Fetva Meclisi
Soru
Hocam üçüncü halifemiz Hazreti Osman’ın evinin kuşatıldığı gün Peygamberimizi rüyasında gördüğü ve orucunu iftar etmemesini, kendi yanında iftar edeceğini söylediği doğru mudur?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Buradaki anlam şudur: İftar vakti geldiği hâlde 'boş ver, henüz acıkmadım!' mantığı yerine, 'Rabbim, izin verince hemen!' diyen anlayış arasındaki farkın ortaya çıkmasıdır. İftar için ilk vakit, akşam namazının vaktinin girmesidir. Ezan önemli değildir, önemli olan vakittir.
Kayıtsız şartsız örnek Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemdir. O, bizim için bağlayıcıdır. Onun haricindekiler arasında mü'minleri bağlayıcı, onun gibi olmaya mecbur olmamız gereken hiç kimse yoktur. Sözünü ettiğiniz hanım (Allah ondan razı olsun) kadınlığın hatta insanlığın ölçülerini zorlamış diyebileceğimiz bir kulluk yaşadı. Bize aktarılan bilgilerden öyle anlaşılmaktadır. İmreniriz, hayran oluruz ama öyle olmaya çalışmayız. O tür örnekler nadirattandır ve taklidi neredeyse mümkün değildir. Allah onlardan razı olsun. Fıkıh kitaplarında çizgileri çizilen dindarlığı yaşayabildiğimiz zaman biiznillah ateşten kurtuluruz.
Peygamber aleyhisselam efendimizin ne denli övülürse övülsün, övülmekle bitmeyecek meziyetlerin sahibi olduğundan kimsenin şüphesi olamaz elbette. Ancak bu hususun, sanki onun ihtiyacı varmış gibi abartıldığı da maalesef doğrudur. Biz şöyle dengeli bir yol izleyebiliriz: a- Allah Teala onu, kitabında nasıl övdü ise onu olduğu gibi kabul eder, iman ederiz. Kesinlikle tartışmayız, tartışılmasını da imandan çıkmak olarak görürüz. b- Sahih ve sarih hadislerde ona dair aktarılan bilgileri de olduğu gibi kabul eder, onları da tartışmayız, tartışılmasına izin veremeyiz. c- Bunun dışında şairlerin, yazarların, ozanların sözleri ile Peygamber aleyhisselam efendimizi tanımaya ihtiyacımız olmaz. Onun sevgisinin ve kişiliğinin abartılmasının bir zafiyet olduğunu düşünürüz. Onu övmek için yalana, hileye baş vurmanın gereği yoktur. Hassasiyetinizi doğru buluyorum. Yine de siz, sanki başka şey kastediyormuş vesvesesine sebep olmamaya gayret edin. Allah Teala'dan onun şefaatine nail olacak amellere bizi muvaffak kılmasını dileriz.
Sizi tebrik ederim, Peygamber aleyhisselamın hatrı için nefsinin arzusundan vazgeçen kadın olarak dirilmek sizin kazancınız olacaktır biiznillah. Ne mutlu size! Evet, tespitinizde haklısınız; şeytan eşinize: “nasıl olsa o alttan alacak” dedirtir. Bunun da yakın zamanda çözümü olmaz. Siz önce şunu yapın: Eşinize, bu tavrınızın sevgili Peygamber aleyhisselam efendimizin yüce hatrı ve sünnetine uymak için olduğunu ve ölmeden de onun sünnetini terk etmeyeceğinizi söyleyin. Uygun bir zamanda ve tatlı bir dille bunu izah edin. Böylece bir sünneti de hatırlatmış olun. Bir ihtimal kalbi yumuşayabilir. İkinci olarak da mesela öğlen namazını her gün her gün kılmaktan bıkmadığınız gibi bundan da bıkmayın. Bir ecir kaynağı için nasıl “hep ben yapıyorum!” diyebilirsiniz? Aman şeytan sizi boş bulunurken yakalamasın, aman ha!
İnanmamış olsa bile sen o hatayı işledin, o kişinin aklında bir iz kalmış olabilir. Helallik alman ahiretin için daha doğru olur.
Aleykümselam. Ramazan ayından sonra bir gün kaza etsin. İhtilaflı durumlarda ihtiyatlı olanı tercih etmek gerekmektedir. Mesela şevval oruçlarından birini buna da niyet ederek tutsun.
hadis konusundaki diğer fetvalar
Muaviye radıyallahu anh sahabidir. Peygamber aleyhisselam efendimizin hanımlarından Ümmü Habibe radıyallahu anhanın kardeşidir. Peygamber aleyhisselamdan hadisler rivayet etmiştir. Pek çok sahabi de ondan hadis öğrenmiştir. Peygamber aleyhisselamın uzak kabilelere yazdığı mektuplarının yazarlarındandı. Kur'an ayetlerini de yazan resmi yazarlardan olduğu hakkında sağlam rivayetler vardır. Bunun için VAHİY KÂTİBİ olarak anılmıştır. Allah ondan razı olsun.
