Fetva Meclisi
Soru
Hocam dün burada (İsveç’te) bazı olaylar yaşandı. Danimarka’dan din düşmanları gelip cuma namazından sonra Kur’an’ı yakmak için İsveç polisinden izin istedi. Polis de izin vermeyi düşündü lakin tehdit aldıkları için vazgeçip izin vermediler. Yine de hainler Kur’an’ı ayaklar altına alıp önce futbol oynadılar sonra da yaktılar. Bu görüntüler yayınladığında da buradaki Müslümanlar ikiye ayrıldı. Bir grup, amaçları bizi lekelemek evden çıkmayın ve tepki göstermeyin dedi. Diğerleri ise yollara çıkıp her şeyi yakıp yıktılar. Polisi izin vermeyi düşündüğü için de taşlayıp suçladılar. Zaten burada durumumuz iyi değildi hocam, bunları yaptıktan sonra daha da kötü oldu. Sizce tepkimiz nasıl olmalı hocam?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu hususta, takvasını sabit göreceğiniz bir ölçünüz olarak sabah namazını camide kılan ve dünyayı tanıyan şöyle on kişilik bir istişare grubu oluşturun. Vereceğiniz karara hepiniz uyun. Onlar uymasa da siz tek başınıza uyun. Biiznillah ahiret açısından sıkıntısız bir iş yapmış olursunuz. Bizim buralardan sizi yönlendirmemiz çok doğru olmaz. Size dualar ederiz, sizden de dualar bekleriz.
Peygamberler de bununla karşılaştı. İnsanların bir veya iki nasihatle akıllanacaklarını nasıl düşünürüz? Bu bir. İkincisi de şudur: Bizim vazifemiz hak bildiğimizi izah etmektir, kalpler Allah’ın elindedir. Kimsenin hidayetinden sorumlu değiliz biz, vazifemizi yaparız gerisini de dinin sahibine bırakırız. Öyle her tepkinin önünde eriyecek olsak varlığımızı tüketiriz bilmeden. Bu açıdan tekrar düşünmeye çalışın.
Selamünaleyküm. Bu anlattıklarınızda bir aşırılık olduğunu siz de görüyorsunuz. O söylenenler ise ZAMANSIZ VE YERSİZ SÖYLENMİŞ DOĞRU SÖZLERDİR. Uygulanmak için değil de muhalefet etmek için söylenen sözlerin peşinden gitmemiz gerekmiyor. Elbette Kur'an ve sünnet'ten alacağız ama kim alacak nasıl alacak? Din, oynamak için değildir!
Size haksızsınız diyemem, doğruyu söylüyorsunuz. Yalnız ne ben ne siz, dili ve kalemi bağlı durumdayız. Kimsenin nasihat dinlemeye mecali yoktur, bir afetin içinde yuvarlanıp gidiyoruz. Dilerim Rabbimden bu şiddet sarmalı çabuk geçer de toparlanırız. Bu dönemde bizim gibi dertli kullara düşen planın şöyle olabileceğini zannediyorum. Bir ön taslak, yapılabileceklere örnek olarak şunları teklif edebilirim: 1- Nefsimiz, ailemiz ve yayılabildiğimiz kadar çevremiz üzerinde imanımızı ve iffetimizi koruma mücadelesi yapalım. Önce kendimizi koruyalım. Her birimiz, “ben olmazsam gider bu din” demelidir. Ben ve sen, son kaleyiz. Böyle bilmeli ve inanmalıyız. 2- İhtilaflı konulara yanaşmamızda hayır yoktur. Cedelleşmek yeni tartışma alanlarını getiriyor. Birbirimizi bilhassa iman meselelerinde itham etmemeliyiz. Akidemizi korumalı, çocuklarımıza ve sorumlusu olduklarımıza öğretmeli, pratiğini yaşamaya gayret etmeliyiz. Sloganımız şu olmalı: MÜMİN MÜMİNLE TARTIŞARAK İBADET YAPAMAZ! İbadet olmayan iş de mümin işi değildir. 3- Bu dönemlerde namaz ve Kur'an tilaveti başta olmak üzere ibadetler ciddi bir koruyucudur. İbadetlerden doğabilecek boşluklarımızı şeytan fitne ile dolduracaktır. İbadet ağırlıklı yaşamalıyız. 4- Kursağımızdan geçer rızkın helalliği çok önemlidir. Haram yiyenin işi asan olmaz. Maişetimizi ve elimizdeki malların helalliğini birinci derecen bir konu olarak görmeliyiz. 5- Hiçbir grubu, kurumu, kişiyi dinimizden değerli konuma getiremeyiz. Getirilmesini de dinden taviz olarak görürüz. Böyle bir sonuç alenen ilan edilerek yapılsın veya netice oraya götürsün sonuç değişmez. İslam tektir, en yücedir. İslam'ın üstünde bir değer yoktur.
Selamünaleyküm. Dinimize karşı sürekli hareketli bir refleks içinde olmak, en büyüğünden en küçüğüne kadar her şeye tepki verebilmek Müslüman olmanın en doğal gereklerindendir. Dinle alay edilen topraklar bile terk edildi, dinle alay edenlerin önünde canlar verildi de film mi feda edilemez? Dinimizi koruyan Müslümanlar olarak meleklerin kayıtlarına girmeliyiz. Bu koruma da asrımızda cephelerden çok medyaya karşı yapılmaktadır. Buna göre herkes tavrını bilirleyecek ve bu tavırla dirileceğiz.
Değerli Kardeşim. Daha önce hocamıza gönderilmiş olan benzer soruya verdiği cevabı sizinle paylaşayım; Aziz kardeşim. İmkânınız olsa da İslam tarihini başından itibaren bugüne kadar satır satır inceleseniz. Ne yazık ki bu ümmetin en ağır imtihanı iç imtihanı olmuştur. Sözünü ettiğiniz tartışmalar sadece şu anda bulunan sıkıntılar değildir. Tarih, benzer sürtüşmeler, tartışmalar ve ithamlarla doludur. Ama o muhteşem kullukları yaparak bu imtihanı kazanıp gidenler de o tartışmaların arasından sıyrılarak gitmişlerdir. Yani şunu söylemek istiyorum: Bizim imtihanımız müşrikleri, Yahudileri ve bize düşmanlığını bildiğimiz kitleleri aşarak Rabbimize gitmek değildir. Allah Teâlâ, önümüze neyi çıkarırsa onu kazanmaya mecburuz. Ashabı kiram başta olmak üzere bütün nesiller bu imtihana tabi tutulmuşlardır diyebiliriz. Bize düşen bundan ibret almaktır. Kâfirin önünde ceketini düğmeleyen ama mü'min kardeşinin önünde kaplan kesilen mü'min kendisi ile çelişen bir tavır içindedir. Bu üzücü ama gerçektir. Bu dini böyle yaşayacak ve Rabbimizin rızasını kazanacağız. - Mü'min değerlidir. Hiçbir günah mü'mini atma nedenimiz olamaz. - Mü'minler Allah'ın kitabı, Peygamber aleyhisselamın sünnetini katiyetle tartışamazlar. Âyetler ve hadisler bizim imanımızdır. - Ümmet'imizin büyükleri olanlar, ulemamız, fukahamız, meşayıhımız, mücahitlerimiz önderlerimiz ve örneklerimizdir. Ama putlarımız değildirler. - Kur'an ve Sünnet ölçülerinde içtihat ederek önümüzü açan, bize yol gösteren müçtehitlerimizi hürmet ve takdirle anmaya mecburuz. Allah'ın şeriatını anlamamıza katkı sağlayan her içtihat bizim için bir nimettir; kıymetini biliriz. - Müçtehidi peygamber gibi göremeyiz elbette. Onun makamı hiçbir şekilde nübüvvet makamının şu kadarı bile sayılamaz. Dolayısıyla peygamberlik makamına göre durumu belli olan bir müçtehidin sözü de hadislerin yanında kendisinin peygamberlik makamındaki yeri gibidir. Ve elbette bir müçtehidin sıradan bir mü'mine göre mevkii ölçülemeyecek kadar farklıdır. Müçtehidin sözü ile sıradan bir mü'minin sözü arasında da bu mesafe vardır. - Mü'minlerin nefislerini tatmin için dinimize ait konuları kullanmaları en iyi ifadeyle bir çirkinliktir. Birbirimizi ezmek için dinimiz dışında bir şeyi kullanmalıydık. - Aklı olan, mü'minle uğraşmaz. Uğraşılacak şirk ehli, dalalet ehli mi kalmadı? Aynı şekilde, mü'minle uğraşanla uğraşmak da akıllılık değildir. - Fitneden uzak durun. Mescitlere gidip namazlarınızı eda edin. Evinizin kıymetini bilin. Mü'min kardeşlerinizi cennet arkadaşları olarak bilin. İslam'ı cemaatinden, tarikatından ibaret görenlerin kısırlığı sizi boğmasın. İslam, bütün kâinatı kuşatacak güçtedir. Sürtüşerek değil kuşatarak Allah'a ulaşabiliriz. Kötüleri örnek görmeyin. Yılmayın, usanmayın. Allah'a emanet olun.
