Fetva Meclisi
Soru
Televizyon kanallarının gerek bilgi gerekse vücutla yapılan yarışmalarına katılmak ve bu yarışmalardan kazanılan ödülleri almak caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
İsterseniz konuyu iki bölümde ele alalım. Birinci bölüm, o programların neden ve kimler tarafından yapıldığı, içimize o programlarla neler sokmak istedikleri olsun. Yani, hangi TV kanalının ne maksatlı programına katılmış olduğumuzu bilelim; onun neticesini vicdanımızla muhasebe edelim. İkinci bölüm ise şudur: Eğer TV kanalı ve program niteliği açısından sakınca olmadığına imani vicdanımız kanaatkâr ise, verilen ödülleri almakta bir sakınca yoktur. Çünkü bir piyango türü değildir. Ödüllendirmedir. O da caizdir.
Televizyon veya başka bir kurumun yarışma organizesinden kazanılan para ilke olarak haram değildir. Ama hangi televizyonun hangi yarışmasına katıldığımız takdir edersiniz ki çok önemlidir. Allah'a emanet olun.
İki veya daha fazla kişinin aralarında doğrudan veya dolaylı olarak anlaşma suretiyle bir tarafın kazanacağı, diğer tarafın kaybedeceği şansa dayalı her türlü oyun, kumar kapsamında olup haramdır. Kendi aralarında yarışacak kimselerden kazananın, üçüncü kişi tarafından vaat edilen ödülü alması ile kaybedenin bir zarara girmemesi esasına dayalı meşrû içerikli yarışmalara katılmak ve buradan kazanılacak ödülleri almak ise caizdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 6/206; el-Fetâva’l-Hindiyye, 5/324) Ancak bu nitelikleri taşıyan bir yarışmaya katılabilmek için normal ulaşım ücreti dışında kontör göndermek vb. ilave ücret ödemek ya da bir ödeme taahhüdünde bulunmak, çekilişe katılmak için piyango bileti satın almak niteliğinde olduğundan yarışma bir tür kumara dönüşür.
Selamünaleyküm. Piyango türü bir bilet satıp o biletin numarasına ödül verme şekli kumardır, caiz olmaz. Sizden alışveriş yapanlara bir numara verip o numaralardan kime ne çıkarsa onu vermeniz ise caiz olabilir. İkisi arasındaki fark şudur: Birinde boş bir kâğıda sadece rakam yazdığınız için değer biçiyorsunuz ve insanlara bir şey çıkmazsa o kâğıda verdikleri para boşa gitmiş oluyor. Yani boş kâğıdı para ile satmış oluyorsunuz. Bu caiz değildir. Diğerinde ise müşteri, parasının karşılığı olan malı zaten almış olduğundan boşa bir para kaptırma durumu yoktur. Yine de ziyadesiyle dikkatli olmanızı tavsiye ederiz size; bu tür işlerde şeytanın nüfuzu kolay olabilir. Allah yardımcınız olsun.
Taraflardan birinin kazanıp diğerinin kaybettiği bütün şans oyunları kumardır. Sadece kazananın kârlı çıktığı, kaybedenin ise zarara uğramadığı uygulamalar ise kumar niteliğinde değildir. Buna göre; marketlerde ve mağazalarda iş yeri sahiplerinin alışveriş yapan müşterilerine verdikleri çekiliş kuponuna hediye çıkması durumunda, müşterilerin çıkan hediyeleri almalarında bir sakınca yoktur. (Kâsânî, Bedâ’i, 6/206) Çünkü müşterilerden birinin kazanması hâlinde diğerleri bir şey kaybetmemektedir. Ancak çekilişe katılmak için ayrıca bir ücret ödenmesi hâlinde yatırılan para üzerinden şans yolu ile kazanç elde etme durumu söz konusu olacağından yapılan çekiliş işlemi kumar olur.
Belli bir ücret ödeyerek bu programa katılabiliyorsanız bu kumara benzediği için caiz olmaz. Ücret ödenmeden katılmanın mümkün olduğu bir program ise esasen bir sakıncası olmaz. Yine de bu tür programlarla ilgili endişelerimiz vardır: - Müslüman’ı telefon cihazına mahkûm edebiliyor. Vakit israfı ve göz kirliliği sebebi oluyor. Program akışı içinde ticari ilanlar bulunabiliyor ve bu ilanlar başlı başına bir endişe konusu olabiliyor.
bilgi konusundaki diğer fetvalar
Diploma düşmanlığı şeklinde bir şey olamaz. Hak edilmemiş diploma, kullanılamayan diploma bir A4 kâğıdından başka nedir? İnsanların ilim için çalışmaları mı gerekir, ilmi belgeleyen diploma için mi? Elbette ilim de olsun diploma da olsun denir bu soruya cevap olarak. Ama bugün gelinen noktada diploma var ilim yoksa bunun tenkit edilmesi gerekir ki gerçek aransın ve bulunsun. Aksi takdirde seccadesi olan ama namaz kılmayan insanlar gibi diploması olan ama ilmin gereğini yerine getirmeyen insanlara dönmüş oluruz. Asıl gaye ilim olmayınca özellikle din konusunda belli sakıncalar yaşıyoruz. Bunlardan bazılarını öne çıkarabiliriz: a- Diploma öne çıkınca ilimle amel eridi. Sözle iş arasındaki açı büyüdü. b- Kişilerde ucub/kendini beğenme ve kibir oluştu. c- Hakkı gizleme, hakkı yönlendirme kılıfı bulundu. d- Dünya nimetleri üzerine çullanıldı. İnsanların birbirlerine hasedi doğallaştı. e- Tartışmalar, gruplaşmalar çoğaldı. f- Kişilere taassup arttı. g- Bilgisizlik çoğaldı, bilgisizliğe rağmen bilgiçlik dini konularda bile normalleşti.
Dine ait hususları öğretmede iki durum vardır. Birincisi öğretecek kimsenin bulunmadığı bir ortamda bilenin öğretmesidir ki, bu durumda ücret talep etmesi hakkı olmaz. Bu pozisyon sözü edilen, “herkesin dinini öğretmesi” pozisyonudur. Fıkıh dilinde buna “farz-ı ayın” denmektedir. İkinci durum ise, pek çok öğretebilecek kimsenin bulunduğu durumdur ki, bu durumda öğretenlerden biri öğretmesinin karşılığında ücret alabilir. Bunun adı da pozisyonun “farz-ı kifaye” olmasıdır. Elbette böyle bir işi Allah için yapmış olmak en güzelidir.
Peygamber aleyhisselamın bize bildirdiği konuların pek çoğu kendisinden önceki olaylardan oluşmaktadır. Onun bildirmesini yani bilgi kaynağını irdelememiz mümkün değildir. Sahabi de ondan bilmediğini bize bildiremez. Buna göre bu konu hakkındaki bilgimizin kaynağı direk Peygamber aleyhisselam olmaktadır.
Selamünaleyküm. İman etme düzeyinde bilgi kaynağımız SADECE Kur'an ve Sünnet'tir. Bu iki kaynağın dışındaki bütün bilgi kaynakları, bizim için bir kültür niteliğindedir. Âlimlerin bu iki kaynaktan yola çıkarak ortaya koydukları bilgiler ise, bu iki kaynağa dayanma açısından güvenilirliği kadar bağlayıcıdır. Bir âlimin mücerret görüş belirtmesi bizim için hürmete şayan olabilir ama ASLA DİN OLMAZ. Bir âlimin görüşünün din olması başka şey, muhterem olması başka şeydir. İkisi arasındaki çizgi, iman konumuz olması veya olmaması çizgisidir. Bilhassa rüya ve benzeri bilgileri bu noktadan ele alabilirsiniz.
Selamünaleyküm. Gerek Peygamber aleyhisselam efendimiz ve gerekse diğer peygamberler hakkında Kur'an ve hadislerde geçmeyen bilgilerin doğruluğu veya yanlışlığı hakkında hiçbir tartışma yapmayız. Doğru olması muhtemel bilgiler olarak da görebiliriz batıl hikâyeler olarak da görebiliriz. Bizi sadece Kur'an ve Sünnet bağlar.
Selamünaleyküm. Evet, şu andaki 'telif hakkı' mantığını eski kitaplarımızda bulmak mümkün değildir. Yeni bir mesele olarak, kitaplarımıza girmiştir. Bu husus, muasır ulemanın görüş beyan ettiği, içtihat etmeye çalıştığı konulardandır. Bu nedenle âyet veya hadisle direk desteklenmesi mümkün değildir. Ama dolaylı yollarla âyet ve hadis desteği ile belgelendirilmektedir. Sizin belirttiğiniz yönü ise, size göre doğru olan bir mantığa dayanmaktadır. Nihayetinde bir içtihat meselesidir bu, ehli olan içtihat eder. Allah'a emanet olunuz.