Fetva Meclisi
Soru
Hocam bugün dinlediğim bir videoda, sürekli Efendimiz aleyhisselamdan hadis diye bir şeyler aktaran biri var. Zilhicce gecelerinde dört rekâtlık bir namazdan bahsediyor. Okunacak duaları ve ayrıca namazdan sonra okunacak duayı anlatıyor. Bu namazı bütün Zilhicce gecelerinde kılınca direkt cennete gidileceğini Efendimiz aleyhisselamın söylediğini söylüyor. Böyle bir namazın olmadığını biliyorum elhamdülillah. Merak ettiğim bunları hangi kaynaktan neye istinaden söylüyorlar. Zayıf da olsa amel edilen böyle kaynaklar var mı? Benim adıma hadis uyduran cehennemdeki yerini hazırlasın buyuruyor Efendimiz aleyhisselam. Bunu bir sürü insana anlatıyor ve bu insanlar da yapıyorsa ne olacak?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. nBunun gibi pek çok hadis vardır. Bu bir kuraldır: Cehennemde sıfır imanlı olanlar yani kâfirlerden başkası sonsuza kadar kalmayacaktır. Müm'inler ise dünya hayatında günah işledilerse ve tevbe etmeden öldülerse, günahlarının gerektirdiği kadar cehennemde kalacaklardır. Sonra da Allah Teâlâ'nın lütfu ile cehennemden çıkıp cennete gireceklerdir. Tabii bu durum, mü'minin günahlarını Allah Teâlâ'ınn affetmemesi hâlindedir. Af görürse zaten kurtulacaktır. Allah Teâlâ sonumuz hayertsin.
Türkiye Müslümanları genellikle Hanefî mezhebini esas alarak namaz kılmaktadırlar. Ne kadar iyi bir namaz kılındığını, hatasız olmasına, huşuuna dikkat edilip edilmediğini sorgulama durumunda değiliz ama esas alınan Hanefî mezhebidir. Sizin belirttiğiniz farklılıklar Hanefî mezhebi ile diğer mezhepler arasındaki farklılıklardır. Zikrettiğiniz başlıkların hiçbirinde namazın kabul olmasını etkileyecek bir sıkıntı yoktur. Ne eski yaptığınızda ne de yeni yaptığınızda namaza zarar veren durum yoktur. Yatsı ve ikindi namazı ile alakalı durumda da sıkıntı yoktur. Şuna dikkat etmelisiniz: Hanefî mezhebine göre dediğimiz namaz şekli kesinlikle Sünnet dışı değildir. Peygamber alayhisselam efendimizden bize aktarılan farklı uygulamaların sonucu olarak o farklılıklar bulunmaktadır. Her iki türlü de yapıldığında namaz kılınmış ve Peygamber aleyhisselam efendimize ittiba edilmiş olunur. Kalbiniz mutmain olsun. Şu kadar ki, bu tür meselelerde ilmi ile bilinen birine tabi olmanız daha kurtarıcıdır. Komşu olması yeterli olmamalıdır. Namaz gibi bir ibadeti ulu orta eda edemeyiz. Dikkatli olmalıyız ve ilme göre hareket etmeliyiz. Allah yardımcımız olsun.
Selamünaleyküm. Yaptığınız tilavetin namaza zararı yoktur. Söz ettiğiniz gibi, namaz ahkâmını bilmeyenlerin bulunabileceği bir yerde tek olarak kılmak daha uygundur. Ne yazık ki müezzinlerimiz, orada namaz kılanlardan daha fazla namaz fıkhını bilmeyebiliyorlar. Bundan da vahimi bu bilgisizliklerinden arlanmıyorlar. Daha da vahimi, o mesleği en takva şartlarda yapmanın gereğine vakıf değiller. Allah sonumuzu hayretsin.
Selamünaleyküm. Bu noktadan sonra tartışmak şeytanı gıdıklar, tartışmayın uzak durun. Herkes bildiği ile amel etsin.
