Fetva Meclisi
Soru
Rüya ile amel edilmez deniyor. Ama bu konuda Hz. Yusuf’un rüyası ve Hz. Yakup’un cevapları ile ilgili ayetler kafamı karıştırdı. Bu konuya nasıl bakmalıyım?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir etki oranından söz edilebilir ama rüyaları amellerle veya sonuçlarla direk bağlantılı duruma getirmek mümkün değildir, doğru da değildir. Peygamberlerin dışında kimsenin rüyası gün ışığı gibi değildir.
Rüya içine dalamadığımız bir âlemdir. Nasıl görülür, nereden gelir nereye gider bilmeyiz; rüya gibi bir rüyadır gördüklerimiz. Buna rağmen rüya, Müslümanın hayatında etkisi yok sayılabilir bir kavram değildir. Özellikle de kıyamete yaklaştıkça Müslüman insanın tek tesellisi ve arkadaşı rüya olarak gerçekleşebilir. Bu nedenle rüyayı daha ciddi bir bakışla ele almamız gerekir. Yine de rüyanın abartılması en az yok kabul edilmesi kadar yanlıştır. Rüya ile alakalı olarak şu notları tespit etmemizde yarar vardır: Rüya peygamberler için vahyin bir çeşidi olarak daha önemli ve bağlayıcıdır. Diyebiliriz ki, peygamberler açısından rüya nübüvvetten bir cüzdür. Rüya gayba iman açısından önemli bir işarettir. Gözümüzle göremediğimiz gaybın benzerini rüya üzerinden görebiliyoruz. Demek ki gayb görülemese de vardır. Rüya mü'min için hayır ve bereketi hatırlatması bakımından faydalıdır. Rüya görme nedenimizi tam olarak bilemiyoruz ama yoğun ilgilendiğimiz veya elde edemediğimiz şeyler rüyamıza konu olabilir. Rüya bir meleğin hissettirmesi olabileceği gibi bir şeytanın hissettirmesi de olabilir. Aynı şekilde kişinin uyanık iken yoğunlaştığı konunun yansıması da olabilir. Peygamberlerin gördüğü rüya haktır, tartışılamaz. Salih insanların (evliyanın) rüyası ise genel olarak isabetli çıkar ama tabiri gerektiren gizli yönleri de olabilir. Evliyadan olduğu zannedilmeyen ama iyi kimseler olduğu zannedilenlerin rüyaları ise iyi olabileceği gibi yanlış da olabilir, bir bağlayıcılığı olmaz. Fasık kimselerin rüyaları ise genelde yanılgıyı gösterir. Kâfirlerin rüyalarında isabet eden olabilir. İyi bir rüya gören mü'min gördüğü rüyasını Allah’tan bilip hamd etmelidir. Rüyasını sevdiklerine sadece anlatmalıdır. Kötü bir rüya gören ise şunları yapmalıdır: Uyanınca istiâze yapmalıdır. (“Euzu billahi mineşşeytanirrecim” der.) Sol tarafına tükürür gibi nefes verir. Rüyanın ona zarar veremeyeceğine kesin inanır. Uyumaya devam edecekse diğer tarafına döner. Daha derin bir rüya ise kalkıp iki rekât namaz kılar. Ayetelkürsi okur. O rüyayı kimseye anlatmaz. 9.Görülmemiş rüyayı görmüş gibi anlatmak büyük günahlardandır. 10.Zamanımızda dini hassasiyetler zayıflamış ve ahiret idraki yok olmaya doğru kaymıştır. Bu nedenle de rüya insanların çok rahat uydurabildikleri ve çok rahat yorumlayabildikleri bir konu haline gelmiştir. Hâlbuki rüya ancak onunla ilgili ilme vakıf olanların tabirini yapabileceği ayrı bir dünyadır. 11.Rüya asla bir dini hüküm kaynağı değildir. Kimse görülmüş bir rüya ile ibadet edemez, bir şeye helal veya haram kararı rüya ile verilemez.
O rüyada söylendiği iddia edilen şeyler zaten bir ilmihal kitabının içinde varsa, rüyasında söylenmese idi de onu yapması gerekecekti. Hayır, kitaplarımızda olmayan yeni bir şey ise o rüya bile rüyadır.
Ecelin yaklaşması ile alakalı ise asıl soru, ecel hiç uzak değil ki hep yakındır zaten, onu rüyada görmeye gerek yoktur. Rüyada bir şey görüp anlama ise soru, peygamberler dışındaki insanların rüyaları bir şey görüp anlama için yeterli değildir.
Neden olmasın, olabilir elbette. Allah mübarek etsin sizin için. Yalnız bu, ahirette sizi kurtarıcı bir belge olmaz. Gördüğünüzün doğruluğu da garanti edilemez. Görmüş olun, size moral olsun ama takılıp kalmayın.
Selamünaleyküm. Şemail kitaplarını okudu iseniz, gördüğünüz rüyanın değeri olur.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Sizin kalbinizin yatmadığına benim de kalbim yatmıyor. Hoca efendiye nispet edilen bu görüşlerin neresini, ne kadar, nereye uyguladıklarını anlayamıyorum. Böyle tereddütlü işlerden uzak durun, dininizi canlı tutun.
O işyerinde çalışman imanınla ilgili bir durum değildir. Rahat edebilirsin.
