Fetva Meclisi
Soru
Yurt dışında faizle alınmış ve borcu olan camiler konusunda ne düşünüyorsunuz? Bu camilerde ibadet hususunda bir sakınca olabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Müslüman imanını koruyabileceği her yerde kalabilir. İmanını korumak, haramlardan uzak kalmak ve ibadetlerini eda etmek şartıyla istediği yerde istediği kadar yaşayabilir.
Bir fakir akrabanıza ya da akrabalara verseniz daha iyi edersiniz. Camilerimizi tertemiz tutmalıyız.
Camiler bu toprakların simgelerdir; içleri boş dururken bile İslam'ı simgelerler. Her cami yarın dolma ihtimali yüksek bir ibadet merkezidir. Olmayan her cami de tekrarı olmayacak umutların heba edilmesidir. Böyle görüyoruz.
Maaşınızın hak edişliği hususunda tereddüt oluşturmayın, gerisinde inşaallah sıkıntı olmaz. Allah'a emanet olun.
'Faizle kurulu bir camide namaz olmaz' demeyiz ama 'Müslüman faizle cami yapmaz' deriz. Orada namaz olmayacağını söylemeyin de tepkinizi mü'minlerle aranızda husumet oluşturmayacak bir üslupla belirtin. Zira Avrupa'daki Müslümanların şartları oldukça gergin bulunmaktadır. Aleve benzin akıtmaktan kaçınmalıyız. Allah yardımcınız olsun.
Öyle bir camiye CAMİ denmesi için şahit gerekir zannederiz ama siz yine de cami düşmanı gibi durmayın karşısında. Ayrıntıyı bilmeyenler için bir cami düşmanlığı, bölücülük zannedilebilir. Orada aktif görev almanız da benimseme niteliğinde olacağı için ortada kalın, zorunlu durumlarda bulunun orada. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
avrupa konusundaki diğer fetvalar
Kadın, Avrupa'da veya Türkiye'de farklı mı? Kadın her yerde kadındır. Kadına dair Allah'ın hükmü de her yer için geçerlidir. Kadının çalışması tabiiliğine terstir. Allah kadını, kadınlık için yaratmıştır. Kadın, evinden açıldıkça doğal olmayan ortamlara açılmış olur. Tıp gibi zorunlu alanlar dışında kadınların çalışması maddeci anlayışın, Avrupa'nın bize dayattığı ve hayatımızı karıştıran sıkıntılardan biridir. Kadın çalışmaz, sadece kadın olur. Evinde annelik ve eşlik izzeti ile yaşar. Allah'a emanet olun.
Cuma için yeterli şartların oluşması halinde cuma kılmamızın bizi öğlen namazı mükellefiyetinden kurtaracağı muhakkaktır. Oluşmamış kabul etmemiz halinde ise öğlen namazı üzerimizde kalacaktır. Sizin durumunuzda ise cuma namazı kılmayı önemsemeniz, kılmak için çaba göstermeniz esas olmalıdır. Kılma imkânınızın daraldığı zamanlarda ise öğleye dönersiniz. Çünkü Avrupa'daki durum çok özel bir durumdur. Allah'a emanet olun.
Avrupa ülkelerinde başka türlü yaşam mümkün olmadığı yönünde bilgiler alıyoruz. Zorunlu olarak yapılan bir sigortadan yararlanmak caizdir. Allah'a emanet olun.
Avrupa'da yaşayan Müslümanların yaşadıkları ortama mahsus fetvaları, orada fıkıh üzerine çalışan kurumlarla çözmeleri kalplerinin müsterih olması bakımından daha doğrudur. Örnek olarak, http://www.e-cfr.org adresinden yazışarak size daha yakın bir noktadan çözüm üretmenizi tavsiye ederim. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Bu genelleme yerine herkes kendi durumuna göre hareket etmelidir. Çünkü iki taraftan da bakılında doğru sonuçlar görülebilir. Siz kendi durumunuza bakın; imanınızı koruyabiliyorsanız orada kalın. Mü'min kimliğiniz zedeleniyorsa orada durmanız sizin için sakıncalı olmuştur, daha iyi yer bulabiliyorsanız gideceksiniz.
