Fetva Meclisi
Soru
Hocam salgından önce ibadetlerimde gevşektim. Şimdi ailede herkes ibadet ediyor, ben de ediyorum. Fazladan nafileler bile kılıyorum. Kur'an okuyorum. Daha önce okumuyordum sayılır. İçimden “Belayı görünce adam oldun, kimi kandırıyorsun?” diyorum. Siz ne dersiniz boşuna mı ibadete yöneldim ben?
Cevap
Benzer fetvalar
İnsanız, hepimizin kusurları ve kara listeleri olabilir. Allah Teâlâ yardımcımız olsun. Birbirimize dua edelim. Tevbe etmek tertemiz olmaktır. Eğer tevbe gerçekten ve şartlarına uygun olarak yapıldı ise kul, tertemiz oldu demektir. Günahından tevbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Tevbe ile ilgili bu kuralı koyan Allah’tır. O, hiç günah işlememiş gibi gördüğünü söyledikten sonra bizim kullar olarak geçmişi irdelememiz ikinci bir günah çeşidi olur. Siz şu anda bu durumdasınız. Şöyle düşünün: Tevbe ettiğiniz hâlde Allah Teâlâ’nın tevbenizi kabul etmediğini mi biliyorsunuz? Hayır. O zaman neyi irdeliyorsunuz? Bu, size şeytanın ikinci tuzağıdır. Sizi güya geçmişin hataları ile meşgul ederek ikinci bir hata üzerinden eskitiyor sizi. Siz tevbenizi bozmamaya bakın. Yeni hata işlemeyin. İbadetlerinizi yapın. Bundan sonra geçmişinizde dağları devirmek gibi bir günah da olsa siz Allah’a güvenin ve yolunuza devam edin. Evet, sizi şeytan ikinci bir tuzakta oyalıyor. Bırakın onu ve işinize bakın. Allah yardımcınız olsun.
Güzel kardeşim, “İslam nedir?” sorusuna namazdır, hactır gibi cevaplar veririz. Evet doğru. Ancak İslam aynı zamanda, bin kere yıkılsan da, kendinden ve yapabileceklerinden emin olmasan da Allah’ın seni her defasında kaldıracağına, sana o heyecanı, ibadetlerini yapabilecek gücü verebileceğine inanmaktır. Rabbimizden umudumuzu kesemeyiz. Her defasında namazını kılabilen, dinin emirlerini hakkıyla yerine getiren, ahlakı Kur’an’ın tarif ettiği gibi olanlardan olabilmek düştüğümüzde aynı heyecanla yola devam ederek olabilecektir. Tüm ibadetlerini zahiren yapmayı başarabilenlerin de farklı imtihanları var elbette. Sizin imtihanınız da bu. Ama bir gün istediğinizden, hayal ettiğinizden çok daha güzelini verecektir Rabbimiz. Şu an bir sınavda olduğunuzu ve bu isteğinizde ne kadar samimi olduğunuza dair bir teste tabi tutulduğunuzu düşünün. Bu zamanda şeytanın en çok kullandığı silahlarından biri Allah’ın kapısından umutsuz olarak geri dönüleceğini, ne kadar istesen de asla ibadetlerini tam yapamayacağına dair başarısızlık, heyecansızlık vererek sonu olamayan bir döngüye girdiğini vehmettirmektir. Ki bu hastalık olarak bir mümine yeter de artar. Yılmayın ve dua edin kendinize. Ailenizin verdiği tepkilere ve sizi gördüğü konuma rağmen kendinizi yeterli hissetmeyip hep bir adım ilerisi için daha güzeli, olması gereken ne ise onu huzurla, gönül ferahlığı ile yapabilmek için her daim dua edin. Vazgeçmeyin, umutsuzluğa kapılmayın. Tam şeytanı yenecekken onu güldürmeyin. Kırk kere düşseniz de kırk birinciye kalkın. Şeytan sizi etrafınızdakilerin övgüleriyle yeterliymişsiniz gibi hissettirdiği zamanlarda sizden daha iyilere bakın. Çevrenizi değiştirin. Durumu sizden daha iyi olanları gördüğünüz ve duyduğunuz zaman sadece tesettürünüzün yeterli olmadığını ve daha çok dua ederek sımsıkı sarılmanız gerektiğini anlayacaksınızdır. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Allah’a emanet olun.
Bir hastalık yaşayınca hayatı terk ediyor muyuz? Elbette hayır. O hastalıktan iyileşmeye çalışıyor, yaşama gayretimizi de sürdürüyoruz. Şeytanın bir dönemi kazanması hayatın tamamını ona vermemizi gerektirmez. Yaşadığımız sıkıntıyı düzeltmeye çalışırken yeni bilgiler, ibadetler, heyecanlar elde etmeye de çalışacağız. Doğrusu böyledir. Yılıp yıkılan mü'min şeytana teslim olan mü'min sayılır. Şeytanı sevindirmek hiçbir zaman doğru değildir. Bin kere yıkılsak bile bin birinci kalkışımız ve Rabbimize doğru yürüyüşümüz zorunludur. İbadet de böyledir. İlim de böyledir. Ahlâk da böyledir. Sosyal ilişkiler de böyledir. Hayata bakışımız böyledir.
