Fetva Meclisi
Soru
Hocam yapay zekânın iş gücü piyasasında yarattığı değişiklikler ve otomasyonun etkileri, İslam’da işçi hakları ve adil çalışma koşulları açısından nasıl değerlendirilebilir?
Cevap
Benzer fetvalar
Yapay zekâ Allah Teâlâ’nın insana lütfettiği en büyük nimetlerden biri olacağa benziyor. Henüz tam yaygınlaşmamış ise de çok geçmeden hayatımızın bir parçası olabileceğini umuyoruz. Şunu bilmeliyiz: Allah Teâlâ’nın hiçbir nimeti sıfır sorunlu değildir. Her nimet beraberinde belli sorunlar da getirir. Müslüman iyiden kötüyü ayıran biri olduğu gibi iyinin en iyisini, kötünün de en az zararlısını ayırabilen insandır. Teknolojiyi kullanmakla ona esir olmak arasında bir denge kurulamadığı sürece kendimizi zarar ediyor kabul etmeliyiz. Yapay zekânın dine hizmette özellikle de hoca durumunda olanlar tarafından muhakkak kullanılması gerekir ama bu kullanma bizi asıl vazifemizden uzaklaştırmadan olmalıdır. Yapay zekâ, dine hizmette vakit tasarrufu, kaynak çokluğu, dil farkı engelini kaldırma gibi fırsatlar getirebilir. Daha çok insana ulaşma, yöre farklarının insana ulaşmada engel olmasını giderme, başka tecrübelerden daha çok istifade etmeyi de beraberinde getirecektir biiznillah. Yapay zekâ kullanımı bizi ana çizgimizden uzaklaştırmamalıdır. Bunun için de yapay zekâ kullanırken: İhlasımızın erimemesine, Onunla yaptığımız işin şeriatımıza uygunluğuna, Yapay zekânın kullanılması bir başka sakıncaya neden olmamasına, Yapay zekâ kullanmanın işimizde kaliteye vesile olmasına, Yapay zekâ ile insanların anlama düzeyini aşarak iş yapıp gayemizi yitirmemeye, Özellikle telif hakkı gibi hakları kollamaya özen göstermeye dikkat edilmelidir.
Bu tam anlamıyla bir KUL HAKKI ihlalidir. Kul hakkı dünyada suçtur ahirette ateştir. Cehennem Allah’a şirkten sonra en çok kul hakkı sorunu olanlarla dolacaktır. Mü'min insan asla kul hakkı olan bir işi yapmaz. Bu espri için de olsa aynıdır. Zamanımızın getirdiği her şeyi almak ve benimsemek zorunda değiliz. Teknoloji veya başka bir gelişme bizim için zarar veriyorsa ya da bir bölümü zarar veriyorsa ona karşı tavrımız olmalıdır. İmanımız bizi buna sevk etmelidir.
Teknolojinin baş döndürücü gelişmesini ne küçümseriz ne de abartırız. Neticede Allah'ın verdiği aklı kullandıkça insan ilerleyecektir. Her şey Allah'ın mülkünde ve onun izni ile gerçekleşiyor. Bugünkünden çok daha büyük ve akıl uçurtacak gelişmeler de olacaktır. Dünyanın ömrü uzadıkça bu gelişmeler beklenmelidir. Biz Müslümanlar olarak teknolojiyi geriden izleme hakkına sahip değiliz. Dünyanın en yüksek teknolojisi ne ise ona sahip olmaktan önce onu bizim icat edip sahiplenmemiz gerekir. Çocuklarımızın bu anlayışla yetiştirilmeleri bir nevi cihadımız da olabilir. Müslüman kimliğimizi koruyabildiğimiz sürece bu bir cihat işlevi görür. Şu kadar ki, her çocuk her alanda başarılı olamaz. Çocuklarımızın kabiliyet ve becerilerine dikkat ederek onları yönlendirmeliyiz. Bunu da anne baba değil uzmanı olanlar yapmalıdırlar. Bizim isteklerimize esir edilmiş çocuklar yetiştirmemiz beraberinde onları kaybetmeyi veya umulanın gerisinde kalmalarını getirebilir. Buna dikkat edelim.
Şu dünya hayatında insanın önünde bulunan her şey bir fırsattır. Bu fırsat dairesine yılan bile dâhildir. Yılan bile insan için onu faydalı bir işte kullanmaya yönelik projede değerlendirmek veya yılandan zehirlenmek arasında bir tercihi vardır. Teknolojik gelişmeler de böyledir. İnsan onu kendisi ve yaşadığı evren için yararlı pozisyonda kullanmak veya günümüzde olduğu gibi insanı kendi ürettiği teknolojinin harap ettiği bir mahlûka dönüştürmek arasında kötü bir tercihe mahkûm bırakılmıştır. Bugün gelinen noktanın özeti budur. İnsan ürettiği teknoloji ile kendi hemcinsini bile parçalayabilecek bir canavara dönüşmüştür. En basit örneklerden biri olarak bugün, mutfaklarda veya ofislerde kullanılan pek çok yararlı eşyanın aslında askeri maksatlarla üretildiğini ama zamanı geçince ya da rakipler de benzerini üretince sivil kullanıma verildiğini ne yazık ki gözlerimizle müşahede ediyoruz. İlaç sektöründe de benzer şeyden söz edilebilir. İnsan ürettiği ile insanlığını geliştirmeli ama ilahlaşmaya kalkışmamalıdır. Dinsiz ve ahlâksız bir teknolojinin sonunda nereye götürebileceğini çok açık bir şekilde izliyoruz.
Mevcut teknik gelişmeler ve bundan önceki gelişmeler konusunda Müslüman olarak şöyle düşünürüz: Bir harama ve çirkinliğe hizmet etmek için üretilenleri dışında insanın elinde gelişen her ne varsa o, dinimizin mubah gördükleri arasındadır. İnsanların bu tür gelişmeleri sahiplenmeleri veya daha ileriye götürmek için gayret etmeleri de Allah’ın nimetlerine sahip olmak gibi görülmelidir. Müslüman olarak bizim yapay zekâ veya benzeri bir teknoloji ile direk ters düşmemizi gerektiren bir ayet veya hadis yoktur. Aksine bunları mubah sınırları içinde kullanmamız gereken ve ahirette hesabını vereceğimiz nimetler olarak görmeliyiz. Bazı hadislerde bugünkü gelişmelere dolaylı olarak da olsa işaret eden ifadeler bulunmaktadır. Tirmizi ve Ahmed bin Hanbel’in rivayet ettiği bir hadis şöyledir: ‘Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, vahşi hayvanlar insanlarla konuşmadıkça kıyamet kopmaz. O kadar ki kişiye kamçısının ucu, terlik kayışı konuşur. Uyluğu ondan sonra evde olanlardan kendisine haber verir.’ Bu veya benzeri hadisleri kıyametten önce nelerin gelişebileceğine dair bir uyarı olarak görmemiz gerekir ama her gelişmeyi de ‘işte bu hadiste geçen bilgi budur’ şeklinde acele ile yorumlamamız isabetli olmayabilir. Gelişmeler içinde bizi mubah sınırlarında bırakanlarını sahiplenir gerisini de ihtiyatla karşılarız.
Kıyamet günü Rabbimizin huzurunda hesap vereceğimiz şeyin adı yaşadığımız hayatımız, geçirdiğimiz saatlerimiz, ürettiğimiz işlerimizdir. Bizim imzamızla ortaya çıkmış bir şey kesinlikle bizim hesap gündemimizde olacaktır. O işi mekanik bir sistemle veya manüel bir sistemle yapmış olmamız ya da yapay zekâyı kullanarak yaptırmış olmamız Allah katındaki hesap açısından bir şey değiştirmiyor. Meseleye böyle bakmamız gerekiyor. Bunun özeti şudur: Biz Allah’a ve ahiret gününde yaptıklarımızın hesabını vermeye iman ettik. Elhamdülillah. Yeryüzünde tek başına yaşamamızla bizi gözetleyen yüzlerce denetçi ile beraber yaşamamız arasında bizim açımızdan bir fark olmamalıdır. Bizim denetçimiz yüreğimizdedir.
adalet konusundaki diğer fetvalar
Yapay zekâ kullanılırken: Doğruluk, Vefa, Helal olmak, İnsana eziyet etmemek, Adalet, Haktan yana olmak, Ahiretteki hesabı dikkate almak, Zamanın değerini takdir etme, Ahlâk ve Kul hakkı hassasiyeti üzerine kullanılmalıdır.
Babanın bakmakla yükümlü olduğu bekâr çocuklarıyla umreye gitmesi diğer evli çocuklarına karşı bir haksızlık sayılmaz. Babanın evlenmiş, yuvalarını ayırmış çocuklarına bu tür özel harcamalar yapma sorumluluğu yoktur. Yalnız baba evindeki çocuğuna kayda değer mal verirse bu adaletsizlik olur. https://fetvameclisi.com/fetva/577-cocuklara-harcama-yaparken-esit-mi-yoksa-adaletli-davranmak-mi-gerekir
Anne de baba gibi verirken adil olmak zorundadır. Gelinlerini beğenmesine göre bir tercih yaparsa zulmetmiş olur. Zulmü de haramdır.
