İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hocam, babam faizi de katarak bir daire satın almıştı. Sadece faiz de değil başka haramları da kattığını biliyorum. Sonra vefat etti. Ev bana kaldı. Şimdi içimden bir ses bu evin nasıl alındığını biliyorsun, burada oturulmaz diyor. Siz ne derseniz onu yapacağım.

Cevap

Haram para ile edinilmiş bir ev sahibine elbette haramdır. Sahibinden onu başka bir yolla mesela miras yoluyla alan için ise âlimler “onun için haram olmayabilir” demişlerdir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

O evde, haram karışımı vardır. Karışım oranı kadar da sorumluluk vardı. Bu da babanızın sorumluluğu idi. Size direkt o evin haram olduğunu söyleyemeyiz. Yapabilirseniz faiz oranı kadar parayı çıkarıp bir kuruma verirseniz kalbiniz rahat eder.

Babamdan zamanında kredi çekilerek borcu ödenen bir ev miras olarak kaldı bana.
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Bu, o hoca efendilerin bir içtihadıdır. Biz o kanaatte değiliz.

Selamün aleyküm hocam. Faizin haram olduğunu biliyorum. Fakat evi olmayanların e
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sana miras kaldığında baban gibi vebale girmiş olmazsın. O sana helal olur.

Hocam, babam faizli bir kredi ile ev yaptırdı, bu ev bana miras kaldığında her a
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Daireyi almanızda sakınca olmaz.

Benim ailem ev yaparken paranın bir kısmını kredi çekerek tamamlamıştı. Ben o za
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Faizi helal duruma getiren bir hadis bilmiyorum. Olsa olsa fakihler arasında bazı yerler için faiz sakıncasız olabilir şeklinde bir fetva vardır. O fetva da Avrupa'daki Müslümanlar için uygulanabilir değildir.

Hocam Almanya’da kredi ile açık artırmadan ev alınabiliyor. Bunu destekleyen bir
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Zor zamanında yardımcı olmalısın. Zaman zaman telefonda da olsa gönlünü alan görüşmeler yapmalısın. Babanı olduğu gibi bırakman doğru değil. Tamamıyla bağı koparma.

Hocam üç yıl önce babamla ortak bir ev aldık. Annem vefat ettiği için babam başk

alim konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Altın ve gümüşün ticaretinin helal bir şekilde yapılabilmesi için; • Altın altınla değiştirilirken gramlarının aynı olması gerekir. İşleme farkı nedeniyle veya değerleri farklı olduğu için gram farkı ile değiştirilemezler. Müşteri elindekini kuyumcuya satıp arzu ettiğini fiyatı ile almalıdır. • Altın/gümüş ticaretinin satım ve ödemesinin aynı ortamda bitmesi gerekir. • Altın ve gümüş ticaretine taksitlendirme girmemelidir. Çekle altın ticareti yapıldığında bu üç kuraldan biri yani anında ödemenin yapılmamış olma riski devreye girmektedir. Bu nedenle de ulemamızın önemli bir bölümü ÇEKLE ALTIN GÜMÜŞ ALINMAZ demektedirler. Eğer çek, anlık hesaba geçecek şekilde nakit gibi ise ve üzerine de o günün tarihi yazıldı ise OLABİLİR kaydı getiren âlimler de vardır.

