Fetva Meclisi
Soru
Peygamberler aynıdır derken ne kastediliyor?
Cevap
Benzer fetvalar
Peygamberler arasında ayrım yapmak caiz değildir. Peygamberlik makamı olarak tamamı aynıdır. Tamamına bu şekilde iman ederiz. Aralarında üstünlük farkı bulunduğu ise ayette geçmektedir. Peygamberler arasında ilk beş isim (Muhammed, Nuh, İbrahim, Musa ve İsa), o isimlerin başında da Muhammed aleyhisselam vardır ve bu tartışılabilir bir konu değildir. Âyet böyle beyan etmektedir.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ashabı yani ilk Müslüman olan nesil elbette bizimle aynı imanı, aynı Kur'an’ı ve aynı davayı paylaşmaktadırlar. Daha da isabetli olan ise şudur: Biz elbette onlarla aynı iddiaları ve yolu sürdürdüğümüzü söylüyoruz. Buraya kadar bir sorun yoktur. Ne var ki, onlar hakkındaki kararı bizzat Allah Teâlâ verdi ve onların kimliğini onayladı. Biz ise henüz iddia sürecindeyiz. Bizim yapmayı ideal ve iddia ettiğimiz şeyler onların başarıp bitirdiği şeyler oldu. Başta Kur'an’ımız olmak üzere onları bizzat Peygamber aleyhisselam efendimiz övdü ve takdir etti. Tarih onları öne çıkardı. Bu sebeple kâğıt üzerinde bir aynı olma söz konusu olur ama pratikte aynı olmayı ispat edemeyiz. Onlar hakkında ana hatları ile şu malumatı tespit etmemiz gerekir: Sahabiler Allah onlardan razı olsun, Peygamber aleyhisselamın talebeleri ve ilk neslidir. İmanla dolu kalpleri, ispat edilmiş Allah ve Peygamber sevgisi, konuştuklarına ve sözlerine sadakatleri, ortaya koydukları fedakârlıkları ve benzeri ayrıcalıklarıyla onlar bu ümmetin en üstünleri oldular. Onlardan daha imanlı, daha ahlâklı, daha iyi ibadet yapan olmadı, olmayacak da. Kur'an’ımız onları böyle övdü. O kadar ki bizzat Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onları sevmeyi imandan, onlara buğz etmeyi de nifaktan saydı. Kıyamete kadar mü'min olarak yaşamak isteyen ve Rabbine imanla gitmek isteyen herkes böyle bilmek ve bunu kabul etmek zorundadır. Hiçbir zaman ve hiçbir kavram onları eskitemeyecektir.
Şöyle biliniz: Biz Allah'ın kullarıyız. Peygamber aleyhisselam da Allah'ın kulu idi. Ona farz olan ne ise bize de o farz oldu. Bundan sadece nübüvvetin gerektirdiği sorumluluklar istisna olur.
Bizim imanımız şu şekildedir: 1- Yeryüzünde iki kitle vardır. Biri Allah'a ve peygambere, imanın diğer esaslarına iman ederek MÜ'MİN olanlar. Diğeri de bir nedenle iman etmeyerek diğer kitleyi oluşturanlar. 2- Bu iki kitle birbirinden ayrıdırlar. Ancak bu ayrılık imanda ve yaşam tarzındadır. Mü'min olanla olmayan aynı dünyada, aynı ortamda aynı sosyal zeminde yaşarlar. İman farkı düşmanlığı gerektirmez. Aynı hayat standartlarını aynı devletin çatısı altında yaşayabilirler. Mü'min olmayanlar, mü'min olanlara karşı bir kin ve savaş içinde olmadıkları sürece onlara karşı bir kötü niyet beslememiz gerekmez, caiz de olmaz. 3- Cihadımız yani dinimizi savunmamız, dinimizi yok sayan ve kaldırmaya çalışanlara karşıdır. 4- İman etmeyerek ikinci cepheyi oluşturanlara karşı sosyal gerçekler nedeniyle sessiz kalmamız kötülük yapmama, iyi geçinme düzeyindedir. Peygamberimi ve kitabımı sevmeyene gönlümde yer açamam. Hakkına hukukuna dikkat ederim, hakkımı ezdirmem o kadar. Allah'a emanet olunuz.