Mevcut Müsned’te böyle bir hadis yoktur. Büyük ihtimalle Şii kaynaklı bir bilgi olarak yayılmış bulunmaktadır.
Mü'min namazı, dini ve hayatı bilir. Vakit bulursa namaz kılan değil vaktini namaza göre tanzim eden kişi mü'min kişidir. Uyku insanın kontrol edemediği bir ihtiyacıdır. Gerekli tedbiri aldığı halde uyuyunca görevini aksatan vebale girmez. Mesela uyurken alarm ayarlayan tedbir almış sayılır. Her şeye rağmen uyanamayıp namaz vakti çıktıktan sonra uyanan kimsenin o namazı kaza etmesi gerekir. Kaza ederse biiznillah vebalden kurtulur. Sahih ve sarih hadislerde: “Uykusundan ötürü namazı kaçıranın o namazı kaza etmekten başka çaresinin olmadığı” söylenmiştir. Namazla ve uyku ile ilgili bu değerlendirme üzerinden şöyle bir kural tespit edebiliriz: Hangi sebeple olursa olsun namaz kaçıran o namazı kaza etmek zorundadır. Özürsüz bir şekilde namazı kaçırdı ise ayrıca tevbe etmesi gerekir.
Mantar Allah Teâlâ’nın nimetlerinden bir nimettir. Diğer bitkiler için geçerli kural mantar için de geçerlidir. İnsanların özel arazilerinde yetiştirdikleri mantarlar özel bahçelerde yetiştirdikleri meyveler gibidir, izinsiz yenemez. Devlet arazilerindeki mantarlar ise toplanıp yenebilir, bir sakıncası yoktur. Yalnız şunu tespit etmemiz gerekir: Mantar hakkında sahih hadisler vardır. Bu hadislerde Peygamber aleyhisselam efendimiz onu övmüş ve hatta suyunun göze şifa olduğunu söylemiştir. Yaşadığımız topraklarda da pek çok insan mantar zehirlenmesi ile ya hayatını kaybetmiş ya da ağır hastalıklar yaşamıştır. Basit bir iştahla mantar toplanıp yenmemeli ve asla tıbbi tecrübe olmadan ilaç olarak kullanılmamalıdır. Nimetleri helak sebebimiz yapamayız.
Koltuk altı ve etek temizliği ilgili olarak şunu bilmeliyiz: Sahih hadislerde en son KIRK GÜN olarak rakam belirtilmiştir. Buradaki kırk gün EN SON anlamındadır. Gerekiyorsa daha önce de temizlik yapılmalıdır. Kırk günü aşması ise bazı fakihlerin içtihadında haram düzeyinde sakıncalı bulunmuştur. Temizlenmesi gerekecek düzeyde uzama/kirlenme olmuyorsa bu gün sayısına takılmaya gerek yoktur. Zira önemli olan beden temizliğinin gerekiyorsa yapılmasıdır.
Kur'an’ımızda ve hadislerde Allah’a ait bazı isimler ve sıfatlar öne çıkarılırken bu isimler ve sıfatların biz insanlar olarak anladığımız anlamı ile Allah’a yakıştırılması uygun mudur değil midir diye endişe edilmesinden kaynaklanan ilmi bir tartışma sonucu tefviz yani anlamını Allah’a salma, içeriğine karışmamayı tercih etmişlerdir. Bu manadaki tefviz iki türlü yapılmıştır. Birincisi, bu tür isim ve sıfatların varlığını kabul edip anlamlarını yok kabul etme yani ne anlama geldiğini bilemeyeceğimizi kabul etme şeklinde olandır. İkincisi de bu tür isim ve sıfatların anlamlarının bilinebileceğini ama Allah Teâlâ için konuşulduğunda bizdeki anlamı ile düşünülemeyeceğini “Allah’ın zatına ve azametine uygun bir anlamı olacağını” söyleyen tefviz vardır. Örneklendirecek olursak âyet, “Allah’ın eli, Allah’ın Arş’a istiva ettiğini…” bildiriyor. Birinci anlayışa göre böyle bir âyet vardır ama ne demektir bilemeyiz sonucu çıkar. İkinci anlayışa göre ise bu ayetlerde veya hadislerde bahsedilen anlam gayet açıktır ama bu açık anlamı Allah için uyarlayamayız, nasıl ve ne kadar olacağını da tartışmayız şeklinde bir sonuç çıkmaktadır.