Fetva Meclisi
Soru
Hocam, aklımdan şöyle geçiyor: Biz dünyada nimetlerimizi arttırdıkça ya da elimizdeki nimetler arttıkça ahiretteki nimetlerimiz azalıyor. Bu doğru mudur?
Cevap
Benzer fetvalar
Mü’min olarak dünya hayatımızı cenneti kazanmak için yaşıyoruz. Rabbimiz de bizi dünyada güzel işler yapmak için, imtihan olmamız için yaratmıştır. Cenneti istememizi, isterken de Firdevs cennetini istememizi vurgulamıştır. Bir yarış yerindeyiz âdeta, kulluk yarışı. Farzları yapar, haramlardan kaçınırız ve nafileler ile yarıştaki yerimizi belirleriz. Böyle bir kulluk sınav yerindeyken hatalarımız karşısında Rabbimize sığınır tövbe ederiz ama kul hakkı olunca orada da helallik devreye girer, girmeli. Tövbe ederiz hatamızdan dolayı ama maddi veya manevi birisine zarar verildiyse tövbenin yanında helallik alırız ki ahirete kalmasın. Bu helallik durumu ahirete kalmamalı. Ahirette herkes kendi derdine düşecek, bir “subhanallah” daha fazla söyleseydim diye derdimiz olacak amellerimiz için. Zerre kadar yaptığımız iyilik veya kötülük hesabı yapılacakken kul hakkını ahirete bırakmak tehlikeli olacaktır. Kul hakkına girilen kişi ahirette bizi affeder mi bilemeyiz. Bildiğimiz şey; hakkına girilen kişi ile helallik ahirette önce yaptığımız sevaplarımızı ona vermek, eğer yeterli gelmezse onun günahlarını yüklenmek olarak olacak maazallah. Bu sebeple dünyada ne yaparsak yapalım helallik alarak bu dünyadan ayrılalım. Helallik alamadan karşı taraf öldüyse maddi ise hak; mümkün ise ailesine bu maddiyatı teslim etmeli, onun adına sadakalar vermeli. Manevi bir hak ise onun adına dua etmek, istiğfar etmek, sadakalar vermek de yapılabilir. Rabbim o çetin gücün azabından bizi korusun, kul hakkı olmadan Rabbimizin huzuruna gitmek için mücadele edelim. Rabbim yardımcımız olsun.
Allah Teâlâ nimetler verirken hiçbir nimeti hesapsız ve sonuçsuz vermiyor; her nimet bir hesap ve imtihan çizgisi üzerinden gelir bize. İnternet ve ona bağlı oluşturulan imkânlar Allah Teâlâ’nın en güzel nimetlerinden biri olarak bize ulaşmıştır. Her nimet gibi bu nimetin de hesabı olacaktır. Ne kadar helal kullandığımız ne kadar lehimize veya aleyhimize çalıştırdığımız muhakkak sorgulanacaktır. İnsanlar interneti suçlayarak Allah’ın hesabından kurtulamazlar. Alkol tüketenlerin üzümü suçlaması kadar basit ve anlamsız bir suçlama da internetin insanları günaha sevk ettiğini söylemek olur. Evet, internet ölçümü yapılamayacak kadar büyük uçurumlar oluşturdu ama bu bir nimettir, her nimet gibi kullanılma şekline göre kâr veya zarar getirecektir. Ailelerin bozulma nedeni olarak interneti göstermeden önce iradelerimizin çürüdüğünden söz etmemiz daha isabetli olur. Allah’a sığınmak ve birilerinin helakine neden olan interneti bizim hidayetimizin artmasına vesile kılmamız gerekir. İnternet ve ona bağlı olarak kullanılan sosyal medya ve benzeri araçları kullanırken Müslüman olarak zihnimizde bulunması gereken uyarıları bir kırmızı çizgi niteliğinde görerek değerlendirebiliriz. Buna bağlı olarak: Allah’ın murakabesini yani kulunu sürekli denetlediğini hiç unutmayacaksın. Nerede olursan ol, Allah seni denetliyor, melekleri yazıyor ve her şey yarın önüne konacak. Yüzünü kızartacak şeyleri yazma, konuşma, görme, duyma! Bu kontrolü bir dakikalığına da olsa unutma ki, küçük bir delikten şeytan büyük bir çöküntü oluşturmasın. Gaflet bir saniyelik olur ama direksiyon ebediyen gidebilir elden. Gafletin ve yanlışın birazı olmamalıdır. Yazdığın, konuştuğun hakka destek için olmalıdır. Dolaylı da olsa batıla destek olacak işi söyleme, yazma. Bir kelime bile olsa batıla destek olacak söz olmasın arşivinde. Anladığın işi, konuyu yaz ve konuş. Her işten asla anlamazsın. Her işte ve konuda sözün olabiliyorsa sen boşsun, boşlukta bocalıyorsun demektir. Muhatap aldığın kişi, sayfa, hesap her ne ise senin seviyeni gösterecektir. Protesto etmek için bile muhatap alman sevine işaret eder. Seviyesiz, boş insanların senin muhatabın olması vakit israfıdır, prestij kaybıdır. Dikkat et. Âyet ve hadis yazarken konuşurken muhakkak önünde kaynağı olsun. Dini konularda âlimlerin dengi gibi olma. "Demiş…" ile din aktarılmaz. İşine bak, âlimler de işine baksın. Fitnecilerin, bidat ehlinin, demokratların, laiklerin bulunduğu yerde bulunma. Sonra melekler seni "onlarla beraberdin" diye görürler. “Tesebbüt” iyice incelemek öyle karar vermek Müslüman karakteridir. İnsanların iffetleri, onurları kutsaldır, bunu bileceksin. Kimsenin niyetini okuyarak, dışa vurmadığı kanaatini tahmin ederek konuşma, yazma. İnsanların şahıslarına saygılı olmamız gerektiği kadar küfür/şirk olmayan kanaatlerine de en azından sessiz kalmamız gerekebileceğini unutmayacağız. Yazarken ve konuşurken kullandığın kelimeler, mimiklerin, kullandığın sembollerin seni yansıtacak, düzeyini gösterecek. Bunu bilerek konuş ve yaz.