Peygamberler arasında bir peygamberlik üstünlüğü söz konusu değildir. Biz onlar arasında birinci sınıf ikinci sınıf ayrımı yapmayız. Ama bütün peygamberler arasında beş peygamberi seçtiğini Allah Teâlâ, Kur'an'da haber vermektedir. Bu beşinin içinde de Peygamber aleyhisselam efendimiz, ilk beşin birincisidir. Böyle iman ederiz.
Efendimiz aleyhisselamın ebeveyninin akıbeti ile alakalı net bir bilgimiz yoktur. Âlimlerimiz farklı görüşler üzerinde mütalaatalarda bulunmuşlardır. Kesin hükmü ise ancak Allah Teâlâ bilir. Bizim derste vurguladığımız nokta ise efendimiz aleyhisselam'ın mübarek gözünden yaş akıtan şeyler sadece müşriklerin eziyeti değildi. Böyle ağır bir yara da onu üzmüştü. Bu kadarını anlayabiliyoruz meselenin.
cehennem konusundaki diğer fetvalar
Eğer sevgili ile kastınız nikâhlı eşiniz değilse Allah sizi affetsin. Mü'min insan nikâhlı olmayan birini öper mi, elinden tutar mı? Ramazan veya başka bir zaman adım adım ahirete gitmiyor muyuz, önümüz cennet veya cehennem değil mi? Aman dikkat et, aman tekrar ve tekrar düşün. Netice olarak nikâhlı bir eşi öpmek boşalma olmadıkça oruca zarar vermez.
Hayvanlara zarar verildiğinde iki hak ortaya çıkar. Birincisi hayvanın sahibinin hakkıdır. İkincisi de hayvanı yaratan Allah’ın hakkıdır. Sahibinin hakkı bir yolla ödenebilir veya sahibi zaten kendisidir ya da ortada bir hayvandır denebilir ama kesinlikle zararı olmayan, helal bir şekilde istifade edilmek için öldürme niteliğinde olmayan öldürmeler caiz değildir. İnsan hayatı ve sağlığı hayvan hayatı ve sağlığından daha öncelikli olduğu için insana zarar veren hayvan öldürülebilir. Yalnız bu konudaki zarar verme muhtemel bir zarar veya bir korku ürünü olmamalıdır. Örnek olarak “ısırır muhakkak” diyerek köpek öldürülemez. Isıracağı belli olan ve ısırması önlenemeyen köpek için böyle bir ruhsat bulunur. Bu kuralların haricinde bir hayvan öldüren muhakkak tevbe etmelidir.
Sırat, cehennemin üstünde kurulu bir köprüdür. Sırat’tan geçileceği bilgisi Kur'an, Sünnet ve icma ile sabittir. Sırat hesaptan sonra olacaktır. Mü'min hesaptan sonra cennet ehli olduğunu anlayacak ama ateşten kurtulup kurtulmayacağını Sırat’tan geçtikten sonra anlayacak. Herkesin onun üzerinden geçmesi farklı olacak. Bu farklılık da günahları ile alakalı olacak. Sırat’ın geçilmesi kurtuluşun tam garantisi olacaktır. Allah’tan başkasına ibadet eden kâfirler Sırat’a gelmeden cehennemin kapılarından ateşe alınacaklar.
Bugün ne yapabileceğimizi düşünelim, ateşten korunmaya bakalım. İmanla ölen herkes er veya geç cennete girecektir. Yeter ki işlenen günahlar sonunda imanı da alıp götürmesin. Ama bu götürme ciddi bir tehlikedir! Genel kural böyledir.
Müslüman bir kadının kocası ile yaşadığı evde kocası ve çocuklarından başkasının olmamasını istemesi hakkıdır. Özellikle de nikâhtan önce bu şart koşulmuşsa erkeğin buna itiraz etmeye hakkı yoktur. Yaşadığımız ortam bir İslam Ortamı olsa idi, böyle bir kadının mahkemeye müracaat etmesinde ve neticede bu yüzden nikahı feshettirmesine gidilebilirdi. Dolayısıyla sizin anlattığınız durumda cehennemle tehdit edilebilir bir durum yoktur. Yine de siz, aile huzurunuzu önde tutun, sabredin. Allah yardımcınız olsun.
Münafık içinden iman etmediği hâlde iman etmiş gibi görünen kâfir demektir. Aslında o da bir kâfirdir ve kâfirden daha beter azap görecektir kıyamet gününde. Peygamber aleyhisselam efendimiz zamanında münafıklar İslam dinini beşiğinde boğmaya çalışan bir şeytan projesine hizmet ediyorlardı. Şeytanın İslam’ı yok etme hayali kıyamete kadar bitmeyeceği için o tür elemanları da bitmeyecektir. O gün bir çeşit iş üzerinden çalışıyorlardı bugün bir çeşit yarın da başka bir çeşit üzerinden çalışacaklardır. Bunu tabii bir durum görüyoruz; İslam kalkmayacağına göre düşmanları da kalkmayacaktır. Bazı Müslümanların kendilerini garantide görmeleri bu gerçeği değiştirmez. Bugünün münafıklarının çalışma alanları esasında içten çökertme mantığı bakımından o günle aynı da olsa ambalajlaması bakımından farklı gibi görülebilir. Bugünün münafıkları: - Dünyaya tenezzül etmeme görüntüsü verdikleri hâlde içlerinde tapındıkları bir dünya hırsı olan kimselerdir. Bu hırsları para ile ilişkilerinde, siyasette, sosyal alanlarda fırsat bulduklarında ortaya çıkan hastalıklarıdır. - Dini dert ettiğini, her şeylerini din için yaptıklarını söylerken gerçekte din için yaptıkları hiçbir şeyleri olmayan ve bundan da hayâ etmeyen karakter sahibidirler. - Allah’ın en kesin emirlerinden olan emr-i bi’l ma’ruf/iyiliği emretmek ve nehy-i anil münker/kötülükten alıkoymak onların tavırlarında yoktur. En yakınlarındakilerine dahi bu konuda etki etmeyi düşünmezler ama dış görüntülerinde iyilik savaşçısı gibidirler. Bu isimlerle dernekler vakıflar kurarlar, toplantılar yaparlar, fotoğraflar çektirirler. Eylemde ise yokturlar. - Konuşurken “biz” zamirini kullanarak konuşup Müslümanlık propagandası yaparlar. Ellerine geçen fırsatları ise kâfirler ve onların yandaşları ile paylaşırlar. Kâfirlerle içli dışlı olmakta sakınca görmezler. - Konuştuklarında insanlara ve hayvanlara merhamette emsalleri yoktur zannedilir. Bunun propagandasını yaparlar. Bebeklere acırlar, aşılar ve ilaçlar dağıtırlar ama uygulamada hiçbir insan onların gözünde merhamete değer bir varlık değildir. Onlara görüntüsü ile zevk vermeyen hiçbir hayvana merhametleri yoktur ama propaganda yaparlar. - Herkesten önce cennete girmek ister gibi görüntü verirler. Cennetin bedeli olan ibadetlerde ise yokturlar. Ve bunlar gibi pek çok iki yüzlü kimliği ispat eden görüntüleri ile bu çağda da vardırlar ileriki çağlarda da olacaklardır. Tıpkı Allah için yaşayan ve bunu hayatında sergileyen mü'minlerin her zaman bulunduğu gibi.