleri olması durumunda henüz sahiplendirilmemiş kurbanlıklardan birine o vekâletlerin yönlendirilmesi olabilir ama sahibi olmadan bir nedenle mecburen kesilmiş kurbanlıklara sonradan verilen bir vekâleti saymak caiz olmaz. Bu son maddeyi şöyle özetleyebiliriz: Vakıf mesela yüz kurbanlık almıştı. Seksen kurbanlık sahipleri belli olarak kesildi. Geriye kalan yirmi kurbanlık ise kurban kesme günleri bitiyor veya kasaplar gidecek gibi bir sebeple acele ile kesildikten sonra gelen bir vekâlet sahipsiz olarak önceden kesilmiş o kurbanlıklara sayılamaz. Bu, kurban kesecek olanın niyeti belirlenmeden kesilme demektir ki ibadette niyetin önceden olması şartı gereği caiz olmaz. Bu şekilde sahipsiz kalmış kurbanlıklar diğer adak ve benzeri sadaka içerikli kesimlere yönlendirilebilir.
Selamünaleyküm. Böyle yoğun bir kurban kesme işinde genel bir vekâletle kurban kesilebilir. Binlerce kurbanı isim isim vekaleti anarak kesmenin zorluğu ortadadır. Genel bir vekâlet ile kesilen kurbanlarda biiznillah sorun yoktur. Havuza toplanan aynı oranda ödenmiş paralardan farklı fiyatlarla kurban kesmede eğer, kurbanı kesilmesi için vekâlet veren kişinin, verdiği paranın aynen kullanılmasını şart koşması gibi bir durum olsa idi bu sistem caiz olmazdı. Hâlbuki o sisteme vekâlet vererek para yatıranlar, havuz benzeri bir yapıya para yatırdıklarını, verdikleri paranın ortalama bir fiyatla alınacak kurbanlıklarda kullanılacağını bilmektedirler. Dolayısıyla özel bir şart getiren biri olmadıkça bunda da sorun yoktur diye umuyoruz. Zira farklı ülkelerde farklı fiyatlarla satın alınacak binlerce hayvanın fiyatının önceden belirlenmesi de mümkün değildir. Satın alındıktan sonra vekâlet verenlere fiyat farkının artı veya eksi yansıtılması da büyük bir iş yükü getirecektir. Bunlara dikkat edildiğinde ‘şartlı para verenin dışındakiler açısından bir sorun yoktur’ diyoruz.
Vakıf, kurban kestirenin vekilidir. Vekil ona vekâlet verenin rızası olmadan yapacağı işte değişiklik yapamaz. Buna göre de: Vekâlet alınırken “koyun” veya “inek” gibi kayıt getirilmiş ise o kayıt zorunludur. Olağanüstü bir sebep olmadıkça ve vekâlet verenin lehine olacak bir dönüşüm yapılmadıkça kesilecek kurbanlık değiştirilemez.
Satım işlemi tamamlandıktan sonra, malın teslim alınma imkânı verilmesine rağmen müşteri o anda teslim almayıp satıcının yanında kalmasını isterse söz konusu malı gerçekte kabzetmiş ve ardından satıcıya emanet bırakmış sayılır. Bu kural gereğince satın alınıp da korunmak veya beslenmek üzere Kurban Bayramı’na kadar satıcının yanında bırakılan kurbanlık hayvan onun yanında emanet hükmündedir. Emanet malın telef olması hâlinde, emaneti elinde tutanda kasıt, kusur veya ihmal bulunmadığı sürece sorumlu olmaz. Dolayısıyla, satıcı emanet malı, korunması gerektiği şekilde korur da buna rağmen mal telef olursa onu tazmin etmesi gerekmez; mal müşterinin malı olarak telef olur. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/211) Bu durumda, kurbanlık hayvanın daha önce ücreti ödenmemişse, alıcının ödemesi gerekir. Ölen hayvanı satın alan kişi zenginse, yenisini alıp kesmek zorundadır. Yoksulsa yeniden hayvan alıp kesmesi gerekmez. (Merğînânî, el-Hidâye, 4/359) Kurbanlık hayvanı elinde emanet olarak bulunduran kimse, onu gerektiği şekilde korumaz veya ihmalkâr davranır ve bu yüzden hayvan telef olursa hayvanın değerini tazmin etmesi gerekir. Bu durumda da hayvan sahibi zenginse yenisini alıp keser. Yoksulsa kesmesine gerek yoktur. (Merğînânî, el-Hidâye, 4/359) Bununla birlikte satımı yapılan hayvanın müşteri tarafından Kurban Bayramı günlerinde teslim alınması tarzında yapılan bir satım akdinde, teslim-tesellüm akit anında gerçekleşmediğinden teslime kadar geçen zamanda meydana gelecek zarar, satıcıya ait olur. Zira teslim, müşteri hayvanı kurban etmek üzere götürmeye geldiği zaman gerçekleşmektedir. Teslim öncesi hayvanın helak olması hâlinde ise zarar satıcıya aittir. (Mecelle, md. 293) Buna göre alıcının yanında nakliye aracı ve yardımcı götürmeden hayvanı satın almış olması ve bayram gününe kadar hayvanın satıcının yanında kalması hususunda tarafların anlaşmış olmaları, satın alınan bir hayvanın satıcıya emanet bırakılmasından çok, hayvanın bayrama kadar satıcı tarafından bakılması şartıyla satışı mahiyetindedir. Bu durumda teslim gerçekleşmeden hayvan öldüğü takdirde zarar satıcıya ait olur. Ancak alıcı hayvanın yularını tutup teslim aldığını beyan eder ve ondan sonra da satıcıya emanet bıraktığını söylerse, hayvan emanet hükümlerine tâbi olur.
bağış konusundaki diğer fetvalar
Mehir, yüzde yüz bayanın hakkıdır. O hakkını istemeyebilir de. 'İstemiyorum' demesi de caizdir. 'Hakkımı filan yere ver' demesi de caizdir. Böylece bayan o imkânla bir sevap kazanmış olur.
