Fetva Meclisi
Soru
Hocam, Sudeys ile aranızda geçen atışmada gayrimüslim gibi davrandığını söylediniz. Neden böyle davranıyorlar? Onlar bizden daha mı iyiler İslam’ı yaşama konusunda? Bizde bir yanlışlık mı var hocam? Size göre dini en doğru yaşayan ülke hangisi ve biz ne kadar doğruyuz?
Cevap
Benzer fetvalar
Yarın domuz eti yemekle ilgili de bir kanun çıkarabilirler; o zaman ne yapacaksınız? Kâfirlerin beğenisine göre bir kulluk yaşayamayız biz. Evet, yasal bir zorluk bizi bir kereliğine bir hataya sevk edebilir. Bir kere daha da sevk edebilir ama o hata hiçbir zaman bizim içimize sinmez, sinemez. Eğer Allah’ın bir haramı ile sürtüşmeden yaşayamayacaksak eğer hicret yollarını ararız. Gerekiyorsa hicret ederiz. Bu şekilde bakmaya çalışın. Allah yardımcınız olsun.
Müslüman’ın hedefi dinini yaşamaktır. Dinini nerede yaşayabiliyorsa orası onun için vatan olur. Yaşamadığı yer de ona sakıncalı yer olur. Bu mantıkla bakmaya çalışın. Allah yardımcınız olsun.
Buna biz, ‘bile bile ateşe atlamak’ diyoruz.
Bizim gayemiz kimseye zarar vermek, birilerini kızdırmak olamaz. Bizim en büyük hedefimiz Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır. Biz o büyük rızayı kazandığımızda ise bütün hedefler ve değerler geride kalmış olacaktır. Bu sebeple birilerine göre değil Allah’a göre hesap yapmaya mecbur bilmeliyiz kendimizi. Allah’ın razı olacağı her şey şeytanı kahreder. Şeytan kahrolunca da onun izini sürenler kahrolurlar. Kalıcı mücadele bu mantıkla yapılır/yapılmalıdır.
Üzülmemek mümkün değil gerçekten. Allah Teâlâ, sabırla amel etmeye hepimizi muvaffak kılsın. Sözünü ettiğiniz tiplerin en önemli destekçisi, onları adam yerine koyup saatlerce tartışmaktır. Tartıştıkça onlar fikirlerinde kökleşirler. Mümkün olduğu kadar 'hiçbir şey yokmuş' gibi davranacaksınız. Onu kökleştirmeme gayenizi ciddi tutun. İnadın altında ezilip gitmesin. Babanız da sakın beddua etmesin. Böylelerinin bir iki yılda düzelmesi neredeyse hayaldir. Yıllar süren bir sabır maratonuna hazır olun. Onunla bu konuları görüşme yerine aile için diğer konuları, memleket konularını görüşün. O açarsa da siz hemen değiştirin. Yapacak çok bir şeyiniz yoktur; iyi bir sabır, güzel bir dua ve görmeyen bir göz duymayan bir kulak sahibi olmak. Allah'a emanet olun.
Evimizi, işimizi, tatilimizi, köyümüzü, şehrimizi, her fırsatı dinimize hizmet için kullanmak zorundayız. Sadece Müslüman olmayanlarla karşılaştığımızda değildir bu görev; nerede bulunuyorsak orada dinimizin mümessiliyiz. Ama bu başka iş yapmama seviyesine gelmemelidir. Yaşarken, yer içerken bunu da yapmalıyız. Şimdiye kadar yapamadıklarımızı bırakıp bundan sonra yapmaya gayret edelim. Allah'a emanet olun.
alim konusundaki diğer fetvalar
Dinimize ait hususları sorup öğrenmek Allah’ın emridir. Kimse böyle bir emri kaldıramaz, yok sayamaz. Âlim de sorar cahil de. Sormak bir ilim vasıtası ise ilme muhtaç olan bir Müslüman neden sormasın. Yalnız şöyle bir durum dikkatimizden kaçmamalıdır: Müslüman’ın dinine ait meseleleri, magazin konuları gibi göreceği anlayış kesinlikle kabul edilemez bir anlayıştır. Öğrenmek ve amel etmek gayemiz olmalıdır. Bu gayenin kaybolması veya sulandırılması denebilecek tavırları bir ibadete karşı tavır olarak görmemiz gerekir. Âlimlerin uyardığı nokta bu noktadır. Soru sormayı menetmek diye bir durum yoktur, olamaz da. Sorulması anlamsız ve gereksiz soru örnekleri olarak şunları sayabiliriz: 1. Dinin emretmediği, varsayımlar üzerine kurulu, ekonomik ve sosyal değeri olmayan, Müslüman’ın işini düzeltmeyecek farazi meseleler, 2. Gayba ait olan yani Allah’tan başkasının bilmeyeceğine inandığımız ve hakkında ayet hadis olmayan konular, Bilmece türü meseleler, 3. Soranın ve cevaplayanın, onlara alaka gösterenin şüphesini oluşturabilecek konular, 4. İbadetlerin, emir ve yasakların gerekçesini irdeleyen, merak gidermenin ötesine gitmeyecek sorular, 5. Soru ve cevabı üzerinden bilgiçlik taslama, üstün gelme hazzını tatmin etme soruları, 6. Kur'an ve Sünnet’i irdeleyen, onlarda vesvese ve şüphe oluşturabilecek, alay ve eğlence meyilli sorular, 7. Selefi salihinin ağırlığını zedeleyebilecek sorular sorulmamalıdır.
Namaz kılarken tahiyyata oturulduğunda sağ şahadet parmağı ile işaret yapılması konusu hadisle sabit bir sünnettir. Hadislerde “şu kadar ve şöyle” diye bir ayrıntı olmadığı için fıkıh âlimleri farklı uygulamalar yapmıştır. Hanefi mezhebi fukahası şahadeti okurken “lailahe” sözünü söylerken parmağın kaldırılmasını, sonra da indirilmesini uygun bulmuşlardır. Diğer fukahanın da buna yakın uygulamaları vardır. Her biri için “doğrudur” denmesinde bir sakınca yoktur.
Hadis kitaplarımızdan Ebu Davud’da (4160) ve Ahmed’de (23969) böyle bir hadis vardır. “Ayakkabısız çıplak ayak yürümek” diye bir sünnet yoktur. İnsanın Allah’ın nimetlerine dalıp gitmesini önlemek için yapılacak uygulamalardan biri de çıplak ayakla yere basıp biraz yürümeyi denemek vardır. Hadis bunu emretmektedir. Zira Peygamber aleyhisselamın bilhassa Medine’deki hayatı bize, ince ayrıntılara kadar aktarılmıştır. O bilgiler arasında çıplak ayağı ile yürüdüğüne dair açık bilgiler yoktur. Ashabı kiramın da çıplak ayakla sünnettir diye yürüdüklerine dair bilgiler yoktur. Yerin temiz olması, sağlık açısından bir risk getirmemesi gibi ön şartlardan sonra bu tür uygulamaları bir nevi nefis terbiyesi olarak yapmak tavsiye edilmiştir. Bu hadisi yorumlayan hadis şarihi âlimlerin yorumu bu şekildedir.
Sizin için şöyle bir özetleme yapabilirim: 1. Her Müslüman, günlük hayatına ve iş olarak yaptığına dair dininin hükümlerini öğrenmek zorundadır. Hayatına yeni soktuğu bir iş varsa mesela evleniyorsa onunla alakalı temel din bilgisini öğrenecektir. Külfetsiz, emeksiz ve kuralsız bir dindarlık olamaz. Bir iş kuruluşu yapan o işin temel inceliklerini öğrenecektir. 2. Bir Müslüman, dininin ona ne emrettiğini Kur'an’dan ve Peygamber aleyhisselamın hadislerinden öğrenir. Bu tür bir öğrenme elbette medreselerde yıllar süren bir eğitimi gerektirdiği için çok az Müslüman böyle bir öğrenme ile öğrenir. Bu nedenle Müslümanların geneli, âlimlere sorarak veya kitaplarını okuyarak dinlerini öğrenirler. Bu durumda da Müslüman’ın; a. Âlime sorması, b. Bir kitabı okuması öğrenme yöntemi olur. 3. Hangi âlim, hangi kitap sorusu öne çıktığında da deriz ki: Elbette, sesini yükselten herkes Müslüman’a din öğretecek değildir. Bilhassa bizim çağımızda iletişim imkânlarının yaygınlaşması ile herkes âlim rolüne girmiş sayılmaktadır. Bu noktada da Müslüman’ın “seçme kabiliyeti” bir imtihan olarak önünde durur. Dinine dair bir soru soracağı kişinin, ne kadar dininin adamı olduğunu incelemesi yani dine dair konuşan ama dini yaşamayan biri ile yaşayan biri arasında ayrım yapmak Müslüman’ın imtihanı olur. Sahte para ile doğru parayı ayırmak zorunda olduğu gibi, âlim ile âlim kılıklı arasındaki farkı da görecektir. Çevresi, birikimi, geçmiş örnekleri incelemesi, âlimin üzerindeki ihlâs belirtileri, ekonomi ve şöhret ile alakası gibi bağlantıları ile dininin âlimini bulmak zorundadır. Bu noktada şöyle bir benzetme yapabiliriz: Doktorlar arasında iyisini bulduğu gibi âlimler/hocalar arasında da iyisini bulacaktır. 4. Müslüman, dinini öğrendiği âlimin saygınlığını koruyacaktır ki, ondan öğrendiği din kendisi için ciddiyet sağlasın. Saygınlığını korumakla onu putlaştırmak arasında dengeli duruş şarttır. 