İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hocam mantar toplayıp yemenin dini bir boyutu var mıdır, devletin ormanlarından toplanıp yenebilir mi?

Cevap

Mantar Allah Teâlâ’nın nimetlerinden bir nimettir. Diğer bitkiler için geçerli kural mantar için de geçerlidir. İnsanların özel arazilerinde yetiştirdikleri mantarlar özel bahçelerde yetiştirdikleri meyveler gibidir, izinsiz yenemez. Devlet arazilerindeki mantarlar ise toplanıp yenebilir, bir sakıncası yoktur. Yalnız şunu tespit etmemiz gerekir: Mantar hakkında sahih hadisler vardır. Bu hadislerde Peygamber aleyhisselam efendimiz onu övmüş ve hatta suyunun göze şifa olduğunu söylemiştir. Yaşadığımız topraklarda da pek çok insan mantar zehirlenmesi ile ya hayatını kaybetmiş ya da ağır hastalıklar yaşamıştır. Basit bir iştahla mantar toplanıp yenmemeli ve asla tıbbi tecrübe olmadan ilaç olarak kullanılmamalıdır. Nimetleri helak sebebimiz yapamayız.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

1953 yılında genetik bilimi çalışmaları keşfedildiğinden beri hızlı bir şekilde teknoloji bahçemize/tarlamıza girmiştir. Derin sonuçlarına bakmadan çiftçi ve tüketici bu gelişmeden mutlu olmuştur. Bol ve ucuz ürün göz kamaştırmıştır. Küçücük kabaklar bir kişinin kaldıramayacağı kaya kadar olmuştur. Parmak kadar salatalık yetiştirilen tarlalardan keser sapı gibi salatalıklar getirilmiştir. Devletler de gelişmeleri elleri kolları bağlı gibi izlemişlerdir. Gelinen noktada toprak zayıflamış, haşerat türleri artmış, ne olduğu bilinmeyen bir mecraya sürüklenmiş tarım türü ortaya çıkmıştır. Bugün insanlık büyük bir nimet, o nimet çapında da bir musibet yağmuru altındadır adeta. Gelişen teknoloji tarımda da kendisini gösterince mucizevi denecek ürünler alınmaya başlandı. Teknoloji tarlaya girdi, biri yüz yaptı. Teknoloji tarlaya girdi dertli bir bereket getirdi. Bu yeni durum insanın midesini şişirdi ve israfa sürükledi. İnsan yediğinden fazlasını neredeyse israf eder oldu. Allah’a sığınır ve akıbetimizi hayır etmesini dileriz. “DNA’sı ile oynanmış bitkiler yiyecek olarak tüketilebilir mi?” sorusunun cevabı din adamlarından önce tıp adamlarından alınmalıdır. Allah Teâlâ’nın yarattığı nimetler içinde yasak olanlar sınırlıdır. Helal olanlar geneli oluşturacak kadar çoktur. İnsana zarar vermeyen şey ancak helal olabilir. Bu zarar da kısa veya uzun vadede aynı sonucu oluşturur. Bugün ne yazık ki, tükettiğimiz gıdaların bize ne verdiğini neyi götürdüğünü bilmekten bile mahrumuz. Manavlardaki görüntüler hele fiyatları düşükse gözümüzü kamaştırmaktadır. Daha fazla alabiliyor, gerekenden fazla yiyebiliyoruz. Şimdilik gündemimiz bu kadarla sınırlı kalmıştır. DNA’sı ile oynanmış bitkiler biyolojisi bozulmuş bir nesil getirmedi mi sorusunun cevabından herkes ürktüğü için gündemden uzak tutulduğunu zannediyoruz. Biz, hangi gıdaların genlerine müdahale edildikten sonra yenebileceği konusunda ilkelerimizi şöyle belirleyebiliriz: Uzun vadede bile olsa tüketildiğinde direkt olarak veya hayvanlar ve çevre yoluyla insana zarar vermiyorsa, İnsanlar bu eylemleri ile Allah’ın yaratmasına bir meydan okuma mantığı gütmüyorsa, DNA üzerindeki çalışmalar mesela domuz gibi kati ve tartışmasız bir haramla kaynaştırma nedeni olmuyorsa, Yeryüzü bitki ağını köklü bir değişiklikle etkileme gibi bir sonuca götürme riski yoksa genleri ile oynanmış bitkiler tüketilebilir. Bitki dünyasındaki gelişmeler insanlar için bir kanserojen tehdidi oluşturuyor şeklinde bir iddia yüksek sesle dillendirildiği hâlde buna karşı gözle görülebilir bir önlem de alınmış değildir. Bu çalışmalar, dünyanın parasına hükmeden güçlerin eli altında yürütüldüğü için söz konusu ürünlerin insana, hayvana, tabiata hangi zararları verdiği ciddi bir şekilde gündem bile yapılamıyor. Bizim, gübresinden üretilme tarzına kadar başta buğday olmak üzere hiçbir gıda hakkında din adına konuşma imkânımız olmuyor. Konuşulsa da etki alanımız yok denecek kadar küçülmüş durumdadır. Bu sorulara birinci dereceden muhatap tıp dünyası olmalıdır. Tıbbın “sakıncalı değil” dediği yenmelidir. Siyaset bunu kanunlaştırmalıdır. Fetva da bunun üzerine kurulu olmalıdır. Böyle bir sistem kurulana kadar da yiyebileceklerimizle yiyemeyeceklerimiz aynı sofrada karışık bir gıda anlayışımız ne yazık ki devam edecektir. Sadece bu konu bile aklımızı başımıza almamız için yeterli olmalı idi aslında. Hasbunellah…

