Fetva Meclisi
Soru
Hocam biz yaklaşık on iki yıldır bir vakıf üzerinden hayır işleri yapıyoruz. İlk önce başlarken kendi öz sermayemizi koyan on sekiz arkadaştık. Sonraları sermayemiz eridi. Dışarıdan yardım almaya başladık. Son zamanlarda insanlar getirdikleri paraların faiz olduğunu açıkça söylüyorlar, tevbe ettiklerini veya benzeri şeyleri söylüyorlar. Biz böyle haram kaynaklı paraları alıp kullansak günahlarına alet olur muyuz? Yoksa yorganımız kadar ayağımızı uzatma politikası mı güdelim, ne tavsiye edersiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Her şeyden önce elinde haram mal bulunması bir Müslüman’ın bir haram işlediğini göstermektedir. İlk işi de tevbe etmek olmalıdır. Tevbe etmeden malı ne yapacağını düşünmesi yanlış olur. samimi bir tevbe ilk iştir. İkinci olarak da o malı ne yapacağını şöyle planlarız: Haram malın ne veya ne kadar olduğu biliniyorsa olduğu gibi çıkarılacak. Ne kadar olduğu bilinmiyorsa mesela genele karışmış bir faiz gibi mal ise, yapılabildiği kadar hesap yapılıp incelenecek ve yaklaşık bir rakam da olsa o tespit edilip işlem ona yapılacak. Sahibi bilinen bir çalınmış, gasp edilmiş, rüşvet alınmış türünden mal ise hemen iade edilir. Sahibi hakkında bilgi yoksa ve faiz gibi geri beklenen bir para değilse onu şu şekilde çıkarır elinden. Genel olarak helal sadaka nasıl kullanılıyorsa o şekilde bu mal da kullanılır. Bu şu demektir: Bir Müslüman, sadaka vermek istediği zaman nereye veriyorsa bunu da ‘sadakaya niyet etmeyerek de olsa’ oraya verir. Kişi de olabilir, dernek vakıf da olabilir. Özellikle cami ve mescitleri bunun dışında tutmayı tavsiye eden âlimlerin bulunduğunu da biliyoruz.
Selamünaleyküm. Bir insana miras yoluyla intikal eden maldaki haramlar, intikal yoluyla haramdan arınmış olmaz; o malı haram olarak oluşturan açısından vebal devam etmektedir. Malın kendisine intikal ettiği kişi açısından ise durum şöyledir: - Eğer gasp, hırsızlık gibi yollarla edinilmiş bir mal söz konusu ise o malı sahiplerine iade etmesi gerekir. Miras yoluyla intikal nedeniyle ona helal olmaz. - İntikal eden mal, faiz ve benzeri bir haram yoluyla elde edilmiş ise bu durumda, malın tamamının haramdan olması durumunda mü'min bir mirasçının o mala tenezzül etmemesi gerekir. İman ehli olmak budur. Eğer örneğinizde olduğu gibi, bankaya da giderek malını geliştiren biri ise miras bırakan, bu durumda elimizdeki intikal etmiş malın ne kadarının haramdan olduğunu bilmemiz mümkün olmayacaktır. Sadece 'çalışmasında haram da vardı' zannı ile bir insanın mirası reddedilmesi gerekmez. Belli bir miktarı, 'bu kadarı faizdendi' şeklinde bilebilecekseniz onu ayırıp sadaka olarak verebilirsiniz.
Faizle çalışan bir bankada memur olabilmek için aç/açık kalmak gerekir. Ekmek bulamayanın karnını doyurmak için orada çalışmasına izin verilebilir. Size yöntem ve hile gösteren ise bir nevi züğürt tesellisi yapmış. Asla doğru değil bu sözler. Faiz bir cinayettir. Mü'min için kabul edilebilir yanı yoktur. Allah’a güvenin, rızkınızı başka bir yerde arayın, bulunca da çıkın.
Aleykümselam. Öyle veya böyle faizli bir işleme alet olmanız o günaha ortak olmanız demektir. Ortak olmayın. Faiz en ağır haramlardan biridir. Melekler adınızı faizle beraber yazmasınlar.
Haram maldan kalan mirası iki bölümde ele alabiliriz. Birincisi, birilerinden çalınmış ve sahibi belli olan bizzat haram bir maldır. Bunun sahibine verilmesi gerekir. Bu mal size intikal etmemelidir. İkincisi de, kazanma yöntemi açısından haram olan maldır. Babanızın ikinci türden olan malı size intikal ettiğinde âlimlerimizin bir bölümüne göre size helal olur. Günahı da babanızda kalır. Miras olarak o malı alabilirsiniz. Babanızın affı için dua etmeyi unutmayasınız.
