Fetva Meclisi
Soru
Ben Sosyal Hizmet bölümü son sınıf öğrencisiyim. Şu an çocuk evlerinde staj yapıyorum. Annesi ve babası tarafından terk edilen veya bakılamayan çocuklar bu evlerde kalıyor. 18 yaşından sonra da devlet himayesi bitiyor. Özellikle kız çocukların yanlışa düşme riski çok fazla. Buradaki çocukları koruyucu aile olarak yetiştirmeye çalışmak doğru olur mu? Koruyucu aile 18 yaşına kadar çocuğu evine alır ama nüfusuna geçirmez. Evlat edinmede çocuk ailenin nüfusuna geçer.
Cevap
Benzer fetvalar
İslâm’ın ilk yıllarında eski geleneğin devamı olarak bir süre muhafaza edilen evlatlık kurumu, Medine döneminde nazil olan “Allah, evlatlıklarınızı öz çocuklarınız (gibi) kılmamıştır.” (el-Ahzâb, 33/4) mealindeki âyetle kaldırılmış, ardından gelen âyette de evlatlıkların evlat edinenlere değil asıl babalarına nispet edilmesi emredilmiştir. Buna göre dinimizde kimsesiz çocukların bakım ve gözetilmesi tavsiye edilmiş olmakla birlikte ‘hukukî sonuçlar doğuran bir evlatlık müessesesi’ kabul edilmiş değildir. Bunun tabiî bir sonucu olarak evlatlığın nesebi, evlat edinene bağlanmaz, aralarında mahremiyet meydana gelmez ve mirasçılık ilişkisi doğmaz. Bununla birlikte evlatlık kurumu zaman zaman ‘koruyucu aile’ tarzında varlığını sürdürmüştür. İslâm’ın evlatlık müessesesini kaldırması, yetim, öksüz ve kimsesiz çocuklarla ilgilenilmeyeceği anlamına gelmez. Çünkü İslâm’a göre himayeye muhtaç çocuklara bakmak, onları beslemek, büyütmek büyük sevaptır ve bir insanlık ödevidir. Hz. Peygamber (s.a.s.), işaret ve orta parmağını göstererek “Ben ve yetimi himaye eden kimse cennette şöylece beraber bulunacağız.” (Buhârî, Edeb, 24 [6005]; Müslim, Zühd, 42 [2983]) buyurmuştur. Bu itibarla, sevgiye, şefkate ve korumaya muhtaç kimsesiz çocuklar, kendilerine yardım eli uzatılarak, ailelerin yanında veya çocuk yuvalarında himaye edilmeli; eğitilip, sanat ve meslek sahibi yapılarak topluma kazandırılmalıdır. Fakat bunu yapmak için hiçbir kimsenin, çocuğun kendi soy kütüğü ile ilişkisini kesmeye, ona öz ana babasını unutturmaya hakkı olmadığı gibi onu kanuni mirasçıları arasına katması ve aile içi tesettür ve mahremiyet bakımından kendisine öz evlat gibi davranması da doğru değildir. Bunun yerine İslâm’ın tavsiyesi; onu koruma altına almak, bakmak, büyütmek, maddî ve manevî ihtiyaçlarını karşılamak, hukuk ve helal-haram kuralları bakımından ona öz çocuk gibi değil, bir din kardeşi gibi muamele etmektir.
Bir çocuğun hayata tutunmasına vesile olmaya biz, bütün insanlığı kurtarmak gibi bakarız. Kur'an’ımızın bize öğrettiği budur. Fakat bazı gerçekleri tespit etmemiz gerekiyor: Devletin ailesiz çocuklar konusunda hassasiyeti yüksektir. Bu nedenle sokakta aç açık kalmış çocuk birkaç saatliğine olabilir. Uzun vadede böyle bir tehlike olmayacağına inanıyoruz. Kaldı ki bölge insanı da bu hususlarda dikkatlidir. Her çocuğun bir amcası, halası vs. vardır. Elbette her şeye rağmen olumsuzluk ihtimalini de düşünürüz ve kimsesiz çocuklara sahip olmayı Allah’ın razı olacağı mübarek bir iş olarak görürüz. Özellikle sizi kastederek söylemiyorum ama bu konu su götürür bir konudur. Mesele, oradaki çocukların ortada kalmasına karşı bir çare üretmek mi yoksa uygun ve yeterli şartları oluşturmadan bir anlık duygusallıkla hareket etmek mi, ya da beğenip almak şeklinde ifade edebileceğimiz dünyevi bir algıyla sahiplenmek mi? Bu noktaların hangisinde bulunulduğunu şüphesiz sadece Allah Teâlâ bilir. Fakat geçmişten bildiğimiz sıkıntılar bizi dikkatli olmaya sevk ediyor. Daha sonra bu çocuğun ileriki yıllarda aranan/umulan vasıflara uygun (!) olmamasına karşı yaşanan maddi ve manevi sıkıntıları ne yazık ki duyduk, gördük. Elbette ve elbette bunu genelleyemeyiz. Herkesin kalbi Allah ile arasında olup biten sırlarla doludur. Bir insanın bütün bir hayatına yönelik karar verilirken çok dikkat edilmelidir. Konunun bir de din boyutu vardır. Bu boyuta da şöyle işaret edelim: Bizim dinimizde hiçbir insan, kendisinden doğmadığı bir anne - babanın çocuğu olamaz. Sonradan mahkeme yoluyla veya sahiplenme ile evlat olmak yoktur. Bunun sonucu olarak da bir çocuk, evlatlık olarak girdiği evde mahremiyet ve miras konularında “evin çocuğu” işlemi göremez. Bunun tek istisnası emzirme yoluyla olabilir. Bunda da sadece mahremiyet sorunu kalkar. Miras yine hak edilemez. Çocuğun süt yoluyla aileye katılabilmesi için: - Çocuk yirmi dört ayını doldurmamış olmalıdır. - Gireceği evin hanımının sütünü emmelidir. Bu da yaklaşık olarak beş küçük fincan kadar olmalıdır. (Buradaki beş fincan ifadesi, ilk ayında yarım fincan kadar, bir yaşında iken tam fincan olarak ve iki yaşına yaklaştığı dönemde ise bir buçuk fincan olarak düşünülür.) -Fakihler arasında bu sütün miktarı farklı düşünülmüştür. Hanefi mezhebi çocuğun bir kere süte doymasını yeterli bulmuştur. Bunu da fincan olarak ölçtük. Diğer fukaha ise beş doyum olarak anlamıştır. Biz de ihtiyaten büyük olanı burada tespit ettik. - Bu süt, kadının göğsünden bir yolla alındığında yeterlidir. Kadının doğal süt günleri olmasa bile bir ilaç yardımı ile süt alınıp çocuğa içirildiğinde sütanneliği gerçekleşir. - Sütanneliği ile o kadının erkeği de sütbabası, varsa çocukları da süt kardeşleri olur. Böylece mahremiyet sebebiyle bir engel kalmaz. Müslümanlar olarak ihtiyaç duyulması durumunda evlerimizi kimsesiz çocuklara açmakla tam anlamıyla bir ibadet yapmış oluruz. Biiznillah kalıcı bir sadaka olur bu. Sevabını ancak Allah Teâlâ’nın bilebileceği kadar büyük bir kazanç kapısı olur. Fakat büyük bir kazancın büyük riskleri de olabileceğini anlamamız gerekir. Haber bültenlerindeki manzaralardan etkilenip duygusal kararlar vermek ve sonra da gevşemek vebale girmek olabilir. İyi düşünmek ve güzel karar vermek gerekir. Allah Teâlâ hepimizi güzel işlere muvaffak kılsın. Ümmetimizin çocuklarını zayi olmaktan muhafaza buyursun. Âmîn.
Senin ailevi özel durumunu sen bilebilirsin. Bize göre çalışmamanız gerekir. Hiçbir yerde çalışmamalısınız, evinizin kraliçesi olmalısınız. Sizin özel durumunuz çalışmanızı gerektiriyorsa, harama bulaşmayacağınız bir yeri ya da en azından daha az risk taşıyan yeri bulmalısınız. Devlet dairesi olması o kadar önemli değildir.
Yirmi dört aydan küçük olan bir çocuğu emzirirseniz o sizin süt evladınız olur. Miras hariç diğer çocuğunuzla aynı durumda olur. Yalnız yetiştirebilmeden önce, diğer çocuğunuzla uyumu konusunda sıkıntı çekme riskiniz bulunmaktadır. Bir çocuk daha derken eldekini zayi etme riskinizi de unutmayınız. Öyle bir çocuğu alıp büyütmenin sevabını ise konuşmaya bile gerek yoktur, büyük hayır işlersiniz ama her büyüğün sıkıntısı da büyük olabilir. Size tavsiyemiz şudur: Eşinizle tam ittifak etmeden girmeyin bu işe, ikiniz de tam istiyor olun ki şeytana fırsat kalmasın. Allah Teâlâ niyetinizi kabul buyursun.
Aleykümselam. Böyle bir durumda eşinizle nikâh bağınız kalkmış olmaz ama aranızda evlilik diye bir şeyin ruhu da kalmış olmaz. Sizin onu affetmenizin sevap olmasından önce gerçekliği olabilir mi onu düşünün. Ayrılmanız daha akıllıca olur. Ne eşiniz, bundan sonra bir güven verir ne de siz akıllıca bir iş yapabilirsiniz. Çürük bir domatesten salata yapmaya çalışmış olursunuz. Aile meclisi kurun ve o meclisin kararı ile iş görün. Çocukları söz ediyorsunuz; öyle bir kadının elindeki çocuk ne istifade edecek? Bir de bunu düşünün.
Selamünaleyküm. Sevgili kızım, ahlâklı diyorsun ama ahlâkın gereklerinden biri de bir aileyi geçindirecek imkânlara sahip olmaktır. Bu imkân ev veya araba değildir. Eğer o kişi, gayretli ve çalışkan biri ise maddi değerlere de sahip olacak demektir. Yalnız bu ahlâklılık kararını siz değil daha tecrübeli biri vermesi gerekir.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Hikmetini ve nedenini bilmiyoruz. Kur'an'ımız indiği sıralama ile önümüze konmamıştır. Bu sıralama da bizzat Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yaptığı bir sıralamadır. Hikmetini Allah bilir, biz irdelemez sadece itaat ederiz.
O işyerinde çalışman imanınla ilgili bir durum değildir. Rahat edebilirsin.
Peygamberlerle aramızda benzerlik olmayacağını düşünürseniz mesele kalmaz. Onlar peygamberler!
Sizin kalbinizin yatmadığına benim de kalbim yatmıyor. Hoca efendiye nispet edilen bu görüşlerin neresini, ne kadar, nereye uyguladıklarını anlayamıyorum. Böyle tereddütlü işlerden uzak durun, dininizi canlı tutun.
Bunun bir din dayanağı yoktur. Katılmak ve destek olmak da gereksizdir.
Namazdaki okumayı KENDİN DUYACAK KADAR diye ölçüye alabiliriz. Kendin duyacak kadar, ikinci kişi dikkat ederse ve sessiz bir ortamsa duyabilir kadar da anlaşılabilir. Bundan daha kısık olanı okuma değil düşünmeye benzer. O da yeterli değildir. Anlaşılan sizdeki durum bir nebze vesveseye kaymaktadır. Kendinize dikkat edin. Allah yardımcınız olsun.