Fetva Meclisi
Soru
Bir kadının kocası ona zulmediyor; kimi zaman dövüyor, kimi zaman tavana asıyor. Kadını çocuğuyla birlikte ailesi kabul etmiyor. Mecbur katlanıyor. Adam kadına korunmaması yönünde baskı yapıyor, kadın ise bir daha çocuk istemiyor. Kadın bu durumda 'korunmuyorum' diye yemin etse günah olur mu? Ne yapması gerekir?
Cevap
Benzer fetvalar
Zulüm, bir insanın hak etmediği bir eziyete uğramasıdır. Bu eziyet dayak olabilir, mal kısıtlaması olabilir, hakaret olabilir… Sonuç değişmez. Zulüm zulümdür. Zulüm altındaki bir kadın da dinimize göre kocasından ayrılabilir. Bu ayrılma kocanın boşaması ile olursa en kolayı olur. Bir anlaşma karşılığı boşama da olabilir. Sıkışılan ve çaresiz kalınan noktada yasal yollara da başvurulabilir. Böyle bir sıkıntı içinde olan kardeşimize tavsiyemiz şudur: Yarın pişman olmaması için mevcut durumun katlanılır olup olmadığını şahsiyetine itibar ettiği bir aile büyüğü ile istişare ederek kararlaştırsın. Bu büyükleri üç kişi yaparsa daha iyi olur.
Selamünaleyküm. Böyle bir zulme muhatap olan kadın elbette kendini savunmalı ve hakkını aramalıdır. Aile büyükleri hakkını almada ona yardımcı olamıyorlarsa devlete başvursun.
Baban zalim de olsa senin ona karşı evlatlık vazifen bitmez. Eşini ondan uzak tutabilirsin ama sen onun sana ihtiyacı olduğunda yanında olmayı görevin bileceksin. Açık bir zulüm yaparsa o zulme mani olursun.
Erkeğin kadından kadının erkekten ilişki olarak yararlanması eşit bir haktır. Birinin diğerini ezmeye, yok kabul etmeye hakkı olmaz. En çok altı ay eşine ilişki engeli getiren erkek zulmetmiştir. Bu zulmün giderilmesi için yapılabilecekler yapılır, gerekçe olarak öne çıkarılan iddialar düzeltilir ve buna rağmen erkek zulmetmeye devam ederse kadının yasal haklarını kullanarak eşinden boşanmak istemesinde dinen sakınca olmaz.
Anne baba veya bir başka insanın bir konuyu sır tutmayı rica etmesi ya da emretmesi karşısında sırrı korumamız gerekir. Ahlak bunu gerektirir. Bu durum ikinci bir insanın hakkına tecavüz ya da bir çeşit zulüm nedeni oluyorsa elbette zulme alet olmayız.
Aleykümselam. Takdir edersiniz ki böyle uzun bir zamanı ve geniş bir alanı alakadar eden hususlarda münferit kararlar sakıncalıdır. Siz veya biz, kendimizle alakalı bir kararı verebiliriz ama mü'minleri topluca alakadar eden bir konudaki kararlarda iki hususa dikkat edilmelidir. Birincisi o kararı, mü'minlerin yöneticisi, önderi durumunda olanlar vermelidir. İkincisi de karar verme durumunda olanlar muhakkak kapsamlı bir istişare ile karar vermelidirler. Aksi durumda, iyi niyetle başlayan işlerin kötü bitmesi muhtemel olur. Kimden hangi yardımın alınabileceğini de bu anlayışla düşünmeliyiz. Allah yardımcımız olsun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Gazoz veya başka bir isimle isimlendirmeden kurallar üzerinden yürümemiz gerekiyor. Kural şudur: Allah Teala'nın nimetleri aslında mubahtır. Katı yiyecekler veya sıvı içecekler bu kural açısından aynıdır. Elde ediliş tarzı helal olmayanlar, yenmesi ve içilmesi yasak olan domuz, kan ve alkol gibi şeyler ise tüketilemez. Bir de tıbben sakıncalı bulunanlar veya bir şahsa uzman doktorun yasakladığı şeyler de mubah değildir. Gazozların muhtevasında alkol bulunduğu yolunda bilgiler mevcuttur. Üretici firmaların da 'yoktur' şeklinde bir beyanı olmamıştır. Buna göre bir alkol şüphesi en azından vardır. Takva bir hayat için şüpheli şeylerden kaçınmamız şarttır. Kaldı ki, gazoz türü içeceklerin tıp açısından da uygun görülmediğini biliyoruz. Ancak haram denebilecek kesin bir bilgi elimizde yoktur. Bunun için şüpheli şeyler olarak görüyor ve uzak duruyoruz. Allah'a emanet olunuz.
