Fetva Meclisi
Soru
Hocam uzay çalışmaları, uydular, teknolojik gelişmeler, yapay zekâ gibi konular hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyorum. Dinimiz ışığında bu çalışmalara ve gelişmelere nasıl bakılmalı? Mesela çocuğumu teknoloji, mühendislik gibi alanlara yönlendirmek istiyorum; çünkü gelecekte de bu alanların gelişmesini sürdürecek gibi görünüyor. Ancak, bu alanların bu kadar hızlı ve beklenmedik gelişmesi bazen endişe ve korku hissi uyandırıyor içimde. Bu konularda bize yol gösterecek, ışık tutabilecek hadisler var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Yaptığı işlerde esasen bir sakınca görünmüyor. Fakat tabii ki endişe ettiğiniz şeylerde de haklısınız. Gel gelelim bu endişelerin çözümü onu gittiği yoldan alıkoymak, geri döndürmek değildir. Bunun yerine oğlunuzu, Allah'tan korkan, Allah yolunda hayat sürmeyi gaye ve dert edinen güzel bir Müslüman yapmak yolunda yapabileceklerinizi yapın. Bunun için de yapabileceğiniz ona güzel örnek olup onun sıkılmayacağı, kırılmayacağı şekilde ona hakikati hatırlatıp tavsiye etmektir; ona dua etmektir. Sonuçta yine Allah'ın dediği olacaktır. Siz üzerinize düşeni en güzel şekilde yapın. Allah'ın rahmeti her şeyi kuşatmıştır. Allah'a emanet olun.
Mevcut teknik gelişmeler ve bundan önceki gelişmeler konusunda Müslüman olarak şöyle düşünürüz: Bir harama ve çirkinliğe hizmet etmek için üretilenleri dışında insanın elinde gelişen her ne varsa o, dinimizin mubah gördükleri arasındadır. İnsanların bu tür gelişmeleri sahiplenmeleri veya daha ileriye götürmek için gayret etmeleri de Allah’ın nimetlerine sahip olmak gibi görülmelidir. Müslüman olarak bizim yapay zekâ veya benzeri bir teknoloji ile direk ters düşmemizi gerektiren bir ayet veya hadis yoktur. Aksine bunları mubah sınırları içinde kullanmamız gereken ve ahirette hesabını vereceğimiz nimetler olarak görmeliyiz. Bazı hadislerde bugünkü gelişmelere dolaylı olarak da olsa işaret eden ifadeler bulunmaktadır. Tirmizi ve Ahmed bin Hanbel’in rivayet ettiği bir hadis şöyledir: ‘Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, vahşi hayvanlar insanlarla konuşmadıkça kıyamet kopmaz. O kadar ki kişiye kamçısının ucu, terlik kayışı konuşur. Uyluğu ondan sonra evde olanlardan kendisine haber verir.’ Bu veya benzeri hadisleri kıyametten önce nelerin gelişebileceğine dair bir uyarı olarak görmemiz gerekir ama her gelişmeyi de ‘işte bu hadiste geçen bilgi budur’ şeklinde acele ile yorumlamamız isabetli olmayabilir. Gelişmeler içinde bizi mubah sınırlarında bırakanlarını sahiplenir gerisini de ihtiyatla karşılarız.
Ben de günlük, yüzlerce ölümcül kazalar olduğunu görüyor duyuyorum ama kimse trafiğe çıkmama diye bir iddiada bulunmuyor. Herkes işine ve zevkine hizmet için trafiğe çıkıyor. Buna ne dersiniz? Çocuk, anne baba ve toplum için bir imtihan mı? Elbette imtihan. İmtihandan kaçmak gibi bir lüksümüz olabilir mi? Ve çocuk az olunca onları iyi mi yetiştirdi aileleri? Yıllardır iki çocuk rakamına takılıp kaldı toplum; çocuklar evliya mı oldu? Kapitalizmin tuzağı idi bu, o tuzağı başımıza geçirdiler ne yazık ki. Elimizden geleni yapabildiğimiz bir ortamda çocuk yetiştirmeyi cihadımız olarak görüp yolumuza devam etmemiz gerekiyor. İki çocuk veya bir çocuk bile olsa başaramayanın elinde patlamaya hazır bombadır zaten. Bunca teknik ve ekonomik imkân bolluğunda çocuk yetiştiremeyeceğiz de ne zaman yetiştireceğiz? Asıl sorunun çocukların yetiştirilmesi değil keyfimizden feragat edip edememe olduğunu zannediyorum. Hadi çocuklar yetiştirilemiyor diye uzak durduk, ibadetlerimizi neden savsaklıyoruz? Keyif toplumu olmanın sonuçları bunlar. Sağlığı yerinde olan, özel bir sorunu olmayan herkes ekonomisi daha iyi olsun diye çok çalışacak ve Allah’ın lütfettiği kadar da çocuk doğurup büyütmeye gayret edecek. Bunun için uykusuz gecelere, susuz günlere de hazır olacak. Allah yardımcımız olsun.