Selamünaleyküm. Bir dönem Avrupa'nın yaşadığı şartlar kapitalizmin doğmasına neden olmuştur. Onların açısından da iyi olmuştur denebilecek bir durumdur bu. Kapitalizmle beraber ortaya çıkan olumlu sonuçlar da olmuştur. Bu sonuçların bir bölümü dinimize göre de uygun şeylerdir. Ne var ki kapitalizm neticede bir beşeri sistemdir. Beşerin yüzde yüz kendisini ilahlaştırdığı kurallardan oluşmaktadır. Buna bir 'cahiliye düzeni' dememizde sakınca yoktur. İslâm, insanı bedeni ve ruhu ile alır, getirdiği sistemi de bedene ve ruha aynı anda hitap eder. Kapitalizmde ise tahmin edebileceğiniz gibi ruha dair tek bir satır yoktur. Her şey, bedenin isteklerine sınırsız hizmete yöneliktir. Bitmez tükenmez bir ihtiras ve tamah peşinde koşan atlar gibidir, Kapitalizmle yaşayanların durumu. Bu anlayışın beraberinde getirdiği en önemli sorunlardan biri, mala köleleşme sorunudur. İnsana hizmet için yaratılmış malın, insanın efendisi ve ağası olmasını nasıl kabul edebiliriz? İnsan malı kullanması gerekirken mal insanı kullanırsa bu makul değildir. Mala kul olmanın sonucu da cimrilik, bencillik, merhametsizlik, her şeyi matematik kurallarına göre anlama ve anlatma gibi hastalıklardır. Kapitalizm, dünyanın bütünü ile bir insana yetmeyeceği anlayışını her insana yükleme eğitimi gibidir. Sadece dünya hayatına iman eden, varı yoğu dünya olan bir kitle için kabul edilebilir bir sistem olsa da, ahirete iman eden bir insan için kapitalizm insanî bile değildir. Zira kapitalizm, et ve kemikten yaratılmış bir insan modeli gibidir. Kan, ilik, kalp, duygu ve benzeri insanı farklı yapan değerler yoktur kapitalizmde. Kişilerin, sınırsız bir mal hırsını tatmin yolunda ihtiyaç duyacakları sınırsız bir mülkiyet hürriyeti de bu sistemin zorunlu gereklerindendir. Sınırsız ve sorumsuz bir mülkiyet bu sistemin özüdür denebilir. Bir yolla vergisi ödendikten sonra kapitalistin neyi nasıl kazandığı da önemli değildir artık. Bizim penceremizden bakıldığında hiçbir sorun olmasa bile, Yahudilerin şeytanla kurduğu ortak düzenin ürünü olan faizin, kapitalizmin himayesinde bir canavar olması dahi ona nasıl bakmamızı anlamaya yetecektir. Oturduğun yerden kazanmak, zengini daha zengin etmek adına iş gören faiz, kapitalizmin vazgeçilmez enerjisidir. Faiz ise bizim itikadımızda 'Allah ile savaşmaktır'. Bu sistemde zekât gibi, karşılıksız vermenin yeri de yoktur. Karşılıksız vermenin yankı bulabileceği nokta sadece reklama yarayan, vergiden düşürülebilen ödemeler olabilir. Bunlarda da açık bir kapitalist idraki sezilebilir. Sınırsız hürriyetler içinde şımarttığı insanları kendisi de dizginlemekte zorlansa da ; kapitalizm, onu doğuranların gözünde biricik çocukları olarak yaşayacaktır şüphesiz. Biz ise imanımıza ters düşen hürriyeti bile isteyemeyiz. Şeytanın hürriyetine köle olmaktansa Rabbimizin şeriatına kul oluruz. Huzur dolar, cennet buluruz.