Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm hocam, Ramazan Katliamı videonuzda özellikle teravihlerde, mevlitlerde söylenen salavatın söyleniş şeklinin bid'at olduğunu bir müzisyen tarafından bestelendiğini aktardınız. Peki teşrik tekbiri içinde durum aynı mı? O da sanki biraz müziğe yatıyor. Bu durumda ne yapmalıyız? Cemaat söylerken onlara katılmak yerine içimizden düz bir şekilde okumaya çalışmak doğru bir yol mudur?
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam. Maalesef camilerimizde Teravih namazı arası tekrarlanan salavat o salavattır; ihdas edenini Allah mağfiret etsin. Zaten halkın onca bilmezliğine rağmen o salavat başlayınca nasıl tempo tutturduğundan meseleyi çözebilirsiniz.
Selamünaleyküm. Dinin aslında olmayan herhangi bir işin, ne kadar gerekli ve yararlı görülse de yüzde yüz faydalı, olmazsa olmaz gibi anlaşılması mümkün değildir. Verdiğiniz örnekte de bu açıkça görülmektedir. Şu kadar ki, bazı şartlarda faydasıyla zararını ölçebilmekteyiz. Bu da her konunun aynı şartta değerlendirilmemesi gerektiğini göstermektedir. Hasene cinsinden bile olsa bidatleri savunmakta sıkıntılı sonuçlar olabilir. Buradaki ölçü, fukahanın ittifaken kabul ettikleri ile yetinmek şeklinde kabullenilmelidir. Alenen bir uçurum oluşturmayanlarla da, mü'minler arasındaki vahdete zarar vermeme açısından mücadele etmeyi doğru bulmuyoruz.
Selamünaleyküm. Hiç bir bid'atte hayır yoktur; hayır olduğu gibi Sünnet'tedir.Ancak, mümin iki risk arasında kaldığında hafif olan riski tercih eder. Bu bir fıkıh kaidesidir. İnsanlara tebliğ yollarını tıkatacaksa öyle bir toplantıya katılmak hafif olan riski tercih etmektir. Gidip orada asıl işin dünyada iken Kur'an'la amel etmek olduğunu anlatacaksak, gidebiliriz. O tip toplantılarda mü'min şahsiyetimizin erimemesine dikkat etmeliyiz.
Selamünaleyküm. Namazda teganni uygun değildir. Uyutucu bir ton da yersizdir, ortasını bulmak gerekir.
Selamünaleyküm. Bu, ihtimal kıyamete kadar kimsenin çözemeyeceği kadar köklü bir yer edinmiş sorunlardandır. O yolu izleyen mü'minlerin niyetlerini Allah Teâlâ bilmektedir. Onları itham etmek kimsenin görevi değildir. Samimi niyetlerle yapıyorlarsa ve bunun üzerinden kişisel zevklerini tatmin etmek ve menfaatlenmek gibi bir tutum içinde değillerse onlarla mücadele etmenin yersizliğini düşünüyorum. Yaşadığımız dönem, insanların yanlışlarını tespitten çok neyin doğru olduğunu ispat etme dönemidir. Eğer tasavvuf hatalı ise hatasız olan zühdü ortaya koymalıyız. Birileri Allah'ı zikretmeyi teşvik için tasavvufu metot olarak kullanırken hata ediyor, diğerleri de Allah'ı zikrin ne tilavet ne tesbihat olan hiçbir çeşidi ile meşgul olmadığı hâlde, sadece başkalarının yanlışlarını tadat ederek İslam'a hizmet ediyorsa bu kabullenilemez. Herkes doğru bildiğini yapsın, hesabımız Allah'a kalacaktır.
Selamünaleyküm. Bu konudaki kural şöyledir: Mü'min, emribilmaruf ve nehyianilmünkeri muhakkak yapacaktır. Kendisi aynı hatayı işleyen de bu görevi yapmalıdır. Çünkü, bir hatayı işlemek bir hata ise, işlenmesine seyirci kalmak da başka bir hatadır. Aynı zamanda iki hatayı işlemektense biri ile yetinilmelidir.
cemaat konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Bu durumda siz, bir de melekleri saymaya çalışın. Göreceksiniz ki, hiç de az cemaatiniz yoktur. İnsanların parasını almayın. Yediğinizden fazlasını onlara yedirin. Yüzgöz olacak kadar içli dışlı olmayın. Selamı asla ihmal etmeyin. Küçüklerle daha fazla ilgilenin. Köyün yöresel sorunları ile hiç ilgilenmeyin. Muhakkak işinizin başında bulunun, gereksiz yere izin de kullanmayın. Bir ilmihali ezberleyecek kadar okuyun, ondan notlar tutun. Bayram, kandil gibi özel günleri fırsat bilin ve sabredin, mağlup değilsiniz.
Selamünaleyküm. Biz, Allah'a ve Peygamber'ine iman ediyoruz. İman etmek demek, kayıtsız ve şartsız teslim olmak, her emredileni kabul etmek demektir. Allah'tan ve Peygamber aleyhisselamdan ne gelirse ona hiç itiraz etmeden teslim olmak demektir. Bu, imanımızın özüdür. Böyle inanıyor, böyle ölmek istiyoruz. Bu imanı ölçümüzün ötesinde, ümmetimizin büyükleri ile bağımız ve ilişkimiz sevgi ve takdir üzerine kuruludur. Alimlerimizi şeyhlerimizi, bizim önderlerimizi sever sayarız. Peşlerinden gider, izlerini sürmeye çalışırız. Onların dile düşmesine izin vermez, ulu orta irdelenmelerine razı olmayız. Adı ve kimliği ne olursa olsun, bu ümmetin büyüklerine karşı tavrımız budur. Ancak, hiçbir âlim veya şeyhi ya da bir önderi Peygamber aleyhisselam gibi masum görmeyiz. Görülmesini kabul etmeyiz. Onları put durumuna getirmeyiz. Hatalı olabileceklerini kabul eder, hatalarından ötürü de onlara düşmanlık etmeyiz. Ne körü körüne izlerini sürer ne de hatadan ötürü siler atarız. Onlar da bizim gibi insan oldukları için belli bir seviyede görür, ileri geri irdeletmeyiz. Bu iki ölçümüzün ele alınması durumunda, ulema ve meşayıh arasında horoz dövüşü gibi bir dövüşün mümin açısından hiçbir yararı olmadığı görülecektir. Ne şu âlim ne de bu âlim, kavga nedenimiz olamaz. Herkes iyi bildiği, güzel anladığı âlim veya şeyhin peşinden gider ama diğerlerini irdelemez. Biz, kendi güzelimizi korur kollar, başkalarınınkinin güzelliği veya çirkinliği ile uğraşmayız. Buna vaktimiz olmamalıdır. Bu da bir imtihandır elbette. Ümmetimizin bunca sıkıntısı arasında bir de geçmiş büyüklerini kurcalamanın ne yararı olacaktır? Vakit ve enerji israfından başka bir sonucu olmayan bu tutumu kabul etmeyiz. Sabırlı olup, böyle düşük tartışmalara katılmamalıyız. Nefeslerimizin bile hesabını vereceğimiz bir diyara doğru gidiyoruz. Çok dikkat edelim.
Selamünaleyküm. Aziz kardeşim, bu tereddütleri veya bir benzerini, elimizdeki Kur'an'ın bize ulaşmasında gördünüz, duydunuz mu? Elbette duymadınız; Kur'an'ımız dilden dile bir harfinde bile şüphe olmadan elimizdedir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin hadisleri elimizdedir. Kim nerede nasıl söylemiş biliyoruz. İmam A'zam Ebu Hanife'nin ilmi elimizdedir. Hasan Basrî, Fudayl bin İyad, Abdülkadir Geylanî elimizdedir. Meraklısı iseniz Ahmed Faruk Serhendî elimizdedir. Gerisinin nedenlerini, nasıllarını boş verebilirsiniz. Sakın Kur'an'ın ve Buharî'nin kendisine yetmediği kimse durumunda kalmayasınız!
Selamünaleyküm. Böyle bir fıkıh kuralı yoktur. İstanbul sokaklarında dolaşıyorlar da Mekke sokaklarında neden dolaşamıyorlar. Bu bir fıkıh kuralı değildir.
Selamünaleyküm. İbadetin bireysel ve cemaat ayrımı yoktur. İbadet, sadece kendi dili ile yapılabilir.
Selamünaleyküm. Kabiliyeti olan bir Mü'min, kabiliyetini nerede kullanıp dinine hizmet edebiliyorsa orada bulunmalıdır.