Selamünaleyküm. Namazı inkâr edenin kâfir olduğunda bir şüphe yoktur. Tembellik veya benzer bir nedenle kılmayan ise kâfir olarak görülmemiştir. Cumhurun görüşü budur, uygulama da böyledir. Hadislerde geçen ifade ise 'kâfir gibi iş yapmaktadır' şeklinde anlaşılmıştır, anlaşılmalıdır da.
Hadislerin bizim gibi avam için özetlenmiş şekli olan İLMİHAL kitabının tarif ettiğini yapmak zorundasınız. Hadisin sahih olup olmadığını anlamayan için hadise bakarak iş yapmak biraz zorlama sinyali vermektedir.
cennet konusundaki diğer fetvalar
Müslüman olmak, teslim olup rahatlamak değildir. Bilakis İslam, belli bir sınavı göğüslemektir. Biz Müslümanlar olarak şunu iyice idrak etmeliyiz: Allah Teâlâ, kullarını sınayacaksa bu sınama ordularıyla saldıran dış güçlerle olabileceği gibi yaşadığımız hayatın ayrıntılarından biriyle de olur. Müslüman'ın kendi çevresi, yakınları, ebeveyni, çocukları, iş ve ev ortamı kesinlikle bir sınanma aracı olabilir. Tarih bunun canlı örnekleriyle doludur. Başımıza gelen imtihanların hangi sebeple verildiğini bilmek mümkün değildir. Günahlarımıza kefaret olması, derecemizin yükselmesi veya Rabbimizin bizi imtihan etmesi için imtihanlar başımıza gelebilmektedir. Önemli olan bizim imtihanlar karşısında kendimize çekidüzen vermemizdir. Doğru olan budur. Biz, “şu imtihanı beğendik, beni onunla imtihan edin” diyemeyiz ya! Allah'a iman etmek, O'ndan gelene ve O'na dönecek her şeye razı olmaktır. Yaşadığınız sıkıntıları size ait, sadece sizin yaşadığınız olaylar olarak görmeyin. Neredeyse her Müslüman'ın benzer sıkıntıları olmuştur, olabilmektedir; sabredenler kazanacak, sabretmeyi beceremeyenler eriyip gidecektir. Mü'min, Allah ile beraber olma uğruna tek kalmaya razı olan insandır. Tek kalmaya hazır olamayan kalabalıklar arasında bile huzursuz olur. Muhakkak direneceksiniz. Ama insani niteliğinizden ödün vermeden direneceksiniz. Evladı olduğunuz çevreye evlatlığınızı kaybettirmeden direneceksiniz. Kültürlü olmak, büyük bakmak, emel taşımak budur. Size bu arada en önemli tavsiyemiz, sıkıntılarınızla baş başa kalmamanızdır. İyiliğine itimat ettiğiniz bir çevreniz bulunmalıdır. Allah'a açılmayı da ihmal etmeyin. Mutlu dua anları yaşayın. Rahat ettiğinizi, derdinizi sevdiğinizi göreceksiniz. Rabbimiz bizi gücümüzün yetmeyeceği bir şeyle sınamaz. Bizden istenenler gücümüzün yettiği şeylerdir. Hayallerimiz, iç kuruntularımız, sevgi ve nefretimiz yüzde yüz hâkim olabileceğimiz şeyler olmayabilir. Sakın niyetinizi de sorgulamayın. Bize düşen, gücümüzün yettiğini yapabilmektir. Sabredin, geleceğe bakın; önünüze bakarak kendinizi karartmayın. Rabbimiz şüphesiz her bir zerrenin de karşılığını verecektir. Allah'a emanet olun.
Cennetin kapılarının isimleri belli meziyetlerin sahiplerini onurlandırmaya yönelik isimlerdir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem o meziyetlerin tamamının sahibi olduğu için KAPI dendiğinde o ilk giren olur ve her kapı onun kapısı olur. Özellikle filan kapı şeklinde bir ayrıntı bilmiyorum.
