Fetva Meclisi
Soru
Avrupa’da bir şehirde, yurt vs. gibi mescit nevinden, Müslümanların toplanıp cuma kıldıkları yerler, hatta Türkiye Diyanet İşleri tarafından atanan bir imamın dahi bulunduğu resmi bir cami mevcut ise, cuma farziyeti var mıdır? Böyle bir şehirde farziyet için ölçü nedir? Farziyet yok ise yine de kılmaya çabalamalı mıdır yoksa kişinin o anki tercihine, meşguliyetine mi bırakılmıştır? Farziyet varsa, misalen cuma ile çakışmasını önleyemediğimiz sınav saatlerinde cumanın terki (bu ülkede ilim tahsil etmek bir zaruret olmamasına rağmen) yine de taviz sayılmaz mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Durum şöyledir: Cuma namazı, cuma namazı kılınan bir şehirde yaşayan herkese farzdır. Şehrin neresinden olursa olsun oraya gitmelidir. Şehir dışında bulunan ise beş km mesafede ise cuma namazı kılınan camiye gitmek zorundadır. Sizin durumunuzdaki biri ise bu kuralın dışında kalmaktadır. Siz böyle bir durumda öğlen namazını kılarsınız. Allah Teâlâ yardımcınız olsun.
Cuma namazı kadınlara farz değildir. Dolayısıyla bu bir erkek mümin sorunu olabilir. Avrupa'da cuma namazı farz olması da farklı mekânlara göre değişiklik kazanabilir. Bulunduğu şehirde Cuma kılınan bir cami bulunanlar için Cuma namazı farz olur. Uzaktakiler için olmaz. Bu da ikinci mesele. Üçüncü olarak da şunu bilmeliyiz: Önemsiz gördüğü için, hükmünü hafife aldığı için Cuma namazını üç defa art arda kılmayan aittir o kural. Bir zorunluluktan ötürü kılmayan için bu kuralın inşaallah geçerli olmamasını temenni ederiz. Netice olarak Cumayı öyle veya böyle kılamayan öğlen namazını kılar.
Şehirden uzak yerlerde ya da yerleşim yeri olmayan mekânlarda Cuma namazı kılmak farz değildir. Orada öğlen namazını kılarsınız. Belli bir sayıdaki mü'min bir araya gelip birinizi imam yaparak Cuma kılacak olsanız onun da sakıncası yoktur. Allah yardımcınız olsun.
Cuma namazını salt namaz olarak görmeyin. Onun namazla birlikte taşıdığı siyasi, psikolojik ve sosyolojik anlamları da vardır. Dolayısıyla camiye gitme imkânınız varsa cumayı Müslüman kardeşlerimizle kılın. Oradaki Müslümanlardan ayrılmayın. Yani imkânlarınızı da biraz zorlamanızı tavsiye ederim. Cuma namazına gitmeniz sizin için ciddi bir sıkıntıysa öğle namazını bulunduğunuz yerde eda edersiniz.
Birkaç defa yazışmamızdan anladım ki daha önceki verdiğimiz bilgilerden tatmin olmamışsınız. Size açıkça ve yalnızca "Cuma namazına gitmeyebilirsiniz" ifadesini kullanma hakkımız yok. Bizim vazifemiz Cuma namazını düşüren ilkeleri nakletmek, sizin vazifeniz de bu ilkelere sizin uygun olup olmadığını kontrol etmektir. Sonrasında kalbinizle iç muhasebe yaparak doğru karara varmanızdır. Öncelikli çabanız uzak da olsa haftada bir Cuma namazında Müslüman kardeşlerimizle beraber namaz kılmak olmalıdır. Gerekirse o gün izin hakkınızı kullanın. Bu imkânlar elinizde değilse, Cuma namazına gitmek için farklı alternatifler de üretemediyseniz ve bahsettiğiniz şekilde de cami çok uzaksa öğle namazını kılarsınız. Üç Cuma namazını hiçbir mazereti olmaksınız terk eden kimsenin kalbinin mühürlendiği/İslami algılara kalbinin kapalı olduğu hadislerde yer almaktadır. Bu hadis Cuma namazını geçerli bir mazereti olmayan kimselerle ilgilidir. Öyle de olsa sakınma gayretinde olmalıyız.
