İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hocam, bir sohbette hadis okunuyordu. Orada peygamberimizin ara sıra yalın ayak yürüyün dediği ve ayakkabısız yürümenin sünnet olduğu söylendi. Bu doğru mudur?

Cevap

Hadis kitaplarımızdan Ebu Davud’da (4160) ve Ahmed’de (23969) böyle bir hadis vardır. “Ayakkabısız çıplak ayak yürümek” diye bir sünnet yoktur. İnsanın Allah’ın nimetlerine dalıp gitmesini önlemek için yapılacak uygulamalardan biri de çıplak ayakla yere basıp biraz yürümeyi denemek vardır. Hadis bunu emretmektedir. Zira Peygamber aleyhisselamın bilhassa Medine’deki hayatı bize, ince ayrıntılara kadar aktarılmıştır. O bilgiler arasında çıplak ayağı ile yürüdüğüne dair açık bilgiler yoktur. Ashabı kiramın da çıplak ayakla sünnettir diye yürüdüklerine dair bilgiler yoktur. Yerin temiz olması, sağlık açısından bir risk getirmemesi gibi ön şartlardan sonra bu tür uygulamaları bir nevi nefis terbiyesi olarak yapmak tavsiye edilmiştir. Bu hadisi yorumlayan hadis şarihi âlimlerin yorumu bu şekildedir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur’ân-ı Kerîm’de abdestle ilgili olarak “Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- topuklarla beraber ayaklarınızı yıkayın.” (el-Mâide, 5/6) buyrulmaktadır. Ehl-i sünnet mezheplerinin tamamı, bu âyet-i kerîmede emredilenlerin; yüzün, dirseklerle birlikte kolların ve topuklarla birlikte ayakların yıkanmasının farz olduğu konusunda görüş birliği içindedirler. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 1/21-22) Hz. Peygamber ve ashâbının abdest alırken ayaklarını yıkadıklarına dair tevatür derecesine yakın bir şekilde nakledilen hadisler (Buhârî, Vudû’, 7, 24, 28, 38-39, 41-42 [140, 159, 164, 185-186, 191-192]; Müslim, Tahâret, 3-4, 18 [226, 235]; bk. Kettânî, Nazmü’l-mütenâsir, 59) ayakları yıkamanın farz olduğuna delildir. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.s.), abdest alırken ayaklarını mesh eder gibi yıkayıp da topuklarına su ulaşmayan kişileri gördüğünde, “Topukları ateşte yanacakların vay hâline!” (Buhârî, Vudû’, 27, 29 [163, 165]; Müslim, Tahâret, 25-30 [240-242]) buyurmuştur. Yine Hz. Peygamber’in (s.a.s.), abdest alıp da ayağı üzerinde kuru yer kalan birisi yanına geldiğinde ona, “Dön de abdestini tam al” (Müslim, Tahâret, 31 [243]) buyurmaları, abdestte ayakların yıkanmasının farz olduğuna delildir. Yukarıda verilen deliller, abdestte çıplak ayak üzerine mesh etmenin caiz olmadığını göstermektedir.

Çıplak ayak üzerine mesh edilebilir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah Teâlâ insanı ona kulluk etsin diye yarattı. Kulluk için de hayatını nasıl yaşaması gerektiğini öğretecek peygamberler gönderdi, kitaplar indirdi. Şu pencereden bakıldığında insanın her eylemi, her sözü muhakkak onu “kazandıran veya kaybettiren” bir nitelik taşımaktadır. Başka bir ifade ile insanın kâr veya zarar etmeyeceği hiçbir işi yoktur. TEYAMÜN bu çerçevede insanın emek ilavesi yapmadan kazancını artırmaya yönelik işleri arasındadır. Sözlük anlamı olarak bir işi sağdan başlamak, sağ ile yapmak olan teyamün, temiz, hayırlı ve mübarek olan işleri sağ ile ve sağdan yapmaya verilen bir isimdir. Böyle bir sünnet vardır. Ashab-ı Kiramdan nakledilenlere bakıldığında Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin böyle bir sünnet gözettiği ve ona yönlendirdiği görülmektedir. Örnek olarak camiye girerken sağ ayakla girilir çıkarken de sol ayakla çıkılır. Tuvalete girerken ise sol ayakla girilir ve sağ ayakla çıkılır. Böyle bir uygulama sünnettir. Sağ ile yapılması sünnet işlere örnek olarak şunları zikredebiliriz: Abdestte yıkamaya sağ taraftan başlanması, elbise giyerken önce sağ tarafı giymek, Burun temizliği için su kullanırken sağ eli, temizlerken sol eli kullanmak, Ayakkabı ve benzeri şeyleri giyerken önce sağı giymek çıkarırken de önce solu çıkarmak, Bir kişi imamın arkasında saf tutarken imamın sağında saf tutmak, Namazda el bağlarken sağ eli sol elin üstüne koymak, Cami, ev, medrese gibi mübarek kabul edilen yerlere sağ ayakla girip sol ayakla çıkmak, Tuvalet ve benzeri yerlere de sol ayakla girip sağ ayakla çıkmak, Tırnak temizliğine önce sağ elden ve sağ parmaktan başlamak, İçecek dağıtılırken bir mecliste önce sağ taraftakinden başlamak sünnettir. Bu tür sünnetlerin terki ise mekruh kabul edilmiştir.

TEYAMÜN sünnettir sözü ne anlama geliyor?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Böyle bir uygulamaya ait hadisler de vardır. Yapanlara saygılı olmak gerekir. Yapmayanların da bir dayanağı vardır, onu da bilmek gerekir.

Selamünaleyküm hocam. Namazda rükûya gitmeden ve rükûdan kalkınca elleri yukarı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Dinimiz 'mış' üzerinden yürüyen bir din değildir. Bugünkü anlamda bir dansı zikir olarak anmak ne olabilir ki, onu ashaba mal edebilelim. Nefislerimize köle olmaktan Allah'a sığınırız.

Selamunaleyküm Hocam. YouTube'de Ashabi Kiramin zikri yaptigina dair delil getir
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Belirttiğiniz hadis ve benzereri konusunda kadim ulemamızın görüşü şöyledir: a- Âyet ve hadislerde Allah Teâlâ'nın sıfatları konusunda aklı zorlayan kavramlar vardır. Onları reddetmemiz mümkün olmayacağına göre kabul etmek zorundayız. b- Bu sıfatları, âyet ve hadislerde geçtiği gibi yorumlamadan, başka bir yöne çekmeden kabul ederiz. Üzerinde tartışmayız. Hatta tartışmayı bid'at görürüz. c- Hiçbir şekilde mahlukata ait bir özellik Allah Teâlâ için düşünülemez, düşünülmesi caiz olmaz. Bu nedenle de bu tür benzetmeler için "O'nun şanına layık olan..." deriz. Size tavsiyem meseleye bu noktadan bakmanızdır. Ümmetimizin ilk büyükleri böyle bakmış ve böyle bir imanla yaşamışlardır. Sonradan getirilen teviller de bilhassa bu asır insanı için yararlıdır ama içine girildikçe çıkılması ancak teslim olmakla mümkün bir durum oluşturmaktadır. Siz de İmam Malik ve diğerleri gibi yapın, teslim olun kurtulun. Allah yardımcımız olsun, fitne ve kaymaya karşı bizi muhafaza buyursun.

Selamünaleyküm hocam. ben sohbetlerinizden ziyadesiyle faydalanan bir kardeşiniz
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kırmamak, dökmemek şartıyla söyleyin. Söylemezseniz mesul olursunuz. Yalnız tepki sert olursa uzatmayın, nefisler kabarmadan özür dileyip yolunuza devam edin. Allah'a emanet olun.

Hocam, dün akşam Haklar Dosyası (http://www.sosyaldoku.com/hayatrehberi/56-hakla

alim konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sizin için şöyle bir özetleme yapabilirim: 1. Her Müslüman, günlük hayatına ve iş olarak yaptığına dair dininin hükümlerini öğrenmek zorundadır. Hayatına yeni soktuğu bir iş varsa mesela evleniyorsa onunla alakalı temel din bilgisini öğrenecektir. Külfetsiz, emeksiz ve kuralsız bir dindarlık olamaz. Bir iş kuruluşu yapan o işin temel inceliklerini öğrenecektir. 2. Bir Müslüman, dininin ona ne emrettiğini Kur'an’dan ve Peygamber aleyhisselamın hadislerinden öğrenir. Bu tür bir öğrenme elbette medreselerde yıllar süren bir eğitimi gerektirdiği için çok az Müslüman böyle bir öğrenme ile öğrenir. Bu nedenle Müslümanların geneli, âlimlere sorarak veya kitaplarını okuyarak dinlerini öğrenirler. Bu durumda da Müslüman’ın; a. Âlime sorması, b. Bir kitabı okuması öğrenme yöntemi olur. 3. Hangi âlim, hangi kitap sorusu öne çıktığında da deriz ki: Elbette, sesini yükselten herkes Müslüman’a din öğretecek değildir. Bilhassa bizim çağımızda iletişim imkânlarının yaygınlaşması ile herkes âlim rolüne girmiş sayılmaktadır. Bu noktada da Müslüman’ın “seçme kabiliyeti” bir imtihan olarak önünde durur. Dinine dair bir soru soracağı kişinin, ne kadar dininin adamı olduğunu incelemesi yani dine dair konuşan ama dini yaşamayan biri ile yaşayan biri arasında ayrım yapmak Müslüman’ın imtihanı olur. Sahte para ile doğru parayı ayırmak zorunda olduğu gibi, âlim ile âlim kılıklı arasındaki farkı da görecektir. Çevresi, birikimi, geçmiş örnekleri incelemesi, âlimin üzerindeki ihlâs belirtileri, ekonomi ve şöhret ile alakası gibi bağlantıları ile dininin âlimini bulmak zorundadır. Bu noktada şöyle bir benzetme yapabiliriz: Doktorlar arasında iyisini bulduğu gibi âlimler/hocalar arasında da iyisini bulacaktır. 4. Müslüman, dinini öğrendiği âlimin saygınlığını koruyacaktır ki, ondan öğrendiği din kendisi için ciddiyet sağlasın. Saygınlığını korumakla onu putlaştırmak arasında dengeli duruş şarttır. 5. Farklı görüşlerin bulunduğu bir ortamda Müslüman, aynı şartlar ve düzeyde gördüğü âlimler arasında ihlâsa en yakın olan, dünyaya meyilden uzak duran görüşü ve sahibini tercih eder. Müslüman’ın gayesi Allah’ın rızasıdır. O rıza da ahirete, haramdan kaçınmaya en yakın olana her zaman daha yakındır. Yaşadığı siyasi ortamın etkisi altında kalanla dini hissiyatında hür mantıklı olan arasındaki farkı, maişetini yazdığı kitaplarından temin edenle insanların malından istifade etmeyen arasındaki ince çizgiyi anlamak yol göstericidir. 6. Her zaman kolayı, gönüllere hoş geleni tercih eden, çevreyi ve toplumu üzmeme tarafına kayan birine tercih etmek Müslüman için, bile bile risk almaktır. Aynı şekilde âlimlerin, ruhsatlandırdıkları şeyleri arayıp bulmak da bir hastalıktır. Müslüman, Allah’ın rızasını, helali arayan insan olmalıdır. 7. Müslüman için “şu mezhepten olacak, bizim ekolden olacak” diye bir arayış da olmamalıdır. Ona dinini öğreten kim ise ya da yaşadığı yerde Allah’ı ve dinini kim öğretiyorsa ondan dinini alır. Marka tutkunluğu gibi bir tutkunluk gerekli değildir. Gerekli olan takvadır, şeriata uygunluktur. 8. Müslüman, önceden öğrendiği şeylerin bazılarını sonradan farklı olarak öğrenirse şunu yapar: Çıplak gözle bakıldığında yeni bilgiyi sunanın bilgisi daha derin, takvası daha üstün, siyaset ve çevreden etkilenmişliği daha az biri ise onu tercih eder. Böyle değilse her farklı görüşle yeni bir mecraya girmesi gerekmez. Bu hususta ilave bir bilgi olarak şunu da söylemeliyiz: Bu mesele, zannedildiği gibi içinden çıkılamaz, kavganın/kargaşanın içinde eriyip gidilecek bir mesele değildir. Allah, herkese aradığını verir. Tartışma ve sürtüşme arayan, âlimlerin birbirlerini yiyip bitirdiklerini zanneder ve o da yenir bitirilir o zeminde. Derdi dinini yaşamak olan ise aynı ortamda ibadetini yapar, haramlardan kurtulur. Belli şeyleri eksik yapsa bile Allah’ın rahmeti onu kuşatır. Ne aradığını bilmeyen biri de bir ona bir buna bakarak ömrünü geçirir gider. Dine bir eğlence gibi bakmakla onu dünya ve ahiretimizin saadeti olarak görmek meselesidir bu mesele. Allah Teâlâ hepimizin muini olsun.

Hocam, lütfen siz üzerinize almayın ama şöyle bir merakım var benim: Sıradan bi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Altın ve gümüşün ticaretinin helal bir şekilde yapılabilmesi için; • Altın altınla değiştirilirken gramlarının aynı olması gerekir. İşleme farkı nedeniyle veya değerleri farklı olduğu için gram farkı ile değiştirilemezler. Müşteri elindekini kuyumcuya satıp arzu ettiğini fiyatı ile almalıdır. • Altın/gümüş ticaretinin satım ve ödemesinin aynı ortamda bitmesi gerekir. • Altın ve gümüş ticaretine taksitlendirme girmemelidir. Çekle altın ticareti yapıldığında bu üç kuraldan biri yani anında ödemenin yapılmamış olma riski devreye girmektedir. Bu nedenle de ulemamızın önemli bir bölümü ÇEKLE ALTIN GÜMÜŞ ALINMAZ demektedirler. Eğer çek, anlık hesaba geçecek şekilde nakit gibi ise ve üzerine de o günün tarihi yazıldı ise OLABİLİR kaydı getiren âlimler de vardır.

Çek kullanarak kuyumcudan altın almamda bir sakınca olur mu?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Namaz kılarken tahiyyata oturulduğunda sağ şahadet parmağı ile işaret yapılması konusu hadisle sabit bir sünnettir. Hadislerde “şu kadar ve şöyle” diye bir ayrıntı olmadığı için fıkıh âlimleri farklı uygulamalar yapmıştır. Hanefi mezhebi fukahası şahadeti okurken “lailahe” sözünü söylerken parmağın kaldırılmasını, sonra da indirilmesini uygun bulmuşlardır. Diğer fukahanın da buna yakın uygulamaları vardır. Her biri için “doğrudur” denmesinde bir sakınca yoktur.

Hocam, namazda Ettehiyyatü için oturduğumuzda parmağın hareket ettirilmesi sünne
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Haram para ile edinilmiş bir ev sahibine elbette haramdır. Sahibinden onu başka bir yolla mesela miras yoluyla alan için ise âlimler “onun için haram olmayabilir” demişlerdir.

Hocam, babam faizi de katarak bir daire satın almıştı. Sadece faiz de değil başk
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dini ülke yaşamaz, insan yaşar. Kimin en iyi yaşadığını da Allah bilir. Biz onlara takılıp kalamayız. Rabbimizin razı olacağı işleri yapar gerisini de ona havale ederiz. Onlarınki sadece bir takıntıdır. Allah yardımcımız olsun.

Hocam, Sudeys ile aranızda geçen atışmada gayrimüslim gibi davrandığını söyledin
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dinimize ait hususları sorup öğrenmek Allah’ın emridir. Kimse böyle bir emri kaldıramaz, yok sayamaz. Âlim de sorar cahil de. Sormak bir ilim vasıtası ise ilme muhtaç olan bir Müslüman neden sormasın. Yalnız şöyle bir durum dikkatimizden kaçmamalıdır: 
Müslüman’ın dinine ait meseleleri, magazin konuları gibi göreceği anlayış kesinlikle kabul edilemez bir anlayıştır. Öğrenmek ve amel etmek gayemiz olmalıdır. Bu gayenin kaybolması veya sulandırılması denebilecek tavırları bir ibadete karşı tavır olarak görmemiz gerekir. Âlimlerin uyardığı nokta bu noktadır. Soru sormayı menetmek diye bir durum yoktur, olamaz da. Sorulması anlamsız ve gereksiz soru örnekleri olarak şunları sayabiliriz: 1. Dinin emretmediği, varsayımlar üzerine kurulu, ekonomik ve sosyal değeri olmayan, Müslüman’ın işini düzeltmeyecek farazi meseleler, 2. Gayba ait olan yani Allah’tan başkasının bilmeyeceğine inandığımız ve hakkında ayet hadis olmayan konular, Bilmece türü meseleler, 3. Soranın ve cevaplayanın, onlara alaka gösterenin şüphesini oluşturabilecek konular, 4. İbadetlerin, emir ve yasakların gerekçesini irdeleyen, merak gidermenin ötesine gitmeyecek sorular, 5. Soru ve cevabı üzerinden bilgiçlik taslama, üstün gelme hazzını tatmin etme soruları, 6. Kur'an ve Sünnet’i irdeleyen, onlarda vesvese ve şüphe oluşturabilecek, alay ve eğlence meyilli sorular, 7. Selefi salihinin ağırlığını zedeleyebilecek sorular sorulmamalıdır.

Hocam, her soru sorulmaz deniyor. Bir Müslüman bir âlim bulunca neden her soruyu

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.