Evlatlık edinme hiçbir türlü caiz değildir. O tür gençleri sahiplenmeyi, becerebilenler açısından ziyadesiyle mükemmel bir sadaka olarak görür, tavsiye ederiz. Evlat edinme mümkün değildir, mahremiyet ilkelerine dikkat edilecektir. Bu iki hususa dikkat edilmesi gerekiyor.
Hikmetini ve nedenini bilmiyoruz. Kur'an'ımız indiği sıralama ile önümüze konmamıştır. Bu sıralama da bizzat Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yaptığı bir sıralamadır. Hikmetini Allah bilir, biz irdelemez sadece itaat ederiz.
Elimizdeki malımız aslında Allah’ın mülküdür. Biz mallarımızın bekçileri gibiyiz. Allah bize, kullanıp yararlanmamız için verdiği nimetlerde bizi başıboş bırakmamıştır. Sahibi biz olsak bile, malımızı kullanırken belirli ölçüleri aşamayız. Camide namaz kılarken nasıl kendimizi Rabbimizin huzurunda bilip, eğilip, kalkmamıza, tesbihimize dikkat ediyorsak aynı şekilde, cebimizdeki parayı harcarken de, bizi görüp gözeten Rabbimizi unutamayız. O’nun razı olmayacağı yerlerde ve işlerde harcama yapamayız. Para harcamayla ilgili olarak şu kurallara dikkat ederiz: a-Paramız kesinlikle bizim helal kazancımız olmalıdır. Şüpheli ve başkalarının hakkı bulu-nan bir parayı cebimize koyamayız. Haramdan elde edilen bir paranın girdiği mideye ateş girmiştir. O mide yanacaktır. Para helal ve temiz olacak. b-Çalmak gibi, faizi ve benzeri Allah’ın haram ettiği kazanç türlerini de sürekli risk listesinde tutarız. Yaşadığımız hayatta faizin bir kanser gibi toplumları nasıl ezip geçtiğini ibretle izlemeliyiz. Silahtan daha güçlü olan para ve türevlerini kullanarak, kitleler nasıl uyuşturulmakta ve cehenneme doğru sürüklenmektedir. Çağımızda şakası olmayan en ciddi değerin para olduğu gerçeği gözlerimizi açmalıdır. c-Helal paramızı helal yerde harcamak zorundayız. Alkol, domuz ürünü (veya alkol ve domuz karışmış), müstehcen, küfre alet olan şeylere para veremeyiz. d-İsraf edemeyiz. İsrafı büyük günahlardan biri olarak görürüz. Mal, İslam’ın korunması üzerine kurallar koyduğu beş temel esastan biridir. e-Dengeli harcarız. Bu denge şudur: Harcamalarımızı, gerekli ve çok gerekli, gereksiz gibi tasniflere tabi tutarız. En gerekli varken gerekliye harcamayız. Mubahlarda abartıya kaçamayız. Nefsin doymayacağını bilir, onu dizginlemeye çalışırız. Onun her istediğini değil, gerekeni kullanırız. f-Para biriktiririz. Ama biriktirdiğimizi kalbimize koyup, ona tapınma derecesine getir-meyi kabul etmeyiz. Biriktirir, biriktirdiğimizi de cüzdanımıza koyarız. Yani tapınmaz ama muhafaza ederiz. g-Paralı ilişkilerde yazıya ve belgeye önem veririz. Söze dayalı güven yerine belgeye dayalı güvene önem veririz. Bu da bizim, para yüzünden dost ve çevre kaybetmemizi önler. h-Borcumuz varken ilave harcama yapmayız. Borcumuz bittikten sonra harcama yapabiliriz. Borca da kolay kolay başvurmayız. i-Yaşımız ve birikimimiz ne olursa olsun infak etmeye gayret ederiz. Mini rakamlarla bi-le olsa vermeye çalışırız. Verdiğimizde gözümüz kalmaz. j-Para, olduğu gibi imtihandır. Kullanılırken dikkat gerektirdiği gibi, pintileştirdiği zaman da vebale neden olur. Harcanması gerektiğinde harcamayıp bekletmek caiz değildir. Mesela: Tedavisi için gereken harcamayı cimriliğinden ötürü yapmayan bir Müslüman, faziletli bir iş yapmadığı gibi, Allah katında mesul olacağı bir hata da irtkâb etmiş olur. Harcamak veya tutmak değil, yerli yerinde harcamak uygundur. Nihayetinde para insan içindir. İnsan para için olmamalıdır.
Birbirimizi ismimizle çağırmamız gerekmektedir. Eğer ismimizin dışında bir vasıfla çağıracaksak o da hoşlandığımız vasıflar olmalıdır. Lakap, seviyesiz, ahlakı düşük kimselerin uygulamasıdır. Müslüman, sözlerinin hesabını vereceğine iman etmiştir. Ağzımızdan çıkan kelimeler, ikinci bir mümini rencide ederse bu bir nevi kul hakkı olur. Çalınmış para gibi onun da hesabı sorulacaktır. En nazik, en tatlı ifadeler varken, kaba deyimlerle birbirimizi üzemeyiz. Kur’an’ımız Hucurat suresinde lakapla çağırmayı fasıklık olarak tanıtmaktadır. Biz ne lakap duymak isteriz ne de lakapla çağırırız. Bizim elimizden ve dilimizden kimse zarar görmemelidir. Müslümanlık budur.