Kızım, şunu hiç tereddüt etmeden bilmelisin: Şeytan bizim en büyük düşmanımız olarak bizi sadece günahlarla vurmuyor. Günahlardan kurtulduktan sonraki tevbemizle de vurur. Mesela “bu tevbe gerçek değil..!” onun teorisidir. Biz Allah’ın kullarıyız. Bize günah işlemeyi yasaklayan da odur. Günahlardan tevbe etmeyi emreden de odur. Biz, bize emrettiği gibi tevbemizi eder ve Allah’a sonsuz bir güvenle güveniriz. O, tevbe edeni affedeceğini söyledi ise affeder. Buna iman etmek zorundayız. Bunu beceremezsek o zaman “neden Allah’ın sözüne güvenmediğimiz” sorusuna cevap bulamayız. Şu anda seni strese sokan bu çelişkidir. Sen şimdi: a- Büyük ve gerçekçi bir tevbe ile tevbe etti isen ki ettin elhamdülillah, tevbene ve sana rahmet kapısını açacak olan Rabbine güven. Rahat ol. b- İbadetlerini başta namaz olmak üzere eksik yapma. c- Sık sık ve yoğun dualar yap. Duayı kendine nefes gibi zorunlu bil. d- İç boşluğu oluşturma. Bu şu demektir: Kendini boşlukta hissedersen şeytan seni gıdıklar. Sürekli bir işte ol ve yoğun yaşa. Hiçbir işin olmadığı zaman oturduğun odanın eşyasını yer değiştirerek şekillendir, sonra da aynı eski haline getir. Böylece şeytanın seni esnerken yakalamasını engelle. Göreceksin biiznillah daha iyi olacaksın. Senin için dua ederim ve senden de dua beklerim.
Kızım, bunun temelinde nefis ve şeytan var. Nefis ve şeytan için de en temel gerekçe senin boşlukta bulunmandır. Boşta bulunanı şeytan daha kolay çeker kendine. Geri dönüş için de kendini ciddi bir yoğunluğun içine koyman gerekir. Tam anlamıyla KAPASİTENİN İKİ KATI yoğunlaşman gerekir. İbadetini yoğunlaştır. Kur'an okumanı yoğunlaştır. Ders çalışmanı yoğunlaştır. Anne babanla ilgini yoğunlaştır. Okumayı yoğunlaştır. Yazmayı dene; şiir yaz, makale yaz. Netice olarak mevcut yoğunluğunu en az ikiye katla. Tabii, duayı unutma!
Çok ciddi bir tevbe ile Allah'a döneceksiniz. Tevbenizde ciddi iseniz inşaallah rahatlarsınız. Her şey tevbeye bağlı. Çok büyük bir dönüşle Allah'a dönün, O'nun kapısı büyük kapıdır.
dua konusundaki diğer fetvalar
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin duadan sonra ellerini yüzüne sürdüğüne dair hadisler vardır. Bu hadislerden açık bir şekilde bunun yapılabileceği anlaşılmaktadır. Bu sebeple ellerin yüze sürülmesi sünnet olarak vardır diyoruz.
Kur'an tilaveti en güzel zikirlerden biridir, belki de en büyük zikirdir. Zikir de dua demektir. Kur'an okurken onun âyetleri arasına başka şeyler karıştırılamaz sözü o şekilde söylenmiş olabilir. Okuma bittikten sonra dua edilir, neden edilmesin?
Bu durum, çok fazla TV izliyor, haber kurcalıyor olmanızdan kaynaklanabilir. Bir süre haberlerle bağlantınızı kesin. Ailede en az etkilenen haberlere baksın. Bir insana kırk gün deli denince deli olurmuş gibi bir ortam oluştu. Her gün onlarca kere hastaların, ölenlerin haberlerini izleye izleye insan değilse de hasta olabilir. İbadetlerinizi daha ciddi yapın. Kur'an okuyun ve dinleyin. Zikirler yapın. Dua saati yapın kendinize. Evinizde iş yapın. Allah yardımcınız olsun.
“Neden kabul olmadı?” şeklinde bir kovuşturma nitelikli değil de heyecan ve arzudan kaynaklanan tekrarda bir sakınca olmadığı gibi gerekli olan da odur.
İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn. Allah Teâlâ size yardım etsin. Aman dikkat edin, ona elektrik çarparken bir insana nasıl yardım edilecekse o şekilde yardım edeceksiniz. Üzerine üzerine gidiyor gibi bir görüntü vermeyin. Elbette ihmal de etmeyin. Kendinizi uzun bir mücadeleye hazırlayın. Sabırlı olun. Tatlı dilli olmaya çalışın. Mümkün olduğu kadar sizin ekseninizde kalsın, sizden koptukça veya uzak kaldıkça bataklığında daha derinlere kayabilir. Sabır ve dua... Bir de bu durumu akraba arasında ve çevrenizde yaymamaya bakın ki yarın geri dönüşü yani tevbesi kolay olsun. Sizin için dua ederim, Allah yardımcınız olsun, size sabır indirsin.
Bunun için bir kefaret gerekmez, irade zayıflığıdır bu. Genel olarak iradeni güçlendirebileceğin şeylere dikkat edeceksin.