Fetva Meclisi
Soru
Hocam neden namaz kıldığımız halde ya da hem Müslümanız diyoruz hem de ahlâkımız güzel olmuyor? Müslümanlık bize ahlâk güzelliği getirmeli değil mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Ahlâk ilkelerimizi günlük seviyesiz işlere kurban edemeyiz. Haklısınız davamızı daha güçlü ve daha bize ait değerlerle savunmalıyız. Eğlenmemizden refleksimize kadar her alanda “biz” olmalıyız. Haklısınız.
Önce şunu bilelim: Ahlâksız olmak matematiksel rakamlarla belirlenmiş bir değerlendirme değildir. Kiminde şu kadar kiminde de bu kadar bulunan ve genel olarak ahlâksızlık olarak ifade edilen bir olguya ahlâksızlık olarak puan verilmektedir. Bir insan tabiatındaki farklılıktan, ev ve çevre eğitiminin yanlışlığından, zulüm görmüş olmasından, ihtiraslarından, cahilliğinden, kendi ayıplarını bilememekten, kötü arkadaşların etkisinde olmaktan ve bütün bunların ana ekseninde imanı zayıf olmaktan ötürü ahlâk zafiyeti yaşayabilir. Dua ederek, iyi olmak için gayret ederek, iyilerle arkadaş olarak ahlâkını düzeltmeye muvaffak olabilir. Bu tespitten sonra aşağıda sayılanları özellikle Müslüman insanda bulunmaması gereken ahlâk zafiyetleri olarak bilebilirsiniz: Söz ve davranışlarda kaba, yıkıcı ve yırtıcı olmak. Tebessümü olmayan, asık suratlı kişilik sahibi olmak. Hemen sinirlenen, öfkesine hâkim olamayan kişilik sahibi olmak. Sürekli protesto eden, kınayan, ayıplayan, bağışlamayan biri olmak. Her çeşidi ile kibirli olmak. İnsanlarla alay etmek, eğlenmek, çirkin lakaplar takmak. Gıybet etmek, dedikodu yapmak. İkiyüzlü kişilik sahibi olmak. Suizan esaslı yaşamak. Sır yaymak. Yalan konuşmak, yalana aracı olmak.
Bu zannınız asla doğru değildir. Müslüman Allah’ın mübah kıldığı nimetleri kullanabilir, dünyanın en zengini olabilir. Müslümanlara temiz ve helal nimetler veren Allah’tır. Sakıncalı ve büyük bir titizlikle kaçınılması gereken durum nimetlerin hak ettiği şükrü yapamamak ve israf etmektir. Ahiretteki değerlendirmeler dünyadaki nimetler üzerinden değil iman ve salih ameller üzerindendir. Malı az veya çok olan yerine takvası çok olan veya az olan ayrımı vardır. Nice salih kullar hatta nebiler vardır ki servetlerinin hesabı bilinmemektedir. Ama onlar mallarındaki Allah’ın hakkını verdikleri gibi mallarına esir olmadılar. Böylece ellerindeki nimetler de onların ahiretine zarar vermedi. Ahireti unutturmadığı sürece nimetin zararı yoktur. Ahiret hesabını unutarak tüketilen en küçük nimet bile perişanlık nedeni olabilir maazallah.
Selamünaleyküm. Bu tespitiniz doğrudur, herkesin ekmek ticareti yaptığını düşündüğümüz bir pazar yerini andırıyor bu çalışma. Ortada bir eksiklik vardır ama eksiklik var diye de olanı reddetmemiz gerekmiyor. Başta siz olmak üzere eksiklik görenler gördükleri eksikliği gidermek için çalışacaklardır. Ayrıca yaygın olan sizin tespitinizdir ama İslam'ı bir bütün olarak ele alanların da varlığını inkâr etmemiz gerekmez. En iyisini bulmaya çalışırız, buluncaya kadar da eldekini değerlendiririz, böylesi daha iyidir. Allah yardımcımız olsun.
Namaz kaçırma başta olmak üzere dini vazifelerde aksatma/hafifletme gibi sorunlar bu hayatın sorunlarındandır. Şu toplumda “iyi Müslüman” olarak bilinenler dâhil olmak üzere belki üç beş kişi bu ve benzeri sorunları yaşamıyordur. Hayat yürüyüşü başlı başına bir sınavdır. Bu sınavın en çok karşılaşılan türlerinden biri de ibadetlerde dünkü hassasiyetin bugün olmayışı veya korunamayışıdır. Allah Teâlâ hepimizi dininde sabit kılsın. Âmîn. Şu planlama ile biiznillah sorun kısa vadede atlatılır: Bizim bir ibadet boyutumuz var bir de itikat boyutumuz. İbadetlerde bu tür eksiklikler, aksaklıklar hayatın akışı içerisinde doğal kabul edilebilir. Aynı doğallığı itikada akit noktalarda asla kabul edemeyiz. Örneğin: Namaz aksatmak telafisi olabilir veya zamana yayılarak toparlanabilir bir durumdur ama bu namaz kaçırmayı bir hak gibi görmenin, boyun büküklüğü nedeni olarak anlamamanın hiçbir kabul edilirliği yoktur, olamaz da. İki konum arasındaki farkı bilebilen mü'min biiznillah yükselişe devam ediyordur. Mesela namaz kaçırmaya veya zikir eksikliğine gösterilen tepki gidişatın yönünü de gösterir. Sabah uyandığında namazın kaçtığını anlayınca "zaten yorgundum.." diye öne çıkan refleks var, "inna lillahi ve inna ileyhi raciûn" diyerek ürperen kalbin sahibi olmak var. İkisi arasındaki fark iyileşme umudu olan hasta ile umudu tükenmiş hasta arsındaki fark gibidir. Namaz veya diğer ibadetlerden kaçanın/ihmal edilenin/ hafifletilenin yerine ilk fırsatta telafisini yapmak gerekir; yarayı açık bir şekilde kanamaya bırakmadığımız gibi zayi olan ibadetin telafisini de geciktirmemek gerekir. Bu tür sorunları asla aile içi tartışma konuları arasına sokmamak gerekir. Şeytana aradığını vermek yerine dua ve istiğfar ile yola devam edilmelidir. Hiç akla gelmez bir menfezden şeytan çözülemez bir problem üretebilir maazallah. Benim bizden sonra gelen kuşakların bu tür ihmalleri ve hataları etrafında gözlemlediğim hususlardan biri de kaçan namazların her birini dini zayıflatmak için makul bir gerekçeye dönüştürmeleridir. Örnek olarak da şunu zikredebilirim: İki aydır haftada üç kere namaz kaçıran birisi olduğuma göre benim artık faizli bir işlem yapmam da normal olmalıdır ya da normaldir, yuvarlandık bir kere… Tarzındaki eriyiş veya kadın ise başını açmayı, tesettürünü azaltmayı normal görmesidir. Bu tam anlamıyla bir yuvarlanıştır, çöküştür maazallah. Bunun dışında devam edin. Çokça dua edin, istiğfar edin. Sabredin. Allah yardımcınız olsun. Âmîn.
Kur'an’ımız çok açık bir uyarıda bulunmaktadır: ‘Kalpler ancak Allah’ı zikirle huzur bulur.’ Sorunuzun cevabı budur. Allah’ı zikir huzurdur hatta hayatın ta kendisidir. Peki Allah’ı zikir ne demektir? Allah’ı zikir elde tesbih ‘Sübhanalllah’ demektir dersek yanlış olur. O tesbih ile yapılan zikrin bir çeşididir. Öz olarak Allah’ı zikir, Allah’ı hatırlıyor olmaktır. Allah’ı hatırlıyor olmak/zikir ehli olmak ise hayatı İslam ile yaşama mücadelesi yapmaktır. Bunu şöyle özetleyebiliriz: - Pratik bir iman, o imanı şeytanın ve kâfirlerin saldırılarından korumak. - Haramlardan korunmuş yaşamak. - Farzlardan eksik bırakmamak. - İnsani görevlerde eksiksiz olmak. Eş olanın eşliğini, evlat olanın evlatlığını hakkıyla yerine getirmesi. - Ahlak sorunu yaşamamak. - Nafile ibadetlerden becerebildiğini yapmak. - Sosyal kimlik sahibi olmak. - Mubahlarda aşırıya kaçmamak yani nefse esir olmamak. - Çok dua ediyor olmak. - Ahireti öteler ötesi bir yer olarak değil yarından bile erken gibi görmek. - Mü’min kardeşlerle kardeşlik ahengi içinde yaşamak… Bunlar Allah’ı zikir üzere bulunmanın işaretleridir. Böylece bu işaretlerle başlