Fetva Meclisi
Soru
Hocam baba evladına daire ve benzeri şeyler verirken adil olması gerekir diye biliyoruz. Bizim annemiz bize mal vermek istiyor. Anne de baba gibi adi davranmak zorunda mıdır? Benim annem kardeşlerimiz arasında onların eşlerini beğenmesini esas alarak bir dağıtım yapmak istiyor, bunda bir sakınca var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Baba evladına verirken adil olmak zorundadır. Adil olmazsa vebale girer. Çocuklar babanın farklı verme şeklindeki uygulamasından memnun iseler bir şikâyetleri yoksa bunun dinen de bir sakıncası olmaz. Çocuklardan birinin babaya veya anneye karşı asi olması gibi yaptığı haram bir durumu cezalandırmak için babanın yaptığı bu iş yapılan uygulamayı haram bir iş olmaktan çıkarır, baba yanlış iş yapmış olmaz. Böyle bir haklı cezalandırma olmadan babanın yapacağı farklı uygulamayı evlatları en azından babalarının vefatı üzerine yeniden mirasa göre paylaşmaları tavsiye edilen bir iş olur. Onların ve babalarının ahiret açısından doğru olan odur.
Evlatları aç veya açıkta kalmış ise zengin baba destek çıkmalıdır. Aksi takdirde baba çocuklarına kendi servetini veya bir kısmını vermek zorunda değildir. Evlat yine de babasına karşı sorumluluğunu yitirmeden saygılı olmalıdır. Sabırlı olun, dua edin. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Bu gerekçeler çalmak için yeterli değildir. Bu bir çalmadır.
Sen, babana karşı bir kusur işleme, iyi bir çocuk gibi davranmaya çalış. O beddua etse de sana zararı olmaz. Sen evlenene kadar da yaşaman için gerekli masrafları da yapmak zorundadır, onları da haram etmek hakkı değildir.
Selamünaleyküm. 1-Zalime destek olmak da zulümdür. Her zulüm haramdır. 2-Bizim bir işimiz, ticaretimiz bir zalime destek olacaksa elbette onu yapamayız. 3-Alternatifsiz kaldığımız işlerde ise Allah’ın affına sığınırız, çaresizliğimizi O’na havale ederiz.
Ailede böyle bir konu iddialaşmaya kaydı ise aile rahatsız demektir. Keşke bir tartışma ortamı oluşmadan bunu çözmüş olsa idiniz. Zira bu tartışmanın ne haklısı vardır ne de haksızı; iki taraf da haklıdır, ikisinin de muhatabı alacaklıdır. İki elin bir araya gelince ses vermeleri gibi bir durumdur bu. Netice olarak erkek, eşi istemese bile ona hizmetçi tutmalıdır. Yeter ki, gücü buna yetsin. Kadın da şu fani dünyada onun için en büyük şeref olan doğurup anne olmayı eşine baskı yaparak istiyor olmalıdır. İkisi de tartışarak kaybediyor bunların. Acilen bir adım geri gelmeliler ve eve yeni bir bebek ve bir hizmetçi getirmelidirler.
adalet konusundaki diğer fetvalar
Size arkadaşlarınızı terk edin veya etmeyin dememize gerek yok, siz ateşin eteklerinizi nasıl kavradığını görmüşsünüz. Allah Teâlâ sizi de bizi de cennetlik kullarından etsin. Samimi ifadelerinize binaen size cennet ve kadın ifadelerinin nasıl kesiştiğini maddeler halinde özetlemeye çalışayım: Mü'min şuna iman eden insandır: Allah’ın adaleti tamdır. Allah kullarına asla zulmetmez, hiç zulmetmez. Allah HAKÎMDİR/her şeyi yerli yerinde yapar. Allah RAHÎMDİR/kullarına onların hak ettiğinden fazlası ile rahmet eder. Allah Teâlâ cenneti mü'min olan erkek ve kadın kullarına vaat etti. Cennet erkek ve kadın için ortak vaat ise cennetteki bütün nimetler de erkek ve kadına ortak vaattir. Âl-i İmran, 195; Nisa, 124; Nahl, 97; Ğafir,40; Tevbe72; Ahzab, 35; Feth, 5; Hadid, 12 âyetleri incelendiğinde bu büyük hakikat çok rahat anlaşılacaktır. Cennette en büyük nimet, nimetlerin sultanı Allah Teâlâ’yı görmektir. Bunda da mü'min cennetlik kadınlar erkeklerle aynıdırlar. Asıl olan cennete girebilmektir. Mü'min, cennet gibi bir nimete erdikten sonra oradaki bir meyve ağacına, kime ne fazla verildiğine takılıp kalabilir mi? Ebedi cennet hayatının yanında nedir konuşulmaya değer olabilecek? Şeytanın insanı imandan çıkarma hamlesinin bu kadar açık başka bir örneği olabilir mi? Mesela erkeklere huriler vaat edildi; huri vaadi olmasa idi erkekler ibadet etmeyecek, şehit olmak için gayret etmeyecek miydi? Cennete girmek, Allah’tan razı olmak için yeterlidir. Allah razı olmuş cennete koymuştur, kul da cennete girince razı olmuştur. Bunun ötesinde hangi söz konuşmaya değer bir söz olabilir? Üzüntünün olmadığı diyar olan cennette kime ne verildiği mi dert olacak mü'min kadına? Eyvahlar olsun ki, mü'min kadınlar cennette bulaşık yıkayacaklarını, çamaşırları onların kurutacağını, misafirleri gelince yorulacaklarını, erkeklerin onları ezebileceğini zannediyorlar! Eyvahlar olsun, mü'min kadınlar cenneti yazlık yeri zannediyorlar, eyvahlar olsun! Şu da bilinmelidir ki: Allah Teâlâ erkeklere neler vereceğini yazdı kitabında ama cennetlik mü'min kadınlara erkeklere vaat ettiğinin muadilini yazmadı. Neden? Çünkü mü'min kadınlar hayâ sahibidirler, onların adına benzer şeylerin zikredilmesi onları hayâları nedeniyle incitebilir. Onların ödüllerini o muhteşem güne sakladı Allah. Şimdi ise Müslüman kadınlar ne konuşuyor, eyvah hâlimize demeyelim mi bacım?
