Fetva Meclisi
Soru
1- Bir baba, oğluna, "oğlum 2 kişiye babamdan kalan tarladan satmıştım, miras malı olduğu için tapuyu da veremiyorum. Adamlar tehdit ediyorlar, evine haciz getiririz elinden alırız diyorlar. Bankadan para çek. Miras işi hallolunca söz bir Allah bir öderim." deyip, oğlu da ailesini zor durumda bırakmamak için, bankadan yüksek miktarda para çekip verir de, babası eline para geçtiği halde sözünü inkar ederek vermezse; bunun dinimizdeki yeri nedir? Bu babanın diğer oğullarına işyeri açması, araba alması meşru mudur; bunun dinimizdeki yeri nedir? Bir anne-babanın evlatları arasında ayrım yapması doğru mudur? 2- Bir erkeğin erkek çocuğu dünyaya gelir de çocuğa gelen altın ve diğer hediyelerin hepsini o erkeğin ailesi (anne-babası, kardeşleri) alıp, vermezlerse; bunun dinimizdeki yeri nedir? 3- Evin en büyük çocuğu olduğu halde; erkek ve kızkardeşleri evlenirken ağabeylerine haber verilmezse, danışılmazsa, düğüne davet edilmezse; bunun dinimizdeki yeri nedir? 4- Sürekli ve özellikle bayramlarda, kandillerde anne babasını telefonla arayan çocuğun yüzüne telefon kapatırlarsa, hakaret ederlerse; bunun dinimizdeki yeri nedir? 5- Erkek ve kızkardeşlerin, bayramlar ve kandiller dahil ağabeylerini telefonla aramazlarsa; bunun dinimizdeki yeri nedir? 6- Oğlu kalp krizi geçiren babanın, durumu haber veren yakınlarına; "benim 3 oğlum vardı, benim için …. öldü" demesi, annesinin gelinine “sen beni oğlumdan ayırdın, Allah sana bir oğlan çocuğu verdi onu da elinden alsın” derse; bunun dinimizdeki yeri nedir? 7- Bir anne-baba memuriyet görevinden ihraç edilen oğluna, "oğlum ne oldu, ne yiyip ne içiyorsunuz" diye sormazsa; bunun dinimizdeki yeri nedir? 8- Bir anne-baba, üvey çocuklarını öz çocuklarıymış gibi nüfusa kaydettirir; ancak diğer öz çocuklarına davrandıkları gibi iyi davranmazlar, sorulduğu halde üvey çocuğa gerçek anne-babasını da açıklamazlarsa; bunun dinimizdeki yeri nedir? Nesebi kaybetmek/yok etmek caiz midir? 9- Bir yerde okudum, Peygamberimiz bir hadiste buyuruyor; ‘evlatları arasında ayrım yapan anne-baba cennet kokusunu alamaz. Halbuki cennetin kokusu binlerce fersah öteden duyulur’ bu hadis sahih midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Annenize bakmak erkek kardeşlerinizin görevidir. Siz sevap kazanacak bir kapı olarak görüp hizmet edeceksiniz elbette. Keşke onun elindeki paraya hiç bakmadan bu işi yapabilseniz. Eşinizden de rica edin, o da böyle düşünmeye çalışsın. Ciddi bir ihtiyacınız yoksa bırakın kadını dilediği gibi yapsın. O yaşta onu değiştiremezsiniz. O her işi doğru yaptığını düşünüyordur. Sevabınızı azaltmayın. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Toplumumuzun yaygın sıkıntılarından birini dile getirmişsiniz. Keşke siz de hiç tenezzül etmeme yönünü tercih edip hakkınızı ahirete havale etse idiniz. Faydası olup olmayacağını bilemiyorum ama size bu konudaki dengeli tutumu yazabilirim: a- Dinimiz erkeği ile kızı ile evlada eşit davranmayı değil adil olmayı esas edinmiştir. Bunu ilke olarak bilmelisiniz. b- Baba veya annenin ölümünden sonraki malın taksimine karışması, dinen mümkün değildir. Sahibi öldükten sonra mal üzerinde iki yöntem vardır. Bunlardan biri, bütün mirasçılar aralarında bir yolla anlaşırlar ve mal konusu biter. Diğeri de Şeriat'ımızın emrettiği şekilde taksim yapılır. Bu taksime, malı bırakanın vasiyet veya emir gibi bir yöntemle karışma hakkı yoktur. Özel bir vasiyeti varsa, o vasiyeti uygulanır. O vasiyette de mirasçılarından birine vasiyet yapmaması şarttır. Bir başka şart da şudur: Vasiyet, kalan malın 1/3'ünden fazla olmamalıdır. c- Mal sahibi sağlığında malını mirasçılarına ya da sadece çocuklarına dağıtabilir. Bu dağıtımda çocuklar arasında eşit bir muamele yapması gerekir. Bunun dışındaki muamelede vebale girer. Haksız bir şekilde alan çocuk da helal bir mal almamış olur. d- Çocuklar arasında ölmeden mal dağıtılırken, özel bir neden gözetilip bir çocuğa fazla verilebilir. Mesela, engelli ve çalışamayacak bir çocuk fazla alsın diye düşünülebilir. Bunun bir sakıncası yoktur. Bu durumda da ya bir doktor raporu ya da herkesin ikna olacağı bir bilinmişlik, bu sözünü ettiğimiz engelin ya da benzer bir maninin nedeni olmalıdır. e- Anadolu kültüründe hakim uygulama olan, 'çocuk bize baktı/bakacak' ilkesi bir hukuk zeminine oturmuyor elbette ama bunu yabana atmanın da çok dengeli bir anlayış olmayacağını bilmek gerekiyor. Mesela siz, şehirde okuyup harçlık alamamak ve benzeri mağduriyet cümleleri kurdunuz. Sizin o kardeşiniz de 'sen şehirde sandöviç yerken..' diye başladığında ne cevap vereceksiniz? İnsanın tamahı bitmiyor ki? Faninin fani malına tenezzül etmemek en iyisidir ama elbette Şeriat'ımızın emri ne ise hak odur. f- Size tavsiyemiz, böyle bir nedenle ebeveyninizin ahını almamanızdır. Onun sizin üzerinizdeki hakkı arsaların, tarlaların değeri ile kıyas edemeyeceğiniz kadardır. Varın siz alacaklı kalın, ahirette daha rahat edersiniz.
