Fetva Meclisi
Soru
Nureddin hocanın konuşmalarında diplomayı “A4 kâğıdı” tarzında bir söylemle tenkit ederken dinledim. Biz Müslüman olarak diplomasız mı olmalıyız, neden diploma düşmanlığı yapıyor hoca?
Cevap
Benzer fetvalar
Madem beni severek dinliyorsunuz, nerede ‘çocuklarınızı ilahiyat fakültelerine göndermeyin’ dediğimi dinlediniz? Ben öyle bir söz sarf ettiğimi hatırlamıyorum. Bu birinci cevabım olsun size. İkinci cevabım ise şudur: Filan tıp fakültesinde okuyan doktor adayları iyi yetişmiyor diye sitem etmek ne kadar mümkün ise birinin de ilahiyat fakültelerini tenkit etmesi o kadar hakkıdır. Kaldı ki ilahiyat fakültelerinin varlığı, gerekliliği, işe yararlılığını tek bir kelime ile tartışmadım, tartışmam da. Zira ilahiyat fakültelerinin alternatifini oluşturabilecek durumda değiliz. Yalnız şu noktalara itirazımız vardır: A- ‘İlahiyat fakültesini okuyan talebe; bir müçtehittir artık. Ebu Hanife’nin muarızı olabilir’ zanneden öğrenci velisinin, öğrencinin aldanmış olacağını bilmesi gerekir. Benim vazifem onu ikaz etmektir. İlahiyat fakülteleri alim yetiştirme yerleri değildir. İlim tahsili ile alakalı formülleri alma yeridir. Orada öğrenciye temel prensipler öğretilebilir ancak. Daha ilerisini beklemek yanlıştır. B- İlahiyat fakültesi diplomasının bir dindarlık belgesi olarak algılanmasını hatalı bulduğumu da beyan ederim. Değil ilahiyat fakültesi, Fatih dönemindeki bir medrese mollasının icazeti bile dindarlık garantisi belgesi olamaz. Bir genç ilahiyat fakültesi bitirince örnek Müslüman olmuyor, örnek Müslüman olmak için iyi bir malzeme toplamış oluyor. Diploma döğüştürme gibi bir gelişmeye karşı uyarmak vazifemdir, onu yapıyorum. C- İnsanların kız veya erkek çocuklarını ilahiyat fakültesine gönderince gençleri kuşatabilecek pek çok riskten korunmuş mübarek bir ortama bırakıldıklarını zannetmelerini şiddetle tenkit ediyorum. Fakültelerin tamamı neticede büyük şehirlerin içinde kurulmuştur ve milyonlarca insanla iç içe bir hayat yaşanmaktadır o şehirlerde. İlahiyat fakültelerini mikroptan arındırılmış bölgeler zannetmek hatadır. Bunu ikaz ediyorum. D- En ağır iman konularımız bile ilahiyat fakültelerinde gençlerin zihnini bulandıracak bir tarzla tartışılarak dinimizin gelecek kuşaklara sulandırılmış olarak taşınmasına zemin hazırlayabilmektedir. Geçmiş ulemayı tahkir etmeyi bir bilimsellik, akademisyenlik zannetmeyi hata olarak anlıyorum, bir yıkılma ve çökme sinyali olarak görüyorum. Bunu da ikaz etmek imanımla alakalı bir durumdur. Temel beş itirazım bunlardır. Bunları söyledim, biiznillah söyleyeceğim. Daha ötesi bana ait değil. Allah’a emanet olunuz.
Yerinde bir tespit yapamamışsınız, çok yüzeysel ve kısa vadeli düşünüyorsunuz. Ümmet sizden ve bizim neslimizden oluşmuyor. Dünün yanlışlarını bugün acı olarak yaşıyoruz. Bizim yanlışlarımızı da yarınki nesiller yaşayacak. Onlar sormasa da Allah bir sonraki nesle devrettiğimiz yanlışların hesabını bizden soracaktır. Bu nedenle daha geniş bir pencereden bakmaya çalışınız. Kaldı ki, bölünmek, bir arada olamamak sadece “bölünmek” değildir. Hızlı bir okumayla ele aldığımızda bile bölünmüşlüğümüz yüzünden: a- Kalplerimiz kirlendi, kin ve haset içimizi işgal etti. b- Dillerimiz bozuldu, nezaketimizi kaybettik, tabiiliği yitirdik. c- Herkes her şeyin âlimi oldu, ilme ve birikime saygı kalmadı. Din herkesin keyfine göre söz sahibi olduğu bir alana döndü. d- İç savaşlarımız çoğaldı. e- Allah’a davet ve cihat ertelendi hatta unutuldu. f- Düşmanlara karşı zafiyet ve teslimiyet oluştu. g- Şaşkın ve umudu tükenmiş bir nesil olduk. Bunlar bile yetmez mi bir olamamanın acı sonuçlarını hissetmek için?
İnsanın dünyasına ve ahiretine faydası olan her ilim ilimdir. Bu ilimlerin bir noktada a olanı öbür noktada b olanı daha öncelikli olabilir. Temel itikat ve amel bilgisi konuları dışında ilimlere dengeli bir şekilde bakmamız gerekiyor. İtikadınız ve ameliniz için gerekli olan ilimden sonra siz hangisinde ilerlerseniz mübarek bir iş yapmış olursunuz. Yalnız bu sözleri gençlerden çok duyuyoruz ama bir zaman sonra sesleri duyulmaz oluyor. Aman heyecanınızı uzun soluklu tutun.
Ne yazık ki, ilmin insana soğuduğu bir zamana geldik. Her şey diploma ve diplomanın maddi getirisine dayandı kaldı. İlim bir ibadet heyecanı ve doyumsuz bir tat olmamaya başladı. Bunun pek çok sebepleri olabilir ve bu sebepler de kişiden kişiye değişebilir. Genel olarak değinecek olursak: Dünyalık üzerine kurulu hayat tarzlarımız, her şeyin ölçüsünü dünya menfaati ile belirleme hastalığımız, Sosyal çevrelerimizin bu anlayıştan uzak bir çevreden oluşması, Değerli işleri erteleme hastalığımız, İlmi ulaşılamaz zorlukta görmemiz, Evimizi ve zevkimizi tapınırcasına benimsememiz, külfete gelemeyişimiz, sevdiklerimizden ayrılamayışımız, günlük abartılar bu ilim kopukluğumuzun nedeni sayılabilir. Bunun sonucu olarak da manevi boşluğun acısını, hedefsizliği, gerçek bir cahilliği, şüphelerle boğuşmayı, hayatı ve imtihanları anlayamamayı ve gerçek manada bir din erimesini yaşamaya başladık. Allah yardımcımız olsun.
Selamünaleyküm. 1- Yemin keffareti yiyecek olarak verildiğinde ON AYRI FAKİRE VERİLMESİ ŞARTTIR. Bir tek fakire verilecekse on güne dağıtılarak verilmesi bazı alimlerce caiz görülmüştür.2- İstememek durumu, düşmanlık, elle müdahale, hile yapma gibi bir noktaya sürüklemedikçe imana zararı yoktur. 3- Bilhassa niyet konusunda vesvese tehlikelidir. Açık bir belirti olmadıkça niyetleri irdelemek yanlıştır. Kendi kuyunuzu kazmamalısınız.4- Hak sahibi ile helalleşmek mümkün değilse onun adına istiğfar ederek, ona dualar ederek helalliği oluşturmak da mümkündür.
Diploma diye bir şart yoktur. İlim ve ihlas en önemli şarttır. Haddinizi bilin, seviyenizi aşmayın; elbette anlatın. Allah yardımcınız olsun.
bilgi konusundaki diğer fetvalar
Yarışmada elde edilen kazancın helalliği kumar olup olmamasına göre değişmektedir. Buna göre de içeriği üzerinde ihtimal kurgusu yaptığımızda şu sonuçlar çıkmaktadır. TV’lerin neye neden hizmet ettiğine dair iyi düşünmek gerektiğini ise izaha lüzum hissetmiyoruz. Müslüman ne kadar kendisini o ortamda tutabilir, dinine ve ahlakına zarar vermeden ne kadar dik kalabilir sorusu da ayrı bir bölümdür. Meselenin sadece yarışma bölümüne cevabımız şudur: Eğer yarışma, iki yarışmacıdan her birinin diğerine kaybedenin kazanana vermesi şartına dayalıysa bu kumardır. Eğer yarışmaya katılan kişiye program sahibi, her bir aşamayı geçmesi karşılığında bir maddi değer veriyorsa ve kaybettiğinde ise bir şey istemiyorsa bu ödüldür; helaldir. Ancak program sahibi yarışmacının başarısız olması halinde yarışmacıdan maddi bir değer alıyorsa bu bir kumardır. İsterse program sahibi bu başarısız yarışmacıya bu maddi değeri programda kendisi vermiş olsun hüküm değişmez. Eğer yarışmaya katılan kişiye program sahibi, her bir aşamayı geçmesi karşılığında bir maddi değer veriyor ve belirli bir aşamaya kadar kaybettiğinde ise bir şey istemiyorsa, o aşamaya gelinceye kadarki kazancı haram olmamakla birlikte şüphelidir. Daha ilerisinin kumar olduğunu söylemeye gerek yoktur. Yarışmada kazanılan ödül helal midir?
Dine ait hususları öğretmede iki durum vardır. Birincisi öğretecek kimsenin bulunmadığı bir ortamda bilenin öğretmesidir ki, bu durumda ücret talep etmesi hakkı olmaz. Bu pozisyon sözü edilen, “herkesin dinini öğretmesi” pozisyonudur. Fıkıh dilinde buna “farz-ı ayın” denmektedir. İkinci durum ise, pek çok öğretebilecek kimsenin bulunduğu durumdur ki, bu durumda öğretenlerden biri öğretmesinin karşılığında ücret alabilir. Bunun adı da pozisyonun “farz-ı kifaye” olmasıdır. Elbette böyle bir işi Allah için yapmış olmak en güzelidir.
Peygamber aleyhisselamın bize bildirdiği konuların pek çoğu kendisinden önceki olaylardan oluşmaktadır. Onun bildirmesini yani bilgi kaynağını irdelememiz mümkün değildir. Sahabi de ondan bilmediğini bize bildiremez. Buna göre bu konu hakkındaki bilgimizin kaynağı direk Peygamber aleyhisselam olmaktadır.
Selamünaleyküm. İman etme düzeyinde bilgi kaynağımız SADECE Kur'an ve Sünnet'tir. Bu iki kaynağın dışındaki bütün bilgi kaynakları, bizim için bir kültür niteliğindedir. Âlimlerin bu iki kaynaktan yola çıkarak ortaya koydukları bilgiler ise, bu iki kaynağa dayanma açısından güvenilirliği kadar bağlayıcıdır. Bir âlimin mücerret görüş belirtmesi bizim için hürmete şayan olabilir ama ASLA DİN OLMAZ. Bir âlimin görüşünün din olması başka şey, muhterem olması başka şeydir. İkisi arasındaki çizgi, iman konumuz olması veya olmaması çizgisidir. Bilhassa rüya ve benzeri bilgileri bu noktadan ele alabilirsiniz.
Selamünaleyküm. Gerek Peygamber aleyhisselam efendimiz ve gerekse diğer peygamberler hakkında Kur'an ve hadislerde geçmeyen bilgilerin doğruluğu veya yanlışlığı hakkında hiçbir tartışma yapmayız. Doğru olması muhtemel bilgiler olarak da görebiliriz batıl hikâyeler olarak da görebiliriz. Bizi sadece Kur'an ve Sünnet bağlar.
Selamünaleyküm. Evet, şu andaki 'telif hakkı' mantığını eski kitaplarımızda bulmak mümkün değildir. Yeni bir mesele olarak, kitaplarımıza girmiştir. Bu husus, muasır ulemanın görüş beyan ettiği, içtihat etmeye çalıştığı konulardandır. Bu nedenle âyet veya hadisle direk desteklenmesi mümkün değildir. Ama dolaylı yollarla âyet ve hadis desteği ile belgelendirilmektedir. Sizin belirttiğiniz yönü ise, size göre doğru olan bir mantığa dayanmaktadır. Nihayetinde bir içtihat meselesidir bu, ehli olan içtihat eder. Allah'a emanet olunuz.