Fetva Meclisi
Soru
Timurtaş (rahmetullahi aleyh) hocamın derslerini dinliyordum; "Araplar harap olacak" şeklinde bir hadis söyledi. Hz Aişe radıyallahu anha, Rasulullah salallahu aleyhi ve sellemi bir gün evden çıkarken, yüzü kızarmış ve gergin halde görmüş ve "Veylul lil Arab" diyormuş... Hadisin devamını hatırlamıyorum. Bu hadis sahih mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Hayır, böyle bir SAHİH hadis yoktur. Bunu hadis olarak görmemiz gerekmiyor.
Aleykümselam. Zamanımızın ahir veya neresi olduğunu bilemeyiz, bilmemiz de gerekmez. Biz, bugün kıyamet kopacakmış gibi heyecanlı olmaya mecburuz. Mü'min olmamız bunu gerektiriyor. Hadisi şerif hakkındaki bilginiz doğrudur. Bu ve benzeri hadisler, imanın dilde bir slogan niteliğinde kalacağını, öze inmenin düşünülmeyeceğini göstermektedir. Allah Teâlâ o hâle düşmekten muhafaza buyursun.
Mevcut Müsned’te böyle bir hadis yoktur. Büyük ihtimalle Şii kaynaklı bir bilgi olarak yayılmış bulunmaktadır.
Selamünaleyküm.Böyle bir hadis vardır, sahih değilse de böyle bir hadis kitaplarda bulunmaktadır.
Peygamber aleyhisselam efendimiz, dünya ve ahiretimiz için gerekli bütün bilgileri bize aktararak bu dünyadan gitmiştir. Onun bize aktardığı bilgiler arasında kıyamete kadar olacak olağan dışı bazı olaylar da bulunmaktadır. Bu aktardığı bilgilerin bir kısmı herkesin çıplak gözle bile görebileceği kadar açık konular, bazıları da derin bilgi gerektirecek konulardır. Sözünü ettiğimiz bu derin konuları ele alırken şu noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir: Peygamber aleyhisselam efendimizden bize ulaşan bilgilerin sahih olanı ve olmayanı vardır. Sahih, ona ait olduğunda şüphe bulunmayan demektir. Bu bilgilerin önce sahih olup olmadığına bakılır. Özellikle sahih olmayan hadislerin sıradan insanlara aktarılıp zihinlerinin karışmasına ve umutsuz kalmalarına neden olmak yanlıştır. Hadisler bize Arapça dili ile taşınmıştır. Hadisleri anlarken iyi bir Arapça bilmeyenin iyi anlaması mümkün değildir. Hadislerde geçen konuları “işte şu olay/işte şu kişi/işte şu mekân” şeklinde muayyen bir noktaya tahsis etmek isabetli olmayabilir. Dünyanın ne kadar daha ömrü varsa bu hadisler o zamanlar için de geçerlidir ve bizim büyük, dehşet diye yorumladığımız nice olay belki de gelecek zamanlar içinde basit kalacaktır. Bu ihtimal unutulmamalıdır. Hadislerde anlatılan ağır olaylar Müslümanların umutsuz kalmalarını ve bir kenara çekilmelerini gerektirmemektedir. Müslüman için kural şudur: Her şeye rağmen Müslümanca hayatı devam ettirmek, kıyamete birkaç dakika bile kalsa elindeki fidanı dikmek. Bu ciddiyet ve önemseme ile bakılmadığında bu hadisler üzerinden Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme söylemediğini veya kastetmediğini söyletmiş oluruz. Allah muhafaza buyursun. Bu da Müslümanları yarın Rablerinin huzurunda mahcup olacakları evhama, vesveselere ve hatalı uygulamalara sevk edebilir. İnsanlara zulmetme, belli yerleri uğursuz görme, zaman ve umut israfına neden olma gibi sonuçlar da muhtemel olur.
Muteber sahih hadis kitaplarında böyle bir hadis yoktur.
araplar konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Dine bir sakıncası yoktur.
İslam'ı ve Müslüman olmayı bir ülkenin vatandaşlığı ya da bir partinin üyeliği gibi görenlerin yani Ümmet şuuru taşımayanların böyle meseleleri kavramaları zordur. Şimdi Kur'an'ımız, Arapça değil de Türkçe inmiş olsaydı Araplar Müslüman olmayacaklar mıydı? Hayır, bu bir şeytan tuzağıdır. Din, Arapların değil Allah'ın dinidir. Bu tür meselelere vakit ayırmamanızı öğütlerim. Bu bir nasip meselesidir. Allah'ın önünü tıkadığına yapabileceğiniz bir şey yoktur. Allah'a emanet olun.
Eğer bu din sadece Arapların dini ise Müslümanlık Araplık demek ise tespitiniz doğrudur.
Haniflik din konusunda Allah’ın yarattığı fıtrat üzere olmak, bozulmamış olmak demektir. Bunun da genel adı İSLAM ve Müslümanlıktır. Kur'an’ımızda şirkten uzak olup tevhid ehli olanlar olarak anılmaktadırlar. Haniflik belli dönemlerden geçmiş ve Peygamber aleyhisselam efendimizin zamanında anılan bir yaşam tarzı olmuştur. İlk şekli için İbrahim aleyhisselamın Hanif olduğunu söyleyebiliriz. Daha sonra putçuluğun etkisinde kaldı. O da bir dönemdi. En son bildiğimiz Mekke’de tek tük kimsenin inandığı din olarak kalmış oldu. Hanif olanlar hac ibadetini ve Kâbe’yi biliyorlardı. Bir de sünnet oluyorlardı. Hanifler sayesinde Araplar bütün bataklık hayatlarına rağmen Allah adını biliyorlardı.
Cennetin dolmasını isteriz. Cehennemin dolmasını istemenin mü'min karakterinde yeri olmaz.