Bu konuyu şöyle değerlendirebiliriz: Para, döviz ve altın gümüş gibi değerler üzerinden oluşan borçlar borcun tahakkuk ettiği rakam kadarı ile iade edilir. Üzerinden zaman geçmesi, paranın değer kaybetmesi, kazanç kaybına neden olması gibi sebeplerle borca ilave yapılmaz. FIKIHTAKİ GENEL KURAL BU ŞEKİLDEDİR. Alacaklının bir talebi olmadan borçlu kendiliğinden farklı ödeme yapabilir. Bin olan borcunu mesela bin yüz olarak ödemesi, önceden bir sözleşme maddesi olmadığı ve alacaklı da böyle bir istekte bulunmadığı için caiz bir ilavedir. Para ile oluşan borçların tahsil vaktinde paranın değer kaybetmesi durumunda ise bu kayıp üçte birden daha az bir kayıp ise ödeme aynı rakamlar üzerinden yapılmalıdır. Üçte birden daha yüksek oranda bir değer kaybı oluştu ise muasır âlimlerden bazıları sabit bir değer üzerinden (mesela altın) paranın değer kaybı hesaplanıp borç ödenebilir demişlerdir. Alacaklı ve borçlu kendi aralarında bir sulh da yapabilirler. Borçlu daralmış ise veya ödeme imkânı tıkanmış birisi ise ona mühlet verilmesi Kur'an’ımızın emirlerindendir. Buna dikkat edilmelidir. Ancak nakdi bulanmayan fakat gayrimenkulleri ve benzeri yatırımları bulunan birinin darda kaldığı kabul edilemez. Altın ve gümüş için b maddesindeki kural uygulanamaz. Altın ve gümüş ile oluşan borçlarda borç ne ise o ödenir. Borç ilişkilerinde sözleşmeye GECİKME DURUMUNDA FARK gibi bir cezai müeyyide konması caiz değildir. İş üzerinden yapılan sözleşmelerde ise iş gecikmesine karşı CEZAİ MÜEYYİDE konabilir. Borçlarda sözleşme yapılırken nakit üzerinden bir rakam borç olarak sabit olduğu hâlde borcun enflasyon oranlarına, altın ve gümüşe, başka bir dövize, ödeme zamanındaki faiz oranlarına, milli gelir rakamlarına bağlanamaz. Ödenmesi geciktirilen borçların tahsili için yapılan bütün masraflar borçludan tahsil edilebilir. Borç davalarına bakan mahkemelerin alacaklı lehine borca ilave ettiği faiz miktarından alacaklının yaptığı masraflar düşülebilir. Geri kalanının da bir hayır kurumuna ya da fakire verilmesi tavsiye edilmelidir. Mahkemeler faizle tahsilat yapıyor gerekçesi ile alacakların mahkemeye verilmemesi yerine hukuk özellikle bu maksatla kullanılmalıdır. Böylece faizli işlemden uzak duran Müslümanların alacaklarını ödememe gibi temayüle fırsat açılmamış olur. Ödenemeyen bir borcun tahsili için, yeni bir ticari sözleşme yapılıp o yeni işin fiyatı (bir tür eski borçtaki zararı kapatmak için) normalden daha pahalı akdedilse bir sakınca olmaz. Geciken ödemelerden ötürü borçlunun alacaklıya mesela bir arsa vermesi caiz olabilir.
bağış konusundaki diğer fetvalar
Faizli işlemden ötürü samimi bir tevbe ettikten sonra inşaallah o eşyalardan kurtulmanız şart olmaz. Yalnız aynı eşyaları bir fakire devrederek tamamen temizlenmek isterseniz daha da iyi olur. Öncelikli meseleniz samimi ve korunmuş bir tevbe olsun. Allah’a emanet olunuz.
Kurban ibadetinde vekalet caizdir. Bir mümin, kesmesi gereken kurbanı bir başka mümine kesmesi için vekaletle devredebilir. Bu bir kişi olabileceği gibi kurum da olabilir. Kurumun vakıf veya devlet olmasında sakınca yoktur. Kurumlara ne kadar itimat ettiğiniz ise sizin bilmeniz gereken bir husustur.
Vakıfların hizmetlerinin reklamının yapılması sizin açınızdan bir iştir ve helaldir. Samimi bir çalışma yaparak ücretinizi de alabilirsiniz, umarız bundan sevap da kazanırsınız. Vakıfların böyle bir reklam yaptırırken: a. Asla yalan ve aldatma olmayan bir reklam yapmaları, b. Gerçek olmayan projeleri sunmamaları, c. Ayıracakları fonun zekât ve şartlı bağışlardan olmaması, d. Şeffaf ve kayıtlı bir harcama yapmaları onların dikkat etmesi gereken inceliklerdir. Siz, bu şartlarda bir sapma ve yanlış görüyorsanız öyle bir işi almamanız takvaya yakın olmanızı sağlar.
Öncelikle size bu tür kampanyalara karşı dikkatli olmanızı tavsiye ederiz. Ciddi bir sömürü ve hile alanı olarak yaygınlaşmış bulunmaktadır. Sosyal medya üzerinden inanmamalısınız bu tür bilgilere. Çocuğun tedavisi için zekât vermek yani çocuğa zekât vermek mümkündür.
Bu mesele kadim kitaplarımızda direkt geçmeyen bir meseledir, yeni gelişen tıp imkânları ile yapılabilmektedir. Muasır fakihlerin bir bölümü böbrek naklini caiz görmüşlerdir ama özellikle bazı şartların gerçekleşmesini de şart koşmuşlardır. Böbrek kaybı yaşayan için bütün tıbbi alternatifler bitmiş ve nakil son çare olarak kalmış olmalıdır. Bu nakille elde edilecek yarar muhtemel zararlardan fazla olmalıdır. Nakille beraber iyileşme ihtimali uzmanlarca yüksek görülmelidir. Böbrek verecek olan için bir tehlike söz konusu olmamalıdır. Böbrek, mükellef (akıllı ve baliğ) birisinin olmalıdır. Baskı ile alınmamalı, hür iradesi ile vermelidir. Böbrek nakli asla böbreği alınana ücret verilme şeklinde olmamalıdır. Ölüm veya kaza nedeniyle birisinden nakil yapılacağı zaman ölümü kesinleşmiş olmalı, ondan sonra böbrek alınmalıdır. Ölenden nakil yapılacaksa kendisinin ölmeden önce resmi bir bağış yapması ya da varislerinin bağış yapmaları şarttır.
Bir insan mirasçıların mirası nasıl paylaşacaklarına etki edemeyeceği gibi mirasçılardan birine de vasiyet veremez.