Fetva Meclisi
Soru
Hocam hediyeleşmenin dinimize göre durumu nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Hediyeleşmek insan hayatının renklerinden biridir. İnsanlar maddi varlıklar, manevi değerler üzerinden hediyeleşirler. Tatlı bir söz de bir nevi hediyedir. Hediye hayatın içinde önemli bir yer tuttuğuna göre dinimizin de onunla alakalı hükümleri muhakkak olacaktır. Dinimiz bizi, hiçbir noktada boşlukta bırakmamıştır. 1- Hediye helal olan bir şeyle gerçekleşmelidir. Yiyecekten giyeceğe kadar helal olmayan bir şey hediye olarak verilmez. Müslüman ne öyle bir hediye verir ne de onu kabul eder. 2- Memurların veya bir imza yetkisi ile bir koltukta oturanların hediye almaları haramdır. O hediyeyi sorunsuz bir hediye yapmaları zordur. 3- Alacaklının borçludan hediye alması da caiz görülmemiştir. Borç veren, Allah için bir iş yapmıştır, karşılığında bir hediye almamalıdır. 4- Dine zarar veren bir etki oluşturmayacaksa sadece ticari ilişkilerden veya sosyal bağlantılardan kaynaklanıyorsa kâfirlerden hediye alınabilir, onlara hediye verilebilir. Yine de bu tür bir hediyeleşmeye ihtiyatlı yanaşmak evla olandır. 5- Hediyeler gerçekçi ve kişiliği temsil eder nitelikte olmalıdır; - İsraf olmayan, - Abartı taşımayan, - İşe yarar, - Minnet altında tutmayan, din ve öz kültürü yansıtan hediyeler tercih edilmelidir.
Kural şöyledir: Müslüman, istemeden, beklenti içinde olmadan kendisine verilen hediyeyi alır. Bunda bir sakınca yoktur. Hediyeleşmek Müslümanlar arasında bir sünnet uygulamasıdır. Genel kural böyledir. Sizin durumunuzda ise şu noktalara dikkat etmelisiniz: a- Siz sürekli “hediye alan” durumda olduğunuzda ezileceksiniz. İyi niyetle bugün size getirip hediye verenler yarın bunun bedelini en azından onların münker bir işine sessiz kalma olarak bekleyebileceklerdir. Sürekli alan biri için görünen sonuç budur. Siz hediye vermeye kalksanız kime ne kadar vereceksiniz? b- Eğer hediye yaptığınız bir iş için mesela çocuğuna Kur'an öğrettiğiniz için size verilse yine durum böyledir, biraz daha da ağırlaşmış demektir. Maaş aldığınız bir iş için hediye almış duruma düşmüş olursunuz. Aynı zamanda yaptığınız işte ihlasınız da etkilenecektir. c- Size hediye verenlere güzel teşekkürler edin, memnuniyetinizi beyan edin. Karşılık hediye verebildiklerinize siz de hediye verin. Bu durumu çok da istemediğinizi hissettirin onlara. Özellikle de insanların önünde size hediye getirenlere karşı bu inceliği muhakkak gösterin. Allah yardımcınız olsun. Bulunduğunuz noktada Peygamber aleyhisselamın makamını temsil etmektesiniz. En küçük hatanız bile insanların en büyük hatalarına gerekçe yapılabilir. Allah mübarek etsin işinizi.
Bir kere, içeriği helal olduğu sürece Müslüman olmayanlarla hediyeleşmede bir sakınca yoktur. Müslüman olan veya olmayan ayırmadan sosyal ilişkilerimizi sürdürebiliriz/sürdürmeliyiz de. Yeter ki içeriği helal olsun ve bir harama kapı aralamak için verilmiş/alınmış olmasın. Bunu böyle tespit edelim. Doktor, kendisine verilen hediye ile hastaya olan alakasını daha hasta lehine olacak şekilde değiştiriyorsa bu hediye sakıncalıdır. Özellikle de devlet hastanelerindeki doktorların “hediye öncesi ve sonrası” denebilecek muhtemel tavırları, söz konusu hediyenin helal olmayacağını gösterebilir. Bunun için şöyle bir kural oluşturabiliriz: Doktorun hasta üzerindeki işlemi bittikten sonra hastanın vereceği hediye sıradan bir hediye kabul edilebilir. Doktorun bir beklentisi yokken ona verilen hediye, doktorun tavrını da değiştirmiyorsa yani doktor olarak yapması gerekeni zaten yapıyorsa mesela o hastaya haksız olarak öncelik tanımıyorsa böyle bir hediyeyi normal kabul edebiliriz. Özellikle devlet görevlisi doktorların ve benzeri etkin meslek sahiplerinin hediye kabulünü esastan kaldırabilmeleri ise takvaya yakın olan daha güzel bir uygulama olur. Allah yardımcınız olsun.
Karşılıklı olarak hediyeleşmek insanlar arasında sevgi ve saygının oluşmasına katkı sağlar. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), “Hediyeleşin ki aranızdaki sevgi artsın.” (Muvatta’, Hüsnü’l-huluk, 16) buyurmuştur. Ancak yetkili makamlarda bulunan kişilerin, bu göreve gelmeden önce aralarında hediyeleşme âdeti olmayan kişilerden her ne ad altında olursa olsun; hediye ve bağış kabul etmeleri caiz değildir. Zira bu durum, rüşvet olarak değerlendirilebilir. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/103; Mevsılî, el-İhtiyâr, 2/86) Hz. Peygamber (s.a.s.), idari makamlarda bulunanlara verilen hediyelerle ilgili olarak; “Yetkililerin aldığı hediyeler, ganimetten aşırmak (kamu malını zimmetine geçirmek) gibidir.” (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 10/233 [20474]) buyurmuştur. Yine Resûlullah (s.a.s.), zekât toplamakla görevlendirdiği memurunun hediye aldığını işittiğinde; “Benim gönderdiğim bir görevliye ne oluyor ki: ‘Bu zekât malıdır; bu da bana hediye edilmiştir.’ demektedir! Bu kişi babasının (yahut anasının) evinde oturup kalsa, acaba kendisine hediye verilir miydi? Allah’a yemin ederim ki, sizden biriniz o zekât malından bir şey alırsa kıyamet gününe o malı boynunda taşıyarak gelecektir.” (Müslim, İmâre, 26 [1832]; bk. Buhârî, Eymân, 3 [6636]) buyurarak, kişinin yetkili bir makamda bulunmasından dolayı hediye almasının caiz olmadığını ifade etmiştir.
Selamünaleyküm. İlke olarak o hediyeler alınabilir ama onların hediye verme maksadı olan memuru gevşetme, sizi ne kadar etkileyecek ona bakın. Kendinize güvenemiyorsanız almayın, kalbiniz rahat etsin.
- Söz konusu hediye kâfirlerin dini günleri için kesilmiş bir hayvan eti ise, - Özü haram bir nesne ise (mesela alkol), - Onların dinini sembolize eden bir nesne ise o hediyenin kabul edilmesi caiz olmaz. Bunun haricindeki hediyeler kabul edilebilir. Kâfirlerle karşılıklı hediyeleşilebilir.
adalet konusundaki diğer fetvalar
Baba, çocuklarından birine borç verdiğinde o borcu silebilmesi için diğer çocuklarının rızası gerekir. Çünkü bu bir hibedir, hibede adalet gerekir. Babanın dardaki çocuğuna yardımcı olması ise bir nafakadır. Nafaka ihtiyaca göre verilir. Mesela evlenen çocuğuna yardım etmesi babalığı gereğidir. Okula giden çocuğuna çanta alması gibi kabul ederiz. Ev almadaki borç ise sadece borçtur, geri alınacaktır, alınmazsa herkese aynısı verilmelidir.
Size arkadaşlarınızı terk edin veya etmeyin dememize gerek yok, siz ateşin eteklerinizi nasıl kavradığını görmüşsünüz. Allah Teâlâ sizi de bizi de cennetlik kullarından etsin. Samimi ifadelerinize binaen size cennet ve kadın ifadelerinin nasıl kesiştiğini maddeler halinde özetlemeye çalışayım: Mü'min şuna iman eden insandır: Allah’ın adaleti tamdır. Allah kullarına asla zulmetmez, hiç zulmetmez. Allah HAKÎMDİR/her şeyi yerli yerinde yapar. Allah RAHÎMDİR/kullarına onların hak ettiğinden fazlası ile rahmet eder. Allah Teâlâ cenneti mü'min olan erkek ve kadın kullarına vaat etti. Cennet erkek ve kadın için ortak vaat ise cennetteki bütün nimetler de erkek ve kadına ortak vaattir. Âl-i İmran, 195; Nisa, 124; Nahl, 97; Ğafir,40; Tevbe72; Ahzab, 35; Feth, 5; Hadid, 12 âyetleri incelendiğinde bu büyük hakikat çok rahat anlaşılacaktır. Cennette en büyük nimet, nimetlerin sultanı Allah Teâlâ’yı görmektir. Bunda da mü'min cennetlik kadınlar erkeklerle aynıdırlar. Asıl olan cennete girebilmektir. Mü'min, cennet gibi bir nimete erdikten sonra oradaki bir meyve ağacına, kime ne fazla verildiğine takılıp kalabilir mi? Ebedi cennet hayatının yanında nedir konuşulmaya değer olabilecek? Şeytanın insanı imandan çıkarma hamlesinin bu kadar açık başka bir örneği olabilir mi? Mesela erkeklere huriler vaat edildi; huri vaadi olmasa idi erkekler ibadet etmeyecek, şehit olmak için gayret etmeyecek miydi? Cennete girmek, Allah’tan razı olmak için yeterlidir. Allah razı olmuş cennete koymuştur, kul da cennete girince razı olmuştur. Bunun ötesinde hangi söz konuşmaya değer bir söz olabilir? Üzüntünün olmadığı diyar olan cennette kime ne verildiği mi dert olacak mü'min kadına? Eyvahlar olsun ki, mü'min kadınlar cennette bulaşık yıkayacaklarını, çamaşırları onların kurutacağını, misafirleri gelince yorulacaklarını, erkeklerin onları ezebileceğini zannediyorlar! Eyvahlar olsun, mü'min kadınlar cenneti yazlık yeri zannediyorlar, eyvahlar olsun! Şu da bilinmelidir ki: Allah Teâlâ erkeklere neler vereceğini yazdı kitabında ama cennetlik mü'min kadınlara erkeklere vaat ettiğinin muadilini yazmadı. Neden? Çünkü mü'min kadınlar hayâ sahibidirler, onların adına benzer şeylerin zikredilmesi onları hayâları nedeniyle incitebilir. Onların ödüllerini o muhteşem güne sakladı Allah. Şimdi ise Müslüman kadınlar ne konuşuyor, eyvah hâlimize demeyelim mi bacım?
Anne de baba gibi verirken adil olmak zorundadır. Gelinlerini beğenmesine göre bir tercih yaparsa zulmetmiş olur. Zulmü de haramdır.
Allah yardımcınız olsun. Mesleğiniz bıçak sırtı denebilecek bir zeminde duruyor. Kanaatim odur ki: Sizin mesleğinizde yüzde yüz adalet neredeyse mümkün değildir. Bu nedenle iki ölçüyü ve bir temel prensibi kaçırmayacaksınız. Bilerek yanlış yapmayın. Siz bir memur olduğunuza göre amirinizin emrine uyun. Bu iki ölçü sizin için biiznillah kurtuluştur. Temel prensibiniz de şu olacak: Allah’ın açık emirlerinden bir emri, yasaklarından bir yasağı çiğnemeyeceksiniz. Mesela masum olduğunu bildiğiniz bir insanı öldürmek, malına haksız yere el koymak gibi bir işi yapmayın. Bunların haricinde yaptığınız iş neticede bir memurluktur ve memurluğun hangi türü olursa olsun bir riskler yumağıdır. Allah Teâlâ sizi muhafaza buyursun.
Yapay zekâ kullanılırken: Doğruluk, Vefa, Helal olmak, İnsana eziyet etmemek, Adalet, Haktan yana olmak, Ahiretteki hesabı dikkate almak, Zamanın değerini takdir etme, Ahlâk ve Kul hakkı hassasiyeti üzerine kullanılmalıdır.
Yapay zekâ veya başka bir teknolojik gelişme iş gücü, işçi, işveren çerçevelerini daraltabilir veya genişletebilir. Bu nedenle insanlığın önündeki teknoloji nimetini ihmal etmesi gerekmez. Bu gelişme beraberinde işçilerin aleyhine bir iş daraltması getiriyorsa başka bir gelişme de yeni yeni iş alanları oluşturuyordur. İnsan oturmakla değil çalışıp üretmekle yükümlüdür. Bir hayat mücadelesi yapıyoruz. Bu mücadelede sıkıştığımız yerde teslim olmak hakkımız değildir. Kendimize yeni alanlar açmak ve sürekli bir nokta daha ilerisini hedeflemek durumundayız. Müslümanlığımız bunu gerektiriyor. Şüphesi bireylerden çok devletlerin bu gelişmeye karşı vatandaşlarını kollamaları gerekecektir. Bireyler bu alanda daha sınırlı ve yetkisiz durumdadırlar.