Öncelikle size bu tür kampanyalara karşı dikkatli olmanızı tavsiye ederiz. Ciddi bir sömürü ve hile alanı olarak yaygınlaşmış bulunmaktadır. Sosyal medya üzerinden inanmamalısınız bu tür bilgilere. Çocuğun tedavisi için zekât vermek yani çocuğa zekât vermek mümkündür.
Kurban ibadetinde vekalet caizdir. Bir mümin, kesmesi gereken kurbanı bir başka mümine kesmesi için vekaletle devredebilir. Bu bir kişi olabileceği gibi kurum da olabilir. Kurumun vakıf veya devlet olmasında sakınca yoktur. Kurumlara ne kadar itimat ettiğiniz ise sizin bilmeniz gereken bir husustur.
Dinimiz yeryüzünde haram kaynaklı bir kuruş bulunmasın diye gelmiştir. Müslüman ve haram mal bir arada bulunamaz/bulunmamalıdır. Ne yazık ki gitgide faiz toz şeklinde küçük hücreler gibi midemize inmeye başlamıştır. Midemize inmeden de beyinlerimizdeki onu haram eden Allah’tan takvayı zedelemiştir. Allah’tan akıbetimizi hayır etmesini dileriz. Faiz başta olmak üzere rüşvet, gasp açık/gizli hırsızlıkla elde edilen mallar acilen elden çıkarılması gereken ateş parçalarıdır. Bunun için bu malların sahipleri: • Vakit kaybetmeden tevbe edecekler • O malı ellerinden çıkaracaklar • Haram malın sahibi belli ise mesela birisinden çalınmış ise ona geri verilecek. Sahibi belli değilse ya da faiz gibi geri verilmesini bekleyen birinin olmadığı bir mal ise bu durumda yapılacak olan şudur: Haram mal elden çıkarılacak. Çıkarmak için önümüzde üç yol vardır: a. Kamuya açık alanlarda kullanılır. b. Fakirlere verilir. c. Devlete hazineye aktarması için verilir. İmam Nevevi, devletin bunu iyi işlerde kullanacağını biliyorsa devlete verir, der. Şu andaki düzen içinde devlete bunu teslim edebileceğimiz bir birim yoktur. Bu sebeple önümüzde iki seçenek kalmaktadır. Bunlar da kamuya açık alanlarda kullanmak veya fakirlere devretmek. Fakirlere devredilmesi şeriatımızın ruhuna daha yakın durmaktadır. Sadece fakirlere tahsis edilmesi ile zengin fakir herkesin ortak olduğu bir alana tahsis edilmesi arasında ciddi bir fark vardır. Bu noktada vakıf ve derneklerin devrede olması gayet güzel bir sonuçtur. Vakıflar ve dernekler bu tür paraları alabilir ve kullanabilirler. Şu kadar ki, genel bütçelerine karıştırmadan özel bir ödenek şeklinde kullanmaları gerekir. Hayır kurumları, kendilerine verilen haram ve şüpheli paralar için şu inceliklere dikkat etmelidirler: 1. Hiçbir vakıf, HARAM PARA TOPLAMA MERKEZİ gibi görmemelidir kendisini. Bir olağanüstü durum olarak görülmelidir bunların kabul edilmeleri. 2. Vakfın/derneğin zekât ve sadaka gibi temiz paraları ile bu paralar aynı havuzda tutulmamalıdır. Aynı makbuz kesilse de pratikte farklı tutulmalıdır. Zira bu paralar sadece fakirlere verilebilir paralardır. 3. Vakıf ve dernek insanların bu paralarla bir KAÇAK PARA AKLAMA İŞİ yapmasına alet olmamalıdır. Şu kadar büyük bir kaçak paranın şu kadarlık bölümünü bir vakıf üzerinden aklamaları durumunda vakfın kanun önünde ve insanların gözünde en azından prestij kaybetmesi mümkündür. 4. Bu paralar CAMİ YAPIMI ve Kur'an BASIMI, DAĞITIMI için kullanılmamalıdır. Bu inceliklere riayet edildiğinde biiznillah hem parayı getiren vebalden kurtulmuş olur hem vakıf/dernek bir hayır yapmış olur.
Faizli işlemden ötürü samimi bir tevbe ettikten sonra inşaallah o eşyalardan kurtulmanız şart olmaz. Yalnız aynı eşyaları bir fakire devrederek tamamen temizlenmek isterseniz daha da iyi olur. Öncelikli meseleniz samimi ve korunmuş bir tevbe olsun. Allah’a emanet olunuz.
Vakıfların hizmetlerinin reklamının yapılması sizin açınızdan bir iştir ve helaldir. Samimi bir çalışma yaparak ücretinizi de alabilirsiniz, umarız bundan sevap da kazanırsınız. Vakıfların böyle bir reklam yaptırırken: a. Asla yalan ve aldatma olmayan bir reklam yapmaları, b. Gerçek olmayan projeleri sunmamaları, c. Ayıracakları fonun zekât ve şartlı bağışlardan olmaması, d. Şeffaf ve kayıtlı bir harcama yapmaları onların dikkat etmesi gereken inceliklerdir. Siz, bu şartlarda bir sapma ve yanlış görüyorsanız öyle bir işi almamanız takvaya yakın olmanızı sağlar.