Çek kullanarak kuyumcudan altın almamda bir sakınca olur mu?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sizin için şöyle bir özetleme yapabilirim: 1. Her Müslüman, günlük hayatına ve iş olarak yaptığına dair dininin hükümlerini öğrenmek zorundadır. Hayatına yeni soktuğu bir iş varsa mesela evleniyorsa onunla alakalı temel din bilgisini öğrenecektir. Külfetsiz, emeksiz ve kuralsız bir dindarlık olamaz. Bir iş kuruluşu yapan o işin temel inceliklerini öğrenecektir. 2. Bir Müslüman, dininin ona ne emrettiğini Kur'an’dan ve Peygamber aleyhisselamın hadislerinden öğrenir. Bu tür bir öğrenme elbette medreselerde yıllar süren bir eğitimi gerektirdiği için çok az Müslüman böyle bir öğrenme ile öğrenir. Bu nedenle Müslümanların geneli, âlimlere sorarak veya kitaplarını okuyarak dinlerini öğrenirler. Bu durumda da Müslüman’ın; a. Âlime sorması, b. Bir kitabı okuması öğrenme yöntemi olur. 3. Hangi âlim, hangi kitap sorusu öne çıktığında da deriz ki: Elbette, sesini yükselten herkes Müslüman’a din öğretecek değildir. Bilhassa bizim çağımızda iletişim imkânlarının yaygınlaşması ile herkes âlim rolüne girmiş sayılmaktadır. Bu noktada da Müslüman’ın “seçme kabiliyeti” bir imtihan olarak önünde durur. Dinine dair bir soru soracağı kişinin, ne kadar dininin adamı olduğunu incelemesi yani dine dair konuşan ama dini yaşamayan biri ile yaşayan biri arasında ayrım yapmak Müslüman’ın imtihanı olur. Sahte para ile doğru parayı ayırmak zorunda olduğu gibi, âlim ile âlim kılıklı arasındaki farkı da görecektir. Çevresi, birikimi, geçmiş örnekleri incelemesi, âlimin üzerindeki ihlâs belirtileri, ekonomi ve şöhret ile alakası gibi bağlantıları ile dininin âlimini bulmak zorundadır. Bu noktada şöyle bir benzetme yapabiliriz: Doktorlar arasında iyisini bulduğu gibi âlimler/hocalar arasında da iyisini bulacaktır. 4. Müslüman, dinini öğrendiği âlimin saygınlığını koruyacaktır ki, ondan öğrendiği din kendisi için ciddiyet sağlasın. Saygınlığını korumakla onu putlaştırmak arasında dengeli duruş şarttır. 5. Farklı görüşlerin bulunduğu bir ortamda Müslüman, aynı şartlar ve düzeyde gördüğü âlimler arasında ihlâsa en yakın olan, dünyaya meyilden uzak duran görüşü ve sahibini tercih eder. Müslüman’ın gayesi Allah’ın rızasıdır. O rıza da ahirete, haramdan kaçınmaya en yakın olana her zaman daha yakındır. Yaşadığı siyasi ortamın etkisi altında kalanla dini hissiyatında hür mantıklı olan arasındaki farkı, maişetini yazdığı kitaplarından temin edenle insanların malından istifade etmeyen arasındaki ince çizgiyi anlamak yol göstericidir. 6. Her zaman kolayı, gönüllere hoş geleni tercih eden, çevreyi ve toplumu üzmeme tarafına kayan birine tercih etmek Müslüman için, bile bile risk almaktır. Aynı şekilde âlimlerin, ruhsatlandırdıkları şeyleri arayıp bulmak da bir hastalıktır. Müslüman, Allah’ın rızasını, helali arayan insan olmalıdır. 7. Müslüman için “şu mezhepten olacak, bizim ekolden olacak” diye bir arayış da olmamalıdır. Ona dinini öğreten kim ise ya da yaşadığı yerde Allah’ı ve dinini kim öğretiyorsa ondan dinini alır. Marka tutkunluğu gibi bir tutkunluk gerekli değildir. Gerekli olan takvadır, şeriata uygunluktur. 8. Müslüman, önceden öğrendiği şeylerin bazılarını sonradan farklı olarak öğrenirse şunu yapar: Çıplak gözle bakıldığında yeni bilgiyi sunanın bilgisi daha derin, takvası daha üstün, siyaset ve çevreden etkilenmişliği daha az biri ise onu tercih eder. Böyle değilse her farklı görüşle yeni bir mecraya girmesi gerekmez. Bu hususta ilave bir bilgi olarak şunu da söylemeliyiz: Bu mesele, zannedildiği gibi içinden çıkılamaz, kavganın/kargaşanın içinde eriyip gidilecek bir mesele değildir. Allah, herkese aradığını verir. Tartışma ve sürtüşme arayan, âlimlerin birbirlerini yiyip bitirdiklerini zanneder ve o da yenir bitirilir o zeminde. Derdi dinini yaşamak olan ise aynı ortamda ibadetini yapar, haramlardan kurtulur. Belli şeyleri eksik yapsa bile Allah’ın rahmeti onu kuşatır. Ne aradığını bilmeyen biri de bir ona bir buna bakarak ömrünü geçirir gider. Dine bir eğlence gibi bakmakla onu dünya ve ahiretimizin saadeti olarak görmek meselesidir bu mesele. Allah Teâlâ hepimizin muini olsun.