Her çocuk belli zamanlarında bu veya benzeri merak seraplarına takılabilir. Bunda endişelenecek bir durum yoktur. - Çocuğu sorularından ötürü kınamayın. - Çocuğun her sorusuna vereceğiniz her cevaba ikna olmasını beklemeyin. Tatlı ve rahatsız olmamış bir eda ile bildiğiniz kadarı ile cevaplar verin. - Cevapta tıkanırsanız, cevap konusunu geniş bir alana yayın. Mesela “Allah neden en büyük?” şeklindeki bir soruyu o anda cevaplayamayacaksanız evrenin büyüklüğünden, zamanın ne kadar uçsuz bucaksız olduğundan, ağaçlardan, denizlerden büyük bir ansiklopedi gibi konular açın. Böylece onu büyük cevabın içinde bir şeyler aramaya itmiş olun. - Bunu da yapamazsanız “böyle bir soruyu okula gittiğinde öğretmenine sorabilirsin, biz de her şeyi bilmeyebiliriz” türünden cevaplar verin. - Belli sorularda da önceden anlaştığınız ve çocuklara merhametle bakabilen bir hocaya gidip ona sormayı çocuğa teklif edin, beraberce gidin. Hoca çocuğu özel karşılasın, hediyeler versin, cevaplarını da versin. - Sabrederek, uf puf yapmadan dinleyin çocuğu. Başka işle meşgul iken savsaklama tipi cevaplar vermeyin. Eski soruları ile karşılaştırma yaparak “ama bunu şöyle sormamış mı idin?” şeklinde yarı kınama yapmayın. - Tıkandığınız sorular olunca “bunu ben de bilmiyorum, araştırıp sana cevap vereyim” deyin ve gerçekten araştırın. Sonra da tatlı tatlı cevaplar verin hatta cevap vereceğiniz zamanı bir kutlamaya dönüştürün, o ne seviyorsa onu yaparak “filan konunun cevabı kutlaması” gibi bir şenlik yapan. Çocuğun sorusu hem bilgiye dönüşsün hem aranızdaki muhabbeti, saygıyı güçlendirsin biiznillah. Asla kınamayın, asla bıktı görüntüsü vermeyin. Böyle bir çizgi izlerseniz bir zaman sonra çocuğun gündemi değişir, başka şeylere yönelir.
Ne yazık ki atsan atılmaz tutsan tutulmaz bir durumla karşı karşıyayız. Allah yardımcımız olsun. Boykot, fıkıhtan çok stratejik bir konu olarak görülmelidir. Küfre ve kafire karşı bir strateji oluşturmaya ne kadar muktedir olduğumuz ise ayrı bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Boykot yapmamız gereken işlerdendir ama sadece boykotla asıl yapmamız gerekeni beceremeyeceğimiz anlaşıldı. Bizim de sanayileşmemiz, bilim yolunda ilerlememiz hatta bunu ibadet heyecanı ile yapmamız boykottan daha öncelikli olmalıdır. Bu da ümmet adına hareket eden, nesil yetiştirme iddiasında olan partilerin, vakıfların, cemaatlerin yapacağı bir iştir. Umarım bu şuura kavuşmamız yakın olur. Birileri bu görevi üstleninceye kadar da biz bireyler olarak elimizden geldiği kadarını yapmaya gayret edeceğiz.
Siz olayı kendi zaviyenizden değerlendirdiğiniz için haklı duruyorsunuz. Eğer sadece siz sözkonusu iseniz ben de size katılıyorum. Hatta şehre bile inmeyin, köylerde yaşayın. Ama biz, sadece bizim için yaşamıyoruz. Eğer dinimiz, bizim çalışmamızla veya bir dağda boşu boşuna durmamızla bile kazanan taraf olacaksa çaresiz dinimiz için olanı yapacağız; oturamayız, uyuyamayız. Olaya sizin veya ailenizin gözüyle bakmamaya çalışın. Bir Müslüman olarak görmeniz daha doğru olur. Elbette bu süreçte hak için başlayıp batıl için yol almamaya da özen göstereceğiz. Gayretlerinizin artmasını temenni ediyorum. Allah’a emanet olunuz.
çocuk konusundaki diğer fetvalar
Evlilik kararı verirken basiretli davranamamışsın, bunun bir yorumu olabilir ama anne olduktan sonra vereceğin kararlarında yine basiretsiz davranırsan bunun anlamlı bir yorumu olamaz. Zannederim, kendini bile bile yıpratacak bir takıntı içindesin. Şu tavsiye edebilirim sana: Dini hayatını Allah’ın emir ve yasakları, Allah’ın rızası için yapılacak nafileler olmak üzere iki görev üzerinde yürütmeye çalış. Farzlar ve haramlar konusunda kimseye taviz verme. Hayatın gibi gör farzları ve haramları. Nafileler de ise tercih yapmayı becer. Sen bunu beceremezsen şeytan seni ailen üzerinden sömürmeyi becerir. Bu kurala ilmihal öğrenmen de dâhildir. Ne kadar eşinin hataları ve ne kadar senin özel beklentin üzerinden değerlendirme yaptığına dikkat et yani kendine karşı da adil ol, dengeli ol. Aile huzurun, eşinle saadetin nafile ibadetlerin önüne geçebilir. Bu gerçeği benimsemeye çalış. Huzurun olmadan nafile ibadet bile yapamazsın. Basiretli ve anlamlı işler yapman durumunda eşinin iyi bir öğretmeni olabilirsin ve bunun yararı onun kadar sana da döner. Erkeklere eşlerinden nasihat dinlemenin ağır gelebileceğini unutma. En anlamlı ve gerekli nasihati bile yapsan, sana inat o yanlışında direnebilir. Sen doğru diye anlatmaya ısrar ettikçe yokuşta daha fazla hızlı koşmaya çalışan birine benzersin. Boşuna yorulursun ve boşuna nabzını artırırsın. Sonuca da ulaşamazsın. Bütün bunları uzun bir zamana mesela bir beş yıla yaymaya çalış. Kimsenin huyu suyu iki haftada değişmez. Sabret ve kazan. Allah yardımcın olsun. Âmîn.
İlk zamanlardan beri insanların bu tür deyimleri başkalarının çocukları için bir merhamet ifadesi olarak kullanmaları yaygındır. Hadis kitaplarında da benzer ifadeler hadis olarak geçmektedir. Buradaki kasıt, çağırılanın babası olmayı iddia etmek değildir. Dolayısıyla böyle bir ifadenin kullanılmasında da sakınca görülmemiştir.
Ramazan'da yaptığınız bu süslemeleri "bunları yapana şu kadar sevap varmış" ya da "Ramazan'da süsleme yapmadan olmazmış" mantığı ile yapmış olsanız veya falan yabancı kültürde özellikle böyle bir ibadet olsaydı yanlış bir iş olurdu. Bu, çocuğunuzu Ramazan sevgisi ile büyütmek için yaptığınız bir iş olduğu için güzel bir iştir. Allahu Teâlâ muradınız erdirsin, Ramazan heyecanını bir ömür boyu taze tutmayı cümlemize nasip eylesin.
Sorunuzun aynen doğru olduğu kabul ederek size vereceğim cevap şöyledir: İkinci bir çocuğu istememekte bir sakıncanız olmaz ama eşinizin öyle bir isteğine karşı yuvanızı yıkmaya götürmeyecek sebepler bulmanız gerekir. Yani dikkatli olun.
Gerekmez ama bir daha büyük konuşmayın.
Bu süreç, ilke olarak sizi ve çocuğu yıpratır. Bunun yerine çocuk iyi bir alt yapı aldıktan sonra hafızlığa başlasa daha iyi olur. On beş yaşından sonra başlasa da zararı olmaz. Yeter ki istekli olsun ve Kur'an'ı güzel okuma seviyesi çok iyi olsun. Allah hayırlı evlat eylesin.