Fetva Meclisi
Soru
Hocaların öğrettikleri Kur'an karşılığında ücret almaları dinimize göre doğru mudur? Herkes dinini bildiği kadar öğretmek zorunda değil midir? O çok biliyor çok öğretecek.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm.İlim öğretmenin karşılığında ücret talep etmekte sakınca yoktur. Eğer Kur'an ve farz ilimleri öğretecek hiç kimse bulunmazsa o takdirde ücret talep etmek caiz olmaz.
Kur'an okutmayı becerebilecek birinin ücret alması şu şekildedir: Eğer bulunduğu yerde ondan başka Kur'an öğretebilecek kimse yoksa ücret talep etmeden okutması ona farzdır; verilirse alabilir. Eğer ondan başka da Kur'an okutabilecek kimseler varsa ücret talep etmesinde bir sakınca yoktur. Ne var ki Kur'an'ımıza bu gözle bakmamalıyız. Kur'an öğrenenlere ücret vermek gerekirken bizim ücret talep etmemiz, neyin ne olduğunu bilmediğimizden kaynaklanır.
Kur'an öğretecek kimsenin bulunmadığı bir ortamda Kur'an öğretmek için ücret almak caiz olmaz. Bunun dışında Kur'an öğretmekten, hafızlık yaptırmaktan ücret almakta sakınca yoktur. Mübarek olsun.
Elbette Kur'an’a hizmet edenin ücret almaması bu dünyadaki en mübarek işlerdendir ama ‘Kur'an’a hizmet eden ücret almaz, alırsa caiz olmaz’ şeklinde genelleşmiş bir fetva yoktur. Bir iki âlimin görüşü olarak bulunabilir. Vazifenizi hakkıyla yaparak, ibadet heyecanı taşıyarak yapacağınız Kur'an hocalığından ücret alabilirsiniz. Yeter ki hakkını verin, içini doldurun. Allah mübarek kılsın.
Herkes Müslüman’dır, herkes dinine hizmet edecektir. Herkes iyiliği yayacak kötülüğü engelleyecektir. Herkes Müslüman ise gerçek budur. Şu var ki herkes aynı kapasite ve fırsatlara sahip değildir. Bu da bir gerçektir. Namazı bile gücümüz kadar eda ediyoruz; ayakta duramayan oturarak kılabiliyor. Yıllarını ilme vermiş biri dini bütün yönleri ile anlatmakla yükümlü olur. Sıradan bir Müslüman ise dinin herkesçe bilinen bir gerçeğini konuşur. Birinci kişi mesela namazın bütün ayrıntılarını anlatır. Sıradan olan ise “namaz kılmalısın” der. Herkes gücü kadar sorumludur. Alkol haramdır, faiz haramdır diyemeyecek biri var mıdır? Korkmaya gerek yok haddimizi bilmeye gerek vardır bu durumda. Allah yardımcımız olsun.
Evet, dinine hizmet eden birinin hoca olsun veya olmasın yaptığı işi ücretlendirmemesi esas ve bereketli olandır. Ancak müçtehitlerimiz, dine hizmet olan işlerden özellikle de başka bir işi olmadan o işi yapanların ücret almalarının haram olmayacağına içtihat etmişlerdir. Kitap yazanlar, konferans verenler, Kur'an öğretenler veya bir şekilde dine hizmet denebilecek bir işi yüklenenler ücret almadan o işleri yaparlarsa en güzelini yapmış ve sevap kazanmış olurlar. Niyetleri bu iş üzerinden mal kazanmak olarak o işleri görüyorlarsa zaten ibadet çizgisinden geri kalmış olacakları için ahiret sevabı da kazanamamış olacaklardır. Niyetleri dinlerine hizmet etmek ama geçinebilmek için de makul bir ücret talep ediyorlarsa bu onların sevabını biiznillah azaltmayacaktır. Genel olarak bildiğimiz bu şekildedir. Allah Teâlâ dinini en güzel şekilde yaşamayı ve yaşanmasına yardım etmeyi bize nasip etsin. Âmîn.
bilgi konusundaki diğer fetvalar
Diploma düşmanlığı şeklinde bir şey olamaz. Hak edilmemiş diploma, kullanılamayan diploma bir A4 kâğıdından başka nedir? İnsanların ilim için çalışmaları mı gerekir, ilmi belgeleyen diploma için mi? Elbette ilim de olsun diploma da olsun denir bu soruya cevap olarak. Ama bugün gelinen noktada diploma var ilim yoksa bunun tenkit edilmesi gerekir ki gerçek aransın ve bulunsun. Aksi takdirde seccadesi olan ama namaz kılmayan insanlar gibi diploması olan ama ilmin gereğini yerine getirmeyen insanlara dönmüş oluruz. Asıl gaye ilim olmayınca özellikle din konusunda belli sakıncalar yaşıyoruz. Bunlardan bazılarını öne çıkarabiliriz: a- Diploma öne çıkınca ilimle amel eridi. Sözle iş arasındaki açı büyüdü. b- Kişilerde ucub/kendini beğenme ve kibir oluştu. c- Hakkı gizleme, hakkı yönlendirme kılıfı bulundu. d- Dünya nimetleri üzerine çullanıldı. İnsanların birbirlerine hasedi doğallaştı. e- Tartışmalar, gruplaşmalar çoğaldı. f- Kişilere taassup arttı. g- Bilgisizlik çoğaldı, bilgisizliğe rağmen bilgiçlik dini konularda bile normalleşti.
Yarışmada elde edilen kazancın helalliği kumar olup olmamasına göre değişmektedir. Buna göre de içeriği üzerinde ihtimal kurgusu yaptığımızda şu sonuçlar çıkmaktadır. TV’lerin neye neden hizmet ettiğine dair iyi düşünmek gerektiğini ise izaha lüzum hissetmiyoruz. Müslüman ne kadar kendisini o ortamda tutabilir, dinine ve ahlakına zarar vermeden ne kadar dik kalabilir sorusu da ayrı bir bölümdür. Meselenin sadece yarışma bölümüne cevabımız şudur: Eğer yarışma, iki yarışmacıdan her birinin diğerine kaybedenin kazanana vermesi şartına dayalıysa bu kumardır. Eğer yarışmaya katılan kişiye program sahibi, her bir aşamayı geçmesi karşılığında bir maddi değer veriyorsa ve kaybettiğinde ise bir şey istemiyorsa bu ödüldür; helaldir. Ancak program sahibi yarışmacının başarısız olması halinde yarışmacıdan maddi bir değer alıyorsa bu bir kumardır. İsterse program sahibi bu başarısız yarışmacıya bu maddi değeri programda kendisi vermiş olsun hüküm değişmez. Eğer yarışmaya katılan kişiye program sahibi, her bir aşamayı geçmesi karşılığında bir maddi değer veriyor ve belirli bir aşamaya kadar kaybettiğinde ise bir şey istemiyorsa, o aşamaya gelinceye kadarki kazancı haram olmamakla birlikte şüphelidir. Daha ilerisinin kumar olduğunu söylemeye gerek yoktur. Yarışmada kazanılan ödül helal midir?
Peygamber aleyhisselamın bize bildirdiği konuların pek çoğu kendisinden önceki olaylardan oluşmaktadır. Onun bildirmesini yani bilgi kaynağını irdelememiz mümkün değildir. Sahabi de ondan bilmediğini bize bildiremez. Buna göre bu konu hakkındaki bilgimizin kaynağı direk Peygamber aleyhisselam olmaktadır.
Selamünaleyküm. İman etme düzeyinde bilgi kaynağımız SADECE Kur'an ve Sünnet'tir. Bu iki kaynağın dışındaki bütün bilgi kaynakları, bizim için bir kültür niteliğindedir. Âlimlerin bu iki kaynaktan yola çıkarak ortaya koydukları bilgiler ise, bu iki kaynağa dayanma açısından güvenilirliği kadar bağlayıcıdır. Bir âlimin mücerret görüş belirtmesi bizim için hürmete şayan olabilir ama ASLA DİN OLMAZ. Bir âlimin görüşünün din olması başka şey, muhterem olması başka şeydir. İkisi arasındaki çizgi, iman konumuz olması veya olmaması çizgisidir. Bilhassa rüya ve benzeri bilgileri bu noktadan ele alabilirsiniz.
Selamünaleyküm. Gerek Peygamber aleyhisselam efendimiz ve gerekse diğer peygamberler hakkında Kur'an ve hadislerde geçmeyen bilgilerin doğruluğu veya yanlışlığı hakkında hiçbir tartışma yapmayız. Doğru olması muhtemel bilgiler olarak da görebiliriz batıl hikâyeler olarak da görebiliriz. Bizi sadece Kur'an ve Sünnet bağlar.
Selamünaleyküm. Evet, şu andaki 'telif hakkı' mantığını eski kitaplarımızda bulmak mümkün değildir. Yeni bir mesele olarak, kitaplarımıza girmiştir. Bu husus, muasır ulemanın görüş beyan ettiği, içtihat etmeye çalıştığı konulardandır. Bu nedenle âyet veya hadisle direk desteklenmesi mümkün değildir. Ama dolaylı yollarla âyet ve hadis desteği ile belgelendirilmektedir. Sizin belirttiğiniz yönü ise, size göre doğru olan bir mantığa dayanmaktadır. Nihayetinde bir içtihat meselesidir bu, ehli olan içtihat eder. Allah'a emanet olunuz.