Hocam dünya büyük sorunlarla ve hastalıklarla uğraşıyor. Bu hastalıklarda gıdala
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İnsana zarar veren her sıvı, gaz veya kimyasal sakıncalıdır. Yalnız bu sakınca üretilmesinin de sakıncalı olmasını gerektirmez. Kullanılması gerekli olan alanlar da olabileceği için üretilmesine değil zararlı olacağı alanda kullanılmasına haramdır deriz. Bir başka husus da mesela zehrin kullanılacağı belli bir orandan sonrası sakıncalı olacaksa o oranda kullanılması caiz değildir deriz. İnsanın zehrin etkisinde bırakılması caiz değildir. Direkt zehirle cezalandırılıp öldürülmesi de caiz değildir. Zehirli hayvanların yenmesi de caiz olmaz. Bunun dışında zehir üretilmesi yasal sınırlara riayet edildiği sürece haram olmaz. Zira bunda insanlığın yararlandığı noktalar da bulunmaktadır.

Hocam, zehirle ilgili dini kurallar nelerdir? Eşim kimyasal bir iş yapıyor. Yapt
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Bu hususta örf muteberdir. O yöre de gelen geçene helal edilmiş bir meyve yenebilir.

Selamünaleyküm sayın hocam. Bulunduğumuz yer itibariyle etrafımızda tarlalar var
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, gıda konusunda iki uç noktada gezindiğimizi inkâr edemeyiz. Bir kısmımız her ne satılıyorsa bakkalda onu yemekte sakınca bulmazken bir kısmımız da her şeyi şüpheli veya yasak gözüyle görebilmektedir. Konunun hassasiyetini tartışmaya gerek yoktur, gıda hassastır. Zira gıda sağlıktır ve dindir. İnsan, dünya toprağına yerleştiği zamandan beri bir gıda mücadelesi içindedir. Dinimiz bize, “cesedinin de sende hakkı vardır” diye ikaz etmiştir. İnsan, toprağı işleyebildiği kadar yaşama zevki bulmuştur. Medeniyetler toprağın kullanılabildiği yani ziraat yapılabilen yerlerde oluşmuştur. Dinimiz insanlara: -Çalışmalarını, -Helal ve temizi bulmalarını, -Tüketimde itidalli olmalarını, -Savurganlık ve israftan kaçınmalarını temel kurallar olarak belirlemiştir. Şu da bilinmelidir ki, insanın gücünü aşan hususlarda dinimizin bir zaruretler ortamı oluşturduğu da unutulmamalıdır. Böyle bir ortamın oluşmasına örnek olabilecek şu ilkeleri zikredebiliriz: 1- Gıda konusunda hassas olmamız kadar mü'min olmamızın gereği olacak ne olabilir? Kesinlikle dikkat edeceğiz gıdamıza. Allah’a kulluk için ayakta tuttuğumuz bedenler gıda ile aktif olabiliyor. İnsan olarak kaderimiz gıdaya mahkûm olmaya dayalıdır. Hastalıkların önemli bir bölümü gıda kaynaklıdır. İbadetlerin kabulü açısından da gıdanın etkisi yüksektir. “Temiz ve Helal” gıda tüketmek Allah’ın emridir. Gıda canlı hayatın temelidir. Ölmüş hayvan, kan, domuz, leş yiyen hayvanlar gibi belli gıda çeşitlerinin yasaklanması insan sağlığı ile esastan alakalıdır. 2- Mü'min birey ve mü'min aile güçlü olmalıdır. Bu güç için de gıda gereklidir. Bizim güçten anladığımız sadece bedensel sağlık ve güç değildir. Düşüncede, akılda, psikolojide, duygusallıkta, sosyal yapıda ve bedensel yapıda güçlü mü'min olmak gerekir. Sadece beden gücü yeterli bir güç değildir. Allah, bütün bunlarda güçlü olan kullarını daha çok sevmektedir. 