Allah Teâlâ hepimizi cenneti ile ödüllendirsin. Âmin. Cennet dertsizlik diyarıdır. Bu dünyada eziyet ve endişe olarak ne biliyorsak orada onların hiçbiri yoktur, asla olmayacaktır. Beklentiniz güzel bir beklentidir. Onu hak etmek için gayret edin. Allah sizi umduğunuza kavuştursun.
Güzel kardeşim, oraya gitmeyi daha çok dert edinmemiz gerekiyor. Korkarım bu araştırmanız size bir faydası olmadan asıl gayretinizi azaltacaksınız. Gayba ait konularda tartışma yürütmemiz yanlıştır. Gelin hep beraber “cennet ehlinden” olmayı araştıralım, onun için yorulalım.
Bu isimle sahih sünnetle sabit bir dua mecmuası bilmiyorum.
Güzel mümin kardeşim, biz Rabbimizin adaletinin kadın-erkek tüm kullarına tam olduğuna, hiçbir kuluna ne dünyada ne cennete zulmetmediğine, her şeyi yerli yerinde yaptığına, kullarına onlara hak ettiğinden fazlası ile merhamet ettiğine, ödüllendirdiğine İMAN EDENLERİZ. Allah, cenneti mümin olan erkek ve kadın kullarına vaat etmiştir. Sadece erkek kullarına değil. Cennet erkek ve kadın için ortak bir söz ise cennetteki bütün nimetler de erkek ve kadına ortak sözdür. Asıl olan cennete girebilmektir. Mü'min, cennet gibi bir nimete erdikten sonra oradaki bir meyve ağacına, hurinin kaç adet verildiğine, kime ne fazla verildiğine takılıp kalabilir mi? Ebedi cennet hayatının yanında nedir konuşulmaya değer olabilecek? Biz okuduğumuz bir Kur’an’ın, duanın dahi kalbimizi ürpertmemesinden endişe edip bunun çarelerini arıyoruz. Çünkü cenneti istiyoruz Rabbimizden. Efendimiz “Kur’an okunurken ağlayın, ağlayamasanız bile ağlıyormuş gibi yapın.” buyuruyor. Bugün kalbim titremiyor diye “olmayacak bu iş” diyerek bırakmayacağım. Daha sıkı, sımsıkı tutunacağım. Böylece Rabbim samimiyetimi görecek. Kalbim titreyene kadar… Şeytanın insanı kandırmasının, imandan çıkarabilmek için attığı akla getirdiği bu sorulardan daha açık bir örnek olabilir mi? Mesela erkeklere huriler vaat edildi; huri vaadi olmasa idi erkekler ibadet etmeyecek, şehit olmak için gayret etmeyecek miydi? Cennete girmek, Allah’tan razı olmak için yeterlidir. Allah razı olmuş cennete koymuştur, kul da cennete girince razı olmuştur. Bunun ötesinde hangi söz konuşmaya değer bir söz olabilir? Üzüntünün olmadığı diyar olan cennette kime ne verildiği mi dert olacak mü'min kadına? Cennet bizim yaz mevsimi geldiğinde gidip rahatladığımızı sandığımız yerler kadar basit bir mekân mı ki dünya ile ve dünyanın içindeki sıkıntılarla kıyaslıyoruz. Eğer ki cenneti hak etmeyi başarırsak dünyada aklımıza gelen bütün soru işaretlerine güleceğiz Allah’ın izniyle. Ancak o soru işaretlerini büyümeden yılanı küçükken ezmeli ve şeytanın istediğini almasına izin vermemeliyiz. Mümin kadınların ödüllerini o muhteşem güne sakladı Allah. Var mı bundan daha heyecanlı bir yarış? Ve en güzeli, en umut verici, bütün bu söylediklerimizi dahi bir kenara bıraktıracak, kalbi pır pır ettiren, koşarak kavuşmayı arzu ettirecek cennetteki en büyük nimet, nimetlerin sultanı Allah Teâlâ’yı görmektir. Bunda da mü'min cennetlik KADINLAR ERKEKLERLE AYNIDIR.