Size arkadaşlarınızı terk edin veya etmeyin dememize gerek yok, siz ateşin eteklerinizi nasıl kavradığını görmüşsünüz. Allah Teâlâ sizi de bizi de cennetlik kullarından etsin. Samimi ifadelerinize binaen size cennet ve kadın ifadelerinin nasıl kesiştiğini maddeler halinde özetlemeye çalışayım: Mü'min şuna iman eden insandır: Allah’ın adaleti tamdır. Allah kullarına asla zulmetmez, hiç zulmetmez. Allah HAKÎMDİR/her şeyi yerli yerinde yapar. Allah RAHÎMDİR/kullarına onların hak ettiğinden fazlası ile rahmet eder. Allah Teâlâ cenneti mü'min olan erkek ve kadın kullarına vaat etti. Cennet erkek ve kadın için ortak vaat ise cennetteki bütün nimetler de erkek ve kadına ortak vaattir. Âl-i İmran, 195; Nisa, 124; Nahl, 97; Ğafir,40; Tevbe72; Ahzab, 35; Feth, 5; Hadid, 12 âyetleri incelendiğinde bu büyük hakikat çok rahat anlaşılacaktır. Cennette en büyük nimet, nimetlerin sultanı Allah Teâlâ’yı görmektir. Bunda da mü'min cennetlik kadınlar erkeklerle aynıdırlar. Asıl olan cennete girebilmektir. Mü'min, cennet gibi bir nimete erdikten sonra oradaki bir meyve ağacına, kime ne fazla verildiğine takılıp kalabilir mi? Ebedi cennet hayatının yanında nedir konuşulmaya değer olabilecek? Şeytanın insanı imandan çıkarma hamlesinin bu kadar açık başka bir örneği olabilir mi? Mesela erkeklere huriler vaat edildi; huri vaadi olmasa idi erkekler ibadet etmeyecek, şehit olmak için gayret etmeyecek miydi? Cennete girmek, Allah’tan razı olmak için yeterlidir. Allah razı olmuş cennete koymuştur, kul da cennete girince razı olmuştur. Bunun ötesinde hangi söz konuşmaya değer bir söz olabilir? Üzüntünün olmadığı diyar olan cennette kime ne verildiği mi dert olacak mü'min kadına? Eyvahlar olsun ki, mü'min kadınlar cennette bulaşık yıkayacaklarını, çamaşırları onların kurutacağını, misafirleri gelince yorulacaklarını, erkeklerin onları ezebileceğini zannediyorlar! Eyvahlar olsun, mü'min kadınlar cenneti yazlık yeri zannediyorlar, eyvahlar olsun! Şu da bilinmelidir ki: Allah Teâlâ erkeklere neler vereceğini yazdı kitabında ama cennetlik mü'min kadınlara erkeklere vaat ettiğinin muadilini yazmadı. Neden? Çünkü mü'min kadınlar hayâ sahibidirler, onların adına benzer şeylerin zikredilmesi onları hayâları nedeniyle incitebilir. Onların ödüllerini o muhteşem güne sakladı Allah. Şimdi ise Müslüman kadınlar ne konuşuyor, eyvah hâlimize demeyelim mi bacım?
Dinimize göre hediyeleşmek mendub bir iştir yani hoş görülmüş ve teşvik edilmiştir. Hediyeleşmenin ana gayesi de insanlar arasındaki muhabbet ve sosyal ilişkilerin güçlenmesi olmalıdır. Hediyeleşmeye mahsus hükümler de vardır. Hediyeleşmek bir veren bir de alanın bulunması ile mümkündür. Kendisine hediye verilen verileni almadıkça hediye gerçekleşmez. Çağdaş teslim yöntemleri ile de hediyeleşme gerçekleşebilir. İnsan kendisine ait olanı hediye edebilir. Başkasının malından veya kamu malından hediye verilemez. Hediyenin de dinen mal kabul edilebilir bir şey olması gerekir. Borçlu alacaklıya hediye veremez, aksi olabilir yani alacaklı borçluya hediye verebilir. Baba ve annenin çocuklarına vereceği hediyelerde adaleti gözetmesi gerekir. Müslüman kâfire kâfir Müslüman’a dinen sakıncalı olmayan bir nesne olmak kaydı ile hediye verebilir. Kâfirlerin dini bayram ve günlerinde onlara hediye vermek veya o güne mahsus hediyelerini kabul etmek caiz değildir. Ancak onlardan gelecek bir hediye de din ve itikatlarına teşvik nitelikle bir durum oluşmuyorsa hediyeleri alınabilir. Nişanlılar arasındaki hediyeler ayrılma durumunda geri istenebilir. Tüketilen bir şey ise o istenmez. Eşlerin birbirlerine verdikleri hediyelerde daha sonra geri almak yoktur. Belli bir imza yetkisi taşıyan memur ve yöneticilerin makamlarında bulundukları sürece hediye alması genel olarak sakıncalı görülmüştür.
Baba, çocuklarından birine borç verdiğinde o borcu silebilmesi için diğer çocuklarının rızası gerekir. Çünkü bu bir hibedir, hibede adalet gerekir. Babanın dardaki çocuğuna yardımcı olması ise bir nafakadır. Nafaka ihtiyaca göre verilir. Mesela evlenen çocuğuna yardım etmesi babalığı gereğidir. Okula giden çocuğuna çanta alması gibi kabul ederiz. Ev almadaki borç ise sadece borçtur, geri alınacaktır, alınmazsa herkese aynısı verilmelidir.