Bir çocuğun hayata tutunmasına vesile olmaya biz, bütün insanlığı kurtarmak gibi bakarız. Kur'an’ımızın bize öğrettiği budur. Fakat bazı gerçekleri tespit etmemiz gerekiyor: Devletin ailesiz çocuklar konusunda hassasiyeti yüksektir. Bu nedenle sokakta aç açık kalmış çocuk birkaç saatliğine olabilir. Uzun vadede böyle bir tehlike olmayacağına inanıyoruz. Kaldı ki bölge insanı da bu hususlarda dikkatlidir. Her çocuğun bir amcası, halası vs. vardır. Elbette her şeye rağmen olumsuzluk ihtimalini de düşünürüz ve kimsesiz çocuklara sahip olmayı Allah’ın razı olacağı mübarek bir iş olarak görürüz. Özellikle sizi kastederek söylemiyorum ama bu konu su götürür bir konudur. Mesele, oradaki çocukların ortada kalmasına karşı bir çare üretmek mi yoksa uygun ve yeterli şartları oluşturmadan bir anlık duygusallıkla hareket etmek mi, ya da beğenip almak şeklinde ifade edebileceğimiz dünyevi bir algıyla sahiplenmek mi? Bu noktaların hangisinde bulunulduğunu şüphesiz sadece Allah Teâlâ bilir. Fakat geçmişten bildiğimiz sıkıntılar bizi dikkatli olmaya sevk ediyor. Daha sonra bu çocuğun ileriki yıllarda aranan/umulan vasıflara uygun (!) olmamasına karşı yaşanan maddi ve manevi sıkıntıları ne yazık ki duyduk, gördük. Elbette ve elbette bunu genelleyemeyiz. Herkesin kalbi Allah ile arasında olup biten sırlarla doludur. Bir insanın bütün bir hayatına yönelik karar verilirken çok dikkat edilmelidir. Konunun bir de din boyutu vardır. Bu boyuta da şöyle işaret edelim: Bizim dinimizde hiçbir insan, kendisinden doğmadığı bir anne - babanın çocuğu olamaz. Sonradan mahkeme yoluyla veya sahiplenme ile evlat olmak yoktur. Bunun sonucu olarak da bir çocuk, evlatlık olarak girdiği evde mahremiyet ve miras konularında “evin çocuğu” işlemi göremez. Bunun tek istisnası emzirme yoluyla olabilir. Bunda da sadece mahremiyet sorunu kalkar. Miras yine hak edilemez. Çocuğun süt yoluyla aileye katılabilmesi için: - Çocuk yirmi dört ayını doldurmamış olmalıdır. - Gireceği evin hanımının sütünü emmelidir. Bu da yaklaşık olarak beş küçük fincan kadar olmalıdır. (Buradaki beş fincan ifadesi, ilk ayında yarım fincan kadar, bir yaşında iken tam fincan olarak ve iki yaşına yaklaştığı dönemde ise bir buçuk fincan olarak düşünülür.) -Fakihler arasında bu sütün miktarı farklı düşünülmüştür. Hanefi mezhebi çocuğun bir kere süte doymasını yeterli bulmuştur. Bunu da fincan olarak ölçtük. Diğer fukaha ise beş doyum olarak anlamıştır. Biz de ihtiyaten büyük olanı burada tespit ettik. - Bu süt, kadının göğsünden bir yolla alındığında yeterlidir. Kadının doğal süt günleri olmasa bile bir ilaç yardımı ile süt alınıp çocuğa içirildiğinde sütanneliği gerçekleşir. - Sütanneliği ile o kadının erkeği de sütbabası, varsa çocukları da süt kardeşleri olur. Böylece mahremiyet sebebiyle bir engel kalmaz. Müslümanlar olarak ihtiyaç duyulması durumunda evlerimizi kimsesiz çocuklara açmakla tam anlamıyla bir ibadet yapmış oluruz. Biiznillah kalıcı bir sadaka olur bu. Sevabını ancak Allah Teâlâ’nın bilebileceği kadar büyük bir kazanç kapısı olur. Fakat büyük bir kazancın büyük riskleri de olabileceğini anlamamız gerekir. Haber bültenlerindeki manzaralardan etkilenip duygusal kararlar vermek ve sonra da gevşemek vebale girmek olabilir. İyi düşünmek ve güzel karar vermek gerekir. Allah Teâlâ hepimizi güzel işlere muvaffak kılsın. Ümmetimizin çocuklarını zayi olmaktan muhafaza buyursun. Âmîn.