Bu konuda size verebileceğimiz rahatlatıcı bir cevabımız ne yazık ki yoktur. Öyle bir zamana gelmiş bulunuyoruz ki, herkes kendi yaptığını yapılması gerekenler için yeterli bir örnek olarak görebilmektedir. Gidişatımızın ürkütücülüğünden Allah’a sığınırız. Her bir Müslüman böyle durumlarda kendisini ayakta kalması gereken son örnek olarak görmelidir. Kim ne yaparsa yapsın, “Nuh’un gemisinin son yolcusu benim” mantığı biiznillah Allah katında kurtarıcıdır. • Allah’ın haramlarına karşı, o haramların sıradanlaşmasına karşı içi kaynayan Müslüman olmadıkça Allah’ın rızasını iddia edemeyiz. Yakın geçmişte bir mü'minin elinde piyango bileti görmeyi bile düşünemezken şimdi sıradanlaşması mesela kumar gibi bir harama karşı refleksimizin eridiğini göstermektedir. Bu bir felakettir. Bu felaket gözümüzün önünde alev alev büyürken bizim görsel bazı dini temaları avuntu olarak kabullenmemiz de ikinci bir felakettir. Hasbunallah. • Allah Teâlâ mü'minlerin salih ameller üzerinden yarışıyor olmalarını emretmiştir. Şimdi ise dini ayakta tutmak hocalara ve belli başlı kimselere terk edilmiştir. Cennete herkes talip iken cennete giden yolları oluşturmada kimsenin heyecanı yoksa bu da bir felakettir. • Nesillerin iffeti üzerinde tarihte örneği görülmemiş bir yıpranma herkesin bilgisi ve gözü önünde gerçekleşirken kimimiz siyasi endişelerle, kimimiz de basit tahminlerle konuyu gündem dışına taşımakla büyük bir yanılgı içine düşmüş bulunuyoruz. Bu da başka bir felaket oluşturmaktadır. • İhlasla ve şeriatımızın ölçülerine sadık kalarak ve bu mevcut durumu bizim için Allah’tan gelen büyük bir imtihan olarak görüp çalışma yapmalıyız. Konunun siyasi malzeme yapılması yanlıştır. Yaptığımız diğer iyi işleri buradaki görevimize saymamız da akıllıca bir iş değildir. Tek kalma ile sonuçlansa da dinimiz ve mukaddesatımız için evlerimizden örneklendirerek bütün sosyal hayatımızı kuşatan kaleler oluşturmamız günümüzün cihadı, anımızın vazifesi olarak bilinmelidir. Yapmayanların hataları etrafında vakit harcamamız da yanlış olur. Sabır ve heyecanla bu ümmetin ilk nesillerinin yaptığını yapmaya çalışacağız. Allah’tan da yardımını isteyeceğiz.
Evet, Ahiret gerçekten var. Allah bizi O'na itaat edelim diye yarattı. Sözünü dinlersek ebedi mutluluk yeri olan cenneti nasip edeceğini söz verdi. İman bir tercihtir. Dileyen iman eder, isteyen de isyan eder. Siz vesveselerinize değil, tertemiz kalbinize odaklanın. Doğrudan uzaklaşmayın. Şeytanın sizi kandırmasına izin vermeyin. Allah iman selameti versin.
Elbette Müslümanlık güzel ahlâkın kaynağıdır. Güzel ahlâk imanla bağlantılıdır. Ahlâk sorunu olanın iyi Müslüman olduğu hiçbir şekilde iddia edilemez. Rabbimiz bize bir din gönderdi. Bu dinin esaslarından biri ahlâktır. Namaz ağırlığında olmasa da dinin muhtevasında ahlâk vardır. Ne yazık ki dinimiz konusunda gevşedikçe ahlâk her şeyden önce zarar gören din başlıklarından olmaktadır. Neden böyle oluyor sorusuna gelince şunu söyleriz: Allah Teâlâ her şeyi kader ile yarattı. Ahlâk da o kaderin içindedir. Ahlâklı olun buyururken ahlâklı olmanın sebeplerini de yarattı. O sebepleri elde etmedikçe hiçbir insan sadece istedi diye ahlâklı olamaz. Kur'an terbiyesi almış olmak, ahlâklı bir çevrede yaşamak, kötülüklerle mücadele azmi taşımak, sabrı kuşanmak ve istiğfar eden mü'min olmak gibi pek çok sebep ihmal edildikçe ahlâktan doğal olarak uzaklaşılmış olur. En önemli sebeplerden biri de dünyayı ebedi zannetmektir. Ahiret hesabı ertelendikçe ahlâk sıcaktaki buz gibi erimeye mahkûm olur ne yazık ki.
Bir şey için 'helal' dendikten sonra o ahiretteki nimetlerimizi kaybetme nedeni olmaz. Evet, Allah yolunda daha zor şartları ve daha kıt imkânları kullananların durumu daha farklı olacaktır ama helaller cennete ve cennetteki nimetlere mani olmaz.
ahiret konusundaki diğer fetvalar
Bu sözden nikâh düşmez ama sen ona hakkını helal etmezsen ve o da çok samimi bir tevbe etmezse ahiretine büyük bir zarar gelir.
Doğrunun kenarında eğri bir tespit olmuş bu. İslam Şeriatı ile yönetilmeyen bir yerde had cezası olarak bilinen CEZALAR UYGULANMAZ. Kişi tevbesini yapar, o tevbeyi korur, Allah’ın mağfiretine umut bağlar.
Bu sorunun en net ve en kısa cevabı şudur: - İman eden, - Arzları yerine getiren, - Haramlardan kaçınan biiznillah cennete girecektir.
Müslüman insan dünyada gülmez diye bir kural yoktur. Gülmek haram değildir. Gülerken gülünç duruma düşmek kötüdür. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin elinde en iyi nesil olarak yetişen ashabı kiram o muhteşem imanlarına rağmen gülüyorlardı da. Ancak Müslüman ve gülmek bir araya geldiğinde şu kurallar önümüze gelir: - Gülme TEBESSÜM şeklinde ve düzeyinde olmalıdır. Peygamber aleyhisselamın gülmesi o şekilde idi. Müslüman’ın Müslüman kardeşinin yüzüne tebessüm etmesi sadakadır, tebessüm sıradan bir tavırdan öteye sadaka düzeyinde bir tavır olabilir. - Sebepsiz gülmeler Müslüman için uygun değildir. - Zorlama gülme de olmamalıdır. Ağlamanın veya tefekkürün gerektiği bir yer ve zamanda gülmek de çizgiyi zorlamaktır. - Mübah da olsa gülme, aşırı olmamalıdır. Bu hayat, sürekli gülenlerin sırlarını yakalayabileceği kadar basit değildir. - Gülme, din, mukaddesat ve din önderleri üzerine olmamalıdır. - Dünya olayları, tabii hadiseleri gülme konusu olarak görmek de gaflettir. Dünyada çok gülüp ahirette çok ağlayanlardan olmamak gerekir.
Azap dünyada olur, ölürken olur, kabirde olur, ahirette olur ve hem dünyada hem ahirette olur. Dünyadaki azap bedenle hissedilen azap olur, içte hissedilen manevi azap olur. Neden biz, dünyada Allah’a asi olanların azaba uğradıklarını hemen göremiyoruz sorusu haddimizi aşan bir sorudur. Biz hayata, yaşadığımız an olarak bakabiliyoruz. Ne dünü ne de geleceği bilmiyoruz. Allah Teâlâ ise ezelden ebede olan süreç içerisinde her şeyi bir hikmetle yapmaktadır. Biz, bize göre bir uygulama isteriz ama biz yok denecek kadar kısa bir zaman için varız ve sadece kendi eksenimizde döneriz. Bütün kâinat içinde biz yok gibiyiz. Allah Teâlâ ise yaratan ve idare eden olarak hükmetmektedir. Yine de neden hemen azap etmiyor sorusuna bazı cevaplar tahmin edebiliriz: - Çünkü Allah çok mağfiret eden, çok merhamet edendir. Tevbe ederler diye asi kullarının azabını ertelemektedir. - Helim (yumuşak) olmak onun sıfatlarındandır. Azapta acele etmemek helim olmasının sonucudur. - Asi kullarının azabı kesindir, erteleme ile ne unutulur ne de azalır. Kıyamet gününe ertelenmiş olması büyük bakış açısından sonucu değiştirmez. Aksine azabı geciktikçe günahı artacağı için azabı da artacaktır. Bu anlamda da azabın gecikmesi de onlar için bir azaptır.
Helallik almak ahirete imanın gereğidir ve ciddidir. Uğraşır, elde etmeye çalışırız. Olmuyorsa vazgeçmeyiz ama helallik yerine onlar için istiğfar etme, dua etme, sadaka verme gibi ara formüller üretmeye çalışabiliriz. Duamız sayesinde de Allah Teâlâ kalplerini yumuşatır diye umarız.