Cuma namazı, gerekli şartları taşıyan her mümin erkeğe farzdır. Bu namazla yükümlü olmanın şartlarından birisi, cemaate katılmaya mâni bir mazeretin bulunmamasıdır. Zira meşru bir mazeretin varlığı, cuma namazının farziyetini düşürmektedir. Hastalık, şiddetli yağış, aşırı soğuk ve sıcak gibi elverişsiz hava koşulları yanında salgın hastalık da kişiye cumanın farz olmasını düşüren bu mazeretler kapsamındadır. Salgın döneminde maske ve mesafe gibi tedbirlere riâyet edilerek cemaatle namaza devam edilebilmektedir. Ancak bu tedbirler, kış mevsiminin getirdiği elverişsiz hava koşullarıyla birleştiğinde, ülkemizde, cemaatin bir kısmı camide yer bulamadığından dolayı cuma namazını kılamamaktadır. Bu durumda, cuma namazını kılamayan kişilere öğle namazını kılmak farz olur. Bu, Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde sabit olduğu bilinen ve günümüze kadar ittifakla uygulanan bir hükümdür. Gerek yukarıda işaret ettiğimiz mazeretler nedeniyle cuma namazının farziyetinin düşmesi gerekse cuma kılamayanların öğle namazını kılmakla yükümlü olmaları nedeniyle, aynı camide ikinci kez cuma namazı kılınmasını gerektiren bir zaruret oluşmamaktadır. Bu itibarla, bir camide birden fazla cuma namazının kılınması meşru değildir. Diğer yandan bulaşıcı salgın hastalığa yakalananların ve temaslı olanların cemaate katılmamaları ve karantina şartlarına riâyet etmeleri dinen zorunludur.
avrupa konusundaki diğer fetvalar
İslam toprağı olmayan yerlerin ahkâmı için farklılıklar olabilir. İnşallah hayırda kullanılmalarında bir sakınca yoktur. Allah'a emanet olun.
Kadın, Avrupa'da veya Türkiye'de farklı mı? Kadın her yerde kadındır. Kadına dair Allah'ın hükmü de her yer için geçerlidir. Kadının çalışması tabiiliğine terstir. Allah kadını, kadınlık için yaratmıştır. Kadın, evinden açıldıkça doğal olmayan ortamlara açılmış olur. Tıp gibi zorunlu alanlar dışında kadınların çalışması maddeci anlayışın, Avrupa'nın bize dayattığı ve hayatımızı karıştıran sıkıntılardan biridir. Kadın çalışmaz, sadece kadın olur. Evinde annelik ve eşlik izzeti ile yaşar. Allah'a emanet olun.
Avrupa ülkelerinde başka türlü yaşam mümkün olmadığı yönünde bilgiler alıyoruz. Zorunlu olarak yapılan bir sigortadan yararlanmak caizdir. Allah'a emanet olun.
Avrupa'da yaşayan Müslümanların yaşadıkları ortama mahsus fetvaları, orada fıkıh üzerine çalışan kurumlarla çözmeleri kalplerinin müsterih olması bakımından daha doğrudur. Örnek olarak, http://www.e-cfr.org adresinden yazışarak size daha yakın bir noktadan çözüm üretmenizi tavsiye ederim. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Bu genelleme yerine herkes kendi durumuna göre hareket etmelidir. Çünkü iki taraftan da bakılında doğru sonuçlar görülebilir. Siz kendi durumunuza bakın; imanınızı koruyabiliyorsanız orada kalın. Mü'min kimliğiniz zedeleniyorsa orada durmanız sizin için sakıncalı olmuştur, daha iyi yer bulabiliyorsanız gideceksiniz.
Selamünaleyküm. Bir dönem Avrupa'nın yaşadığı şartlar kapitalizmin doğmasına neden olmuştur. Onların açısından da iyi olmuştur denebilecek bir durumdur bu. Kapitalizmle beraber ortaya çıkan olumlu sonuçlar da olmuştur. Bu sonuçların bir bölümü dinimize göre de uygun şeylerdir. Ne var ki kapitalizm neticede bir beşeri sistemdir. Beşerin yüzde yüz kendisini ilahlaştırdığı kurallardan oluşmaktadır. Buna bir 'cahiliye düzeni' dememizde sakınca yoktur. İslâm, insanı bedeni ve ruhu ile alır, getirdiği sistemi de bedene ve ruha aynı anda hitap eder. Kapitalizmde ise tahmin edebileceğiniz gibi ruha dair tek bir satır yoktur. Her şey, bedenin isteklerine sınırsız hizmete yöneliktir. Bitmez tükenmez bir ihtiras ve tamah peşinde koşan atlar gibidir, Kapitalizmle yaşayanların durumu. Bu anlayışın beraberinde getirdiği en önemli sorunlardan biri, mala köleleşme sorunudur. İnsana hizmet için yaratılmış malın, insanın efendisi ve ağası olmasını nasıl kabul edebiliriz? İnsan malı kullanması gerekirken mal insanı kullanırsa bu makul değildir. Mala kul olmanın sonucu da cimrilik, bencillik, merhametsizlik, her şeyi matematik kurallarına göre anlama ve anlatma gibi hastalıklardır. Kapitalizm, dünyanın bütünü ile bir insana yetmeyeceği anlayışını her insana yükleme eğitimi gibidir. Sadece dünya hayatına iman eden, varı yoğu dünya olan bir kitle için kabul edilebilir bir sistem olsa da, ahirete iman eden bir insan için kapitalizm insanî bile değildir. Zira kapitalizm, et ve kemikten yaratılmış bir insan modeli gibidir. Kan, ilik, kalp, duygu ve benzeri insanı farklı yapan değerler yoktur kapitalizmde. Kişilerin, sınırsız bir mal hırsını tatmin yolunda ihtiyaç duyacakları sınırsız bir mülkiyet hürriyeti de bu sistemin zorunlu gereklerindendir. Sınırsız ve sorumsuz bir mülkiyet bu sistemin özüdür denebilir. Bir yolla vergisi ödendikten sonra kapitalistin neyi nasıl kazandığı da önemli değildir artık. Bizim penceremizden bakıldığında hiçbir sorun olmasa bile, Yahudilerin şeytanla kurduğu ortak düzenin ürünü olan faizin, kapitalizmin himayesinde bir canavar olması dahi ona nasıl bakmamızı anlamaya yetecektir. Oturduğun yerden kazanmak, zengini daha zengin etmek adına iş gören faiz, kapitalizmin vazgeçilmez enerjisidir. Faiz ise bizim itikadımızda 'Allah ile savaşmaktır'. Bu sistemde zekât gibi, karşılıksız vermenin yeri de yoktur. Karşılıksız vermenin yankı bulabileceği nokta sadece reklama yarayan, vergiden düşürülebilen ödemeler olabilir. Bunlarda da açık bir kapitalist idraki sezilebilir. Sınırsız hürriyetler içinde şımarttığı insanları kendisi de dizginlemekte zorlansa da ; kapitalizm, onu doğuranların gözünde biricik çocukları olarak yaşayacaktır şüphesiz. Biz ise imanımıza ters düşen hürriyeti bile isteyemeyiz. Şeytanın hürriyetine köle olmaktansa Rabbimizin şeriatına kul oluruz. Huzur dolar, cennet buluruz.