avrupa konusundaki diğer fetvalar
Böyle bir şey ancak gerçek bir ölüm tehdidi anında olabilir ve bunu yapan dininden çıkmış olmaz. Aksi takdirde yani muhtemel sıkıntılar, ticari gerekçeler nedeniyle İslam dinini değiştirdiğini imza attığı bir belgede ilan eden dinden çıkmış ve mürtet olmuş olur. Kelimeişehadet getirip yeniden Müslüman olması gerekir. Müslüman olması gerçek olsun için de o belgeyi iptal ettirmelidir. Belge onaylı bir şekilde kaldıkça şehadetin de anlamı olmaz. Pasaport elde etmek gibi bir gerekçenin de din değiştirdiğini ilan etmeye yeterli bir özür olmayacağını düşünürüz.
Bu asırda bankasız hayat sürdürmek neredeyse mümkün olmuyor. Bu nedenle bir hesap açtırın elbette ama oradaki paranıza kâr getirecek bir işlem yapmayın orada. Muhakkak olursa da o kârı oradan alıp bir fakire verin.
TÜP BEBEK UYGULAMASI bir tedavidir. Diğer hastalıklar gibi ele alınmalıdır. Evet, sabreden bundan sevap kazanır ama tedavi olan da vebale girmez. Böyle bir ihtiyacı olan Müslüman kadın; Müslüman, uzman ve bayan bir doktora gider. Bu üç özelliği (Müslüman, uzman, bayan) bir arada bulamazsa uzman ve bayan birine gidebilir. Tercih edilmemeli ama operasyon sürecinde acil ve bekletilemez bir vaka durumunda uzman ve erkek bir doktordan da destek alınabilir.
Mükellef olmayan ve tasarruf yetkisi olmayan bir hayvana vasiyette bulunmak yani mal bırakmak makul olmadığı için caiz de olmaz. Belli bir hayvan grubuna bakılması için bir cemiyete veya benzeri noktaya mal vasiyet edilmesi için caiz olur. Bu vasiyete konu mal da haram bir alanda, abartılı ve israf düzeyinde olmamalıdır.
Hangimiz nerede hangi işi hayır olarak yapabileceksek Rabbimiz bizi orası için seçti demektir. Böyle bir seçilmişlikten kaçamayız. Yalnız şu noktalara dikkat edeceğiz: a- O alanda bir kabiliyetimizin olup olmadığına dikkat edeceğiz. Kabiliyetimizin kararını biz değil dışımızdakiler verecek. b- Mum gibi ışık verip erimeyi kabul edemeyiz. Güneş gibi olacağı; ışık vereceğiz ama erimeyeceğiz. Buradaki erime ise mesela, evimizi ihmal ederek olmayacak bu işler. Sabah namazını kılmaya vakit bırakmayacak bir iş hayır işi değildir. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. c- Biz, işi gücü yerinde ve bu işten ötürü ücret almayanların, davasından ekmek yemeyi kendisine ve ailesine haram edenlerin bu işleri yapmasından yanayız. d- Hizmetimiz bütün mü'minlere yönelik olmalıdır. Müminler arasında ırk, görüş, yöre ayrılığını hizmet görmeyiz. e- Şeffaf olarak yaptığımız işleri değerli görürüz. Kâfir devletlerin bile denetimine açık iş yapmalıyız. Başınızda sizi denetleyebilecek kabiliyet ve güçte birinin/kurumun/heyetin bulunmadığı bir işe girmeyin. O işin sonu sizin hüsranınız olabilir. f- İstişareye ve tenkite hazır olmadıkça yaptığımız işe İslami dememiz caiz değildir. İstişare ve tenkit! Tek kafalılık ve dik kafalılık bizde yoktur. g- Girdiğimiz işte ebedi kalmak gibi bir niyetimiz ve tavrımız olmamalıdır. Bugün girip bir asır çalışma heyecanı ile iş yapacağız ama gerektiğinde yarın bırakabileceğiz ki nefsi ile nefsi olmayan işimiz ayrıt edilebilsin. h- Hangi iş ise yapacağımız iş, o iş hakkındaki dini hükümlerin ayrıntılarını öğrenmeden o işe giremezsiniz. Bu temel ilkeleri becerebiliyorsanız girin, devam edin. Allah yardımcınız olsun.
Devletin yardım vermek için ortaya koyduğu şartlarda bir hile ve yanıltma yapılmadan alınıyorsa bir sakıncası olmaz, alınız.