3- Kur'an’ımız, iman ehli olmayanların gücü ellerine aldıklarında tarımı berbat edeceklerini özellikle bize bildirmiştir. (Bakara suresi 205.ayet) Bu bir anlamda şuna işaret etmektedir: Mü'minlerin bu hayatı İslamlaştırma mücadelesi bir noktada da tarımın yani gıdanın mü'min ellerde ve mü'mince oluşturulması gerekir. Bugün gelişen teknoloji ile beraber genetik mühendisliği ile bitkilerin yapısı ile oynanmış ve herkesin geçici memnuniyetini sağlayan ama uzun sürede insan neslini çürümeye sevk eden bir sonuca gelinmiştir. Çevre bitkiler ve insan açısından kirlenmiştir. Yeni yeni zararlı böcekler, haşerat üremiştir. İnsanın oburluğunu ve doyumsuzluğunu yansıtan bir gösterge olarak bitki ve ürünü daha çok elde etmek için takviye ilaçlara yüklenilmiştir. Bu ilaçların insanı ve canlıları hangi akıbete sürüklediği ciddi bir şekilde konuşulmamaktadır bile. Gıdayı saklama süresini uzatmak için geliştirilen katkı maddelerinin sonucu bilinmemektedir, bilinse de elden bir şey gelmez gerekçesi ile avunulmaktadır. Renklendiriciler, ambalajlama taktikleri ise ayrı bir sorun olarak durmakta ve çözümsüz izlenimi vermektedir. Bu ambalajlardaki kimyasal etkileşim, uzun süreli beklemenin oluşturduğu risk sadece tartışılmakta ve sonunda herkes tarafından ihmal edilmektedir. Bütün bunlardan en başta yöneticiler sorumludurlar. İhmalkâr üretici ve dikkatsiz tüketici de kendi çapında sorumluluk taşımaktadır. 4- İnsanın maslahatı neyi gerektiriyorsa din onu emreder. Esas olan gıdanın mübah olmasıdır. Zarar ortaya çıkınca da yasak devreye girer. Bunun için domuz, kan, yırtıcı hayvanlar, pislik yiyenler haram kılınmıştır. 5- Bu konuda şu fıkıh ilkelerini dikkatten kaçırmamalıyız: İnsana zarar veren her şey yasaktır. Bir zararı o zararın aynısı ile gideremeyiz. Zararı önlemek bir fayda sağlamaktan daha önemlidir. Helal ve haram bir araya gelince önce haram konusuna bakarız. Daraldığımızda ve çare üretemediğimizde en az zararlıyı tercih ederiz. 6- Abdest için seçtiğimiz suda belli vasıflar aradığımız gibi tükettiğimiz gıdada da bazı vasıflar arayabilir olmalıyız. Yeni nesil bu ölçülerle eğitilmelidir. Siyasetçilerimiz seçim zamanlarında en azından önümüze geldiklerinde gıda konusunda onlara hesap sormasını bilmeliyiz. “Aldatan bizden değildir” kuralını unutan yanmıştır. Buna ziraat erbabından en uçtaki bakkala kadar herkes dâhildir. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.

Şöyle bir durum var hocam: Bazı Müslüman kardeşlerimiz gıda konusunda aşırı hass
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Devletin malı, çöpe atılacak veya ihmal edilecek bir durumda iken siz onu alıp kullansanız bir sakıncası olmaz. Bu kullanımınız bir başka ihtiyacı aksatmadığı sürece yanlış bir iş yapmış olmazsınız.

Selamünaleyküm hocam. Kısaca birkaç soru sormak istiyorum; Askeriyede kamuflaj,
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu bitki ile alakalı olarak ulemanın kararı ‘kullanılmasının caiz olmayacağı’ şeklindedir. İnsan sağlığı açısından bakıldığında veya mü'min insan murueti açısından bakıldığında haram denecek illet oluşmuyor ya da itiraz edilebilir dense de ŞÜPHELİLER sınıfında olduğu kesindir. Şüpheliler ise mü'minin uzak durması gereken listededir. Buna göre bizim kanaatimiz sigara ile aynı durumdadır. Sigara ise haramdır.

Yemenli bir kardeşinizim, Türkiye'de eğitim görüyorum. Ülkemde "Gat"قات isimli b

hadis konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Mü'min namazı, dini ve hayatı bilir. Vakit bulursa namaz kılan değil vaktini namaza göre tanzim eden kişi mü'min kişidir. Uyku insanın kontrol edemediği bir ihtiyacıdır. Gerekli tedbiri aldığı halde uyuyunca görevini aksatan vebale girmez. Mesela uyurken alarm ayarlayan tedbir almış sayılır. Her şeye rağmen uyanamayıp namaz vakti çıktıktan sonra uyanan kimsenin o namazı kaza etmesi gerekir. Kaza ederse biiznillah vebalden kurtulur. Sahih ve sarih hadislerde: “Uykusundan ötürü namazı kaçıranın o namazı kaza etmekten başka çaresinin olmadığı” söylenmiştir. Namazla ve uyku ile ilgili bu değerlendirme üzerinden şöyle bir kural tespit edebiliriz: Hangi sebeple olursa olsun namaz kaçıran o namazı kaza etmek zorundadır. Özürsüz bir şekilde namazı kaçırdı ise ayrıca tevbe etmesi gerekir.

Hocam uyuduğu için namazı kaçıran kimse o namazı kaza etmesi gerekir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Koltuk altı ve etek temizliği ilgili olarak şunu bilmeliyiz: Sahih hadislerde en son KIRK GÜN olarak rakam belirtilmiştir. Buradaki kırk gün EN SON anlamındadır. Gerekiyorsa daha önce de temizlik yapılmalıdır. Kırk günü aşması ise bazı fakihlerin içtihadında haram düzeyinde sakıncalı bulunmuştur. Temizlenmesi gerekecek düzeyde uzama/kirlenme olmuyorsa bu gün sayısına takılmaya gerek yoktur. Zira önemli olan beden temizliğinin gerekiyorsa yapılmasıdır.

Hocam bedenimizdeki kıl temizliği (koltuk altı ve benzeri…) en çok kırk günde bi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur'an’ımızda ve hadislerde Allah’a ait bazı isimler ve sıfatlar öne çıkarılırken bu isimler ve sıfatların biz insanlar olarak anladığımız anlamı ile Allah’a yakıştırılması uygun mudur değil midir diye endişe edilmesinden kaynaklanan ilmi bir tartışma sonucu tefviz yani anlamını Allah’a salma, içeriğine karışmamayı tercih etmişlerdir. Bu manadaki tefviz iki türlü yapılmıştır. Birincisi, bu tür isim ve sıfatların varlığını kabul edip anlamlarını yok kabul etme yani ne anlama geldiğini bilemeyeceğimizi kabul etme şeklinde olandır. İkincisi de bu tür isim ve sıfatların anlamlarının bilinebileceğini ama Allah Teâlâ için konuşulduğunda bizdeki anlamı ile düşünülemeyeceğini “Allah’ın zatına ve azametine uygun bir anlamı olacağını” söyleyen tefviz vardır. Örneklendirecek olursak âyet, “Allah’ın eli, Allah’ın Arş’a istiva ettiğini…” bildiriyor. Birinci anlayışa göre böyle bir âyet vardır ama ne demektir bilemeyiz sonucu çıkar. İkinci anlayışa göre ise bu ayetlerde veya hadislerde bahsedilen anlam gayet açıktır ama bu açık anlamı Allah için uyarlayamayız, nasıl ve ne kadar olacağını da tartışmayız şeklinde bir sonuç çıkmaktadır.

Hocam Allah’ın isim ve sıfatlarının tefvizi ne demektir? Bu konuda neden tartışm
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hadis ilmi literatürüne göre söz konusu haber sabittir. Eşkıya, müminlerin halifesi Osman bin Affan radıyallahu anhın evini kuşatmışlardı. İçeri girilmesine ve dışarı çıkılmasına izin vermiyorlardı. Günlerce denebilecek kadar uzun sürdü bu kuşatma. Son günde Osman radıyallahu anh oruçlu idi. Uykusunda Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi rüyasında gördü. Ona: “Bu gece bizde iftar et” buyurdu. O günde de eşkıya onu Kur’an okurken şehit etti. Bu olay sabittir. Allah ondan razı olsun.

Hocam üçüncü halifemiz Hazreti Osman’ın evinin kuşatıldığı gün Peygamberimizi rü
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Muaviye radıyallahu anh sahabidir. Peygamber aleyhisselam efendimizin hanımlarından Ümmü Habibe radıyallahu anhanın kardeşidir. Peygamber aleyhisselamdan hadisler rivayet etmiştir. Pek çok sahabi de ondan hadis öğrenmiştir. Peygamber aleyhisselamın uzak kabilelere yazdığı mektuplarının yazarlarındandı. Kur'an ayetlerini de yazan resmi yazarlardan olduğu hakkında sağlam rivayetler vardır. Bunun için VAHİY KÂTİBİ olarak anılmıştır. Allah ondan razı olsun.

Hocam Muaviye radıyallahu anh kâtipmiş deniyor. Bu ne demektir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Mevcut Müsned’te böyle bir hadis yoktur. Büyük ihtimalle Şii kaynaklı bir bilgi olarak yayılmış bulunmaktadır.

Hocam bu hadis sahih midir? “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buy

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.