Dinimize göre hediyeleşmek mendub bir iştir yani hoş görülmüş ve teşvik edilmiştir. Hediyeleşmenin ana gayesi de insanlar arasındaki muhabbet ve sosyal ilişkilerin güçlenmesi olmalıdır. Hediyeleşmeye mahsus hükümler de vardır. Hediyeleşmek bir veren bir de alanın bulunması ile mümkündür. Kendisine hediye verilen verileni almadıkça hediye gerçekleşmez. Çağdaş teslim yöntemleri ile de hediyeleşme gerçekleşebilir. İnsan kendisine ait olanı hediye edebilir. Başkasının malından veya kamu malından hediye verilemez. Hediyenin de dinen mal kabul edilebilir bir şey olması gerekir. Borçlu alacaklıya hediye veremez, aksi olabilir yani alacaklı borçluya hediye verebilir. Baba ve annenin çocuklarına vereceği hediyelerde adaleti gözetmesi gerekir. Müslüman kâfire kâfir Müslüman’a dinen sakıncalı olmayan bir nesne olmak kaydı ile hediye verebilir. Kâfirlerin dini bayram ve günlerinde onlara hediye vermek veya o güne mahsus hediyelerini kabul etmek caiz değildir. Ancak onlardan gelecek bir hediye de din ve itikatlarına teşvik nitelikle bir durum oluşmuyorsa hediyeleri alınabilir. Nişanlılar arasındaki hediyeler ayrılma durumunda geri istenebilir. Tüketilen bir şey ise o istenmez. Eşlerin birbirlerine verdikleri hediyelerde daha sonra geri almak yoktur. Belli bir imza yetkisi taşıyan memur ve yöneticilerin makamlarında bulundukları sürece hediye alması genel olarak sakıncalı görülmüştür.
Baba, çocuklarından birine borç verdiğinde o borcu silebilmesi için diğer çocuklarının rızası gerekir. Çünkü bu bir hibedir, hibede adalet gerekir. Babanın dardaki çocuğuna yardımcı olması ise bir nafakadır. Nafaka ihtiyaca göre verilir. Mesela evlenen çocuğuna yardım etmesi babalığı gereğidir. Okula giden çocuğuna çanta alması gibi kabul ederiz. Ev almadaki borç ise sadece borçtur, geri alınacaktır, alınmazsa herkese aynısı verilmelidir.
Yapay zekâ kullanılırken: Doğruluk, Vefa, Helal olmak, İnsana eziyet etmemek, Adalet, Haktan yana olmak, Ahiretteki hesabı dikkate almak, Zamanın değerini takdir etme, Ahlâk ve Kul hakkı hassasiyeti üzerine kullanılmalıdır.
Yapay zekâ veya başka bir teknolojik gelişme iş gücü, işçi, işveren çerçevelerini daraltabilir veya genişletebilir. Bu nedenle insanlığın önündeki teknoloji nimetini ihmal etmesi gerekmez. Bu gelişme beraberinde işçilerin aleyhine bir iş daraltması getiriyorsa başka bir gelişme de yeni yeni iş alanları oluşturuyordur. İnsan oturmakla değil çalışıp üretmekle yükümlüdür. Bir hayat mücadelesi yapıyoruz. Bu mücadelede sıkıştığımız yerde teslim olmak hakkımız değildir. Kendimize yeni alanlar açmak ve sürekli bir nokta daha ilerisini hedeflemek durumundayız. Müslümanlığımız bunu gerektiriyor. Şüphesi bireylerden çok devletlerin bu gelişmeye karşı vatandaşlarını kollamaları gerekecektir. Bireyler bu alanda daha sınırlı ve yetkisiz durumdadırlar.
Allah yardımcınız olsun. Mesleğiniz bıçak sırtı denebilecek bir zeminde duruyor. Kanaatim odur ki: Sizin mesleğinizde yüzde yüz adalet neredeyse mümkün değildir. Bu nedenle iki ölçüyü ve bir temel prensibi kaçırmayacaksınız. Bilerek yanlış yapmayın. Siz bir memur olduğunuza göre amirinizin emrine uyun. Bu iki ölçü sizin için biiznillah kurtuluştur. Temel prensibiniz de şu olacak: Allah’ın açık emirlerinden bir emri, yasaklarından bir yasağı çiğnemeyeceksiniz. Mesela masum olduğunu bildiğiniz bir insanı öldürmek, malına haksız yere el koymak gibi bir işi yapmayın. Bunların haricinde yaptığınız iş neticede bir memurluktur ve memurluğun hangi türü olursa olsun bir riskler yumağıdır. Allah Teâlâ sizi muhafaza buyursun.