Faizi yaşam tarzı olarak gören bir ortamda, o ortamın şartlarına göre kurulmuş ve işleyen bir kurumdan yüzde yüz helallik beklemek doğru değildir. Bu birinci gerçek. İkinci gerçek ise şudur: Bankadan, faizden tamamen tecrit edilmiş bir hayat neredeyse mümkün bile değildir. En azından dumanı bizi gelip buluyor. Buna göre Müslüman, illa uğrayacaksa sahiplerinin Müslüman ve faizin haram olduğuna inandığını bildiği kurumlara uğrayabilir. Bu bir tür alkolden üretilmiş ilacı kullanmaktaki zarurete benzemektedir. Yoksa: 'Şu kurumlar mubahtır.' diyebileceğimiz bir ortamda yaşamıyoruz. Helal yiyip iffetli yaşamayı Allah Teala hepimize müyesser kılsın.
Ramazan ayında oruçlu iken eşi sert mizaçlı bir kadının dilinin ucuyla yemeğin tuzuna bakması orucu bozmaz denmiştir. Yine de orucun ve Ramazanın azametini zedeleyecek gevşekliklerden uzak durmaya gayret edelim.
Âlimler, göze damlatılan ilacın orucu bozup bozmayacağı konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bozmayacağını söyleyenlerin görüşü daha ağır basmaktadır. Eğer zaruri bir tedavi görüyorsanız ilacınızı damlatın. Kaza etmeniz de gerekmez. Geciktirilebilir bir tedavi ise oruçlu olmadığınız saatlere erteleyin ilacı kullanmayı; kalbiniz rahat etsin. Herhalukârda inşaallah göz damlasının oruca zararı yoktur. Geçmiş olsun.
Erkek veya kadının fıtraten bilinen şeklinde bulunmayan tüylerin, kalıcı bir zarara neden olmadan alınmasında sakınca yoktur. Allah huzur ve afiyetinizi daim etsin.
Ticaret yapmak için bekletilen hazır veya hammadde türünden emtianın zekât malı olarak hesaplanması gerekir. Gayrimenkuller de satılmak için bekletiliyorsa aynı durumdadır, onların da hesaplanması gerekiyor. Ne kadar malın zekâtını vereceğimizi hesaplamak için de elimizdeki hazır veya hammadde türünden emtianın maliyetini hesaplarız. Bize maliyetleri itibarıyla mesela beş yüz ise beş yüzünü zekâtını vereceğiz. Zekât vereceğimiz zaman, üzerimize tahakkuk etmiş bulunan borçların düşülmesi gerekiyor. Çünkü tahakkuk etmiş borç kadar olan mal aslında bizim değildir. Aylık ödeme takvimimiz de böyledir. Mesela Ramazan ayında zekât verecek olan mümin, o ay içinde tahakkuk etmiş faturalar ve tahakkuk etmiş işçi bordrolarını eldekinden düşebilir. Zira yirmi gün çalışmış bir işçinin, çalışmasına karşılık olan miktar onun malı değildir. Her ne kadar teslim edilmemişse de o para işçinin hakkıdır; o eldekinden düşülebilir. Elektrik, su, vergi vs. giderleri böyle hesaplayabiliriz. Yalnız müstakbel ödemeleri bu sınıftan saymamız doğru olmaz. Allah Teala infaka muvaffak kılsın.