Selamünaleyküm. Bir babanın ardından paylaşılan malda erkek iki hisse kız bir hisse alacak şekilde paylaşım yapılır. Mevcut kanunlar bunu eşit bir şekilde paylaştırmaktadır. Erkekler, kız kardeşlerine bunu helal ederlerse sakınca olmaz ama erkekler, Kur'an'ın emrine göre olması gerektiğini hatırlatır ve haklarını talep ederlerse kızlar, kanun gereği aldıkları fazlalığı iade etmek durumunda olurlar. İade etmezlerse o kısmı haram yemiş olurlar. Bunun dışında erkek veya kadın, herkes elindeki helal malı harcamakta serbesttir. Kadınların (veya kızların) malını nasıl harcadıkları sorulmaz. Yeter ki helal gelmiş ve helal yere harcanmış bir mal olsun.
Ablanız babanıza para verirken 'BORÇ' verdiğini belirterek, babanız da 'BORÇ' olarak almamış ise bu bir babaya hibe durumundadır. Anlaşılan da sonuç böyle çıkacaktır. Bir borç sözleşmesi söz konusu ise o takdirde babanız aldığını geri verecektir. Bu durumda borç değil de kızın parasını babaya vermesi şeklinde bir anlayış ortada olduğundan babanızın yaptığında bir zulüm vardır ama ablanızın ahiretini tehlikeye atmamasını tavsiye ederim. Eğer babanız buradaki haksızlığa göz yumuyorsa işi ahirete havale ediyor demektir. Ablanız alacağını orada alsın, daha kârlı olur. Allah'a emanet olun.
Bu sorunun böyle uzaktan çözülmesi mümkün durmuyor. Sizin muhakkak bir mirasınız vardı ama sizin reddi miras yapmanız da sizin bir hatanız olmuş. Şu anda yapacak bir şey yoksa ve siz de düzlüğe çıkmış iseniz unutun gerisini gitsin.
anne baba konusundaki diğer fetvalar
1- Kesinlikle o yaptıklarınızın pişmanlığını hissediyorsanız tövbe edin. Çok defalar tövbe edin. 2- Asla tekrarını yapmayın. Sinirlendi vesaire olmasın. 3- Onlara özürler beyan edin. Ellerini ayaklarını öpün. Kovarlarsa tekrar öpün. Tekrar yalvarın, tekrar öpün. Yumuşayıncaya kadar. 4- Yeni aşırılıklar yapmıyorsanız ve onlar sizi bağışladı ise bir sorun yok. Önemli olan, onların sizinle ilgili son kanaatleridir. Şeytan sizi, iyi bir iş yapıyormuş gibi oyalamasın. Hemen yuva kurma planları yapın, çekinmeyin.
Selamünaleyküm. Yıkarak yapmanızı size kimse tavsiye edemez. Siz, bir geçmişi silmesinin hata olacağını bilmelisiniz. Eğer annesiyle, dedesiyle yirmi yıllık geçmişini silebliyorsa, aklen şunu düşünmeniz gerekir: Sizinle olacak beş yılını da silip sizi mahkemeye vererek terk edemez mi? Mesela bunu düşünün. Yıkmadan yapma yolunu ısrarla sürdürün. Biraz daha bekleyin. Israrı da o yapsın siz yapmayın. Ailenin diğer büyüklerini devreye soksun.
Her halükârda fakir olan kardeşe zekât verilebilir. Kendisi mal teslim edilecek durumda değilse velisine teslim edilir. Allah'a emanet olun.
Nasıl namaz herkesin kendisine ait bir görev ise anne baba görevi de herkesin kendine ait bir görevdir. Kim cenneti kazanmak istiyorsa bu görevi yerine getirir. Büyük küçük yok, mü'min olmak veya olmamak var. Allah kolay etsin.
Eşinizinki anlayışsızlık ya da kadın inadı olarak yorumlanabilir. Ama sizin ki de pek akıllıca bir iş değil doğrusu. Aileyi basit bir tartışmaya kurban veriyorsunuz. Daha basiretli davranmanız gerekirdi. Nefsinize alet olmamalısınız. Allah'a emanet olun.
Sadece şunu bilin, iman edin: Onlar size yetecek ve cennette beraber olacaksınız; gerisini boş verin. Allah'a emanet olun.