5. Farklı görüşlerin bulunduğu bir ortamda Müslüman, aynı şartlar ve düzeyde gördüğü âlimler arasında ihlâsa en yakın olan, dünyaya meyilden uzak duran görüşü ve sahibini tercih eder. Müslüman’ın gayesi Allah’ın rızasıdır. O rıza da ahirete, haramdan kaçınmaya en yakın olana her zaman daha yakındır. Yaşadığı siyasi ortamın etkisi altında kalanla dini hissiyatında hür mantıklı olan arasındaki farkı, maişetini yazdığı kitaplarından temin edenle insanların malından istifade etmeyen arasındaki ince çizgiyi anlamak yol göstericidir. 6. Her zaman kolayı, gönüllere hoş geleni tercih eden, çevreyi ve toplumu üzmeme tarafına kayan birine tercih etmek Müslüman için, bile bile risk almaktır. Aynı şekilde âlimlerin, ruhsatlandırdıkları şeyleri arayıp bulmak da bir hastalıktır. Müslüman, Allah’ın rızasını, helali arayan insan olmalıdır. 7. Müslüman için “şu mezhepten olacak, bizim ekolden olacak” diye bir arayış da olmamalıdır. Ona dinini öğreten kim ise ya da yaşadığı yerde Allah’ı ve dinini kim öğretiyorsa ondan dinini alır. Marka tutkunluğu gibi bir tutkunluk gerekli değildir. Gerekli olan takvadır, şeriata uygunluktur. 8. Müslüman, önceden öğrendiği şeylerin bazılarını sonradan farklı olarak öğrenirse şunu yapar: Çıplak gözle bakıldığında yeni bilgiyi sunanın bilgisi daha derin, takvası daha üstün, siyaset ve çevreden etkilenmişliği daha az biri ise onu tercih eder. Böyle değilse her farklı görüşle yeni bir mecraya girmesi gerekmez. Bu hususta ilave bir bilgi olarak şunu da söylemeliyiz: Bu mesele, zannedildiği gibi içinden çıkılamaz, kavganın/kargaşanın içinde eriyip gidilecek bir mesele değildir. Allah, herkese aradığını verir. Tartışma ve sürtüşme arayan, âlimlerin birbirlerini yiyip bitirdiklerini zanneder ve o da yenir bitirilir o zeminde. Derdi dinini yaşamak olan ise aynı ortamda ibadetini yapar, haramlardan kurtulur. Belli şeyleri eksik yapsa bile Allah’ın rahmeti onu kuşatır. Ne aradığını bilmeyen biri de bir ona bir buna bakarak ömrünü geçirir gider. Dine bir eğlence gibi bakmakla onu dünya ve ahiretimizin saadeti olarak görmek meselesidir bu mesele. Allah Teâlâ hepimizin muini olsun.
Altın ve gümüşün ticaretinin helal bir şekilde yapılabilmesi için; • Altın altınla değiştirilirken gramlarının aynı olması gerekir. İşleme farkı nedeniyle veya değerleri farklı olduğu için gram farkı ile değiştirilemezler. Müşteri elindekini kuyumcuya satıp arzu ettiğini fiyatı ile almalıdır. • Altın/gümüş ticaretinin satım ve ödemesinin aynı ortamda bitmesi gerekir. • Altın ve gümüş ticaretine taksitlendirme girmemelidir. Çekle altın ticareti yapıldığında bu üç kuraldan biri yani anında ödemenin yapılmamış olma riski devreye girmektedir. Bu nedenle de ulemamızın önemli bir bölümü ÇEKLE ALTIN GÜMÜŞ ALINMAZ demektedirler. Eğer çek, anlık hesaba geçecek şekilde nakit gibi ise ve üzerine de o günün tarihi yazıldı ise OLABİLİR kaydı getiren âlimler de vardır.
Haram para ile edinilmiş bir ev sahibine elbette haramdır. Sahibinden onu başka bir yolla mesela miras yoluyla alan için ise âlimler “onun için haram olmayabilir” demişlerdir.