Hocam, lütfen siz üzerinize almayın ama şöyle bir merakım var benim: Sıradan bi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hadis kitaplarımızdan Ebu Davud’da (4160) ve Ahmed’de (23969) böyle bir hadis vardır. “Ayakkabısız çıplak ayak yürümek” diye bir sünnet yoktur. İnsanın Allah’ın nimetlerine dalıp gitmesini önlemek için yapılacak uygulamalardan biri de çıplak ayakla yere basıp biraz yürümeyi denemek vardır. Hadis bunu emretmektedir. Zira Peygamber aleyhisselamın bilhassa Medine’deki hayatı bize, ince ayrıntılara kadar aktarılmıştır. O bilgiler arasında çıplak ayağı ile yürüdüğüne dair açık bilgiler yoktur. Ashabı kiramın da çıplak ayakla sünnettir diye yürüdüklerine dair bilgiler yoktur. Yerin temiz olması, sağlık açısından bir risk getirmemesi gibi ön şartlardan sonra bu tür uygulamaları bir nevi nefis terbiyesi olarak yapmak tavsiye edilmiştir. Bu hadisi yorumlayan hadis şarihi âlimlerin yorumu bu şekildedir.

Hocam, bir sohbette hadis okunuyordu. Orada peygamberimizin ara sıra yalın ayak
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Namaz kılarken tahiyyata oturulduğunda sağ şahadet parmağı ile işaret yapılması konusu hadisle sabit bir sünnettir. Hadislerde “şu kadar ve şöyle” diye bir ayrıntı olmadığı için fıkıh âlimleri farklı uygulamalar yapmıştır. Hanefi mezhebi fukahası şahadeti okurken “lailahe” sözünü söylerken parmağın kaldırılmasını, sonra da indirilmesini uygun bulmuşlardır. Diğer fukahanın da buna yakın uygulamaları vardır. Her biri için “doğrudur” denmesinde bir sakınca yoktur.

Hocam, namazda Ettehiyyatü için oturduğumuzda parmağın hareket ettirilmesi sünne
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dini ülke yaşamaz, insan yaşar. Kimin en iyi yaşadığını da Allah bilir. Biz onlara takılıp kalamayız. Rabbimizin razı olacağı işleri yapar gerisini de ona havale ederiz. Onlarınki sadece bir takıntıdır. Allah yardımcımız olsun.

Hocam, Sudeys ile aranızda geçen atışmada gayrimüslim gibi davrandığını söyledin
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Rabbanî, Rabbine bağlı kul demektir. Bu bağlılık kulun ilimle ameli birleştirmekle ortaya çıkar. Kul, dinini ve Allah’ın rızasını her şeyin üstünde tutar, dinine ait değerler uğruna her şeyi feda eder, işlerinde esnek bulunmayıp azamet yolunu tutar, helal kazanır helal harcar, sürekli zikir hâlinde olur, Allah’ın emirlerini yaymaya, yasaklarını engellemeye çalışır, Kur'an ile yaşar olarak özetlenebilecek bir hayat sergileyebilirse ona RABBANÎ İNSAN denir.

RABBANÎ ne demektir? Rabbanî Âlim deniyor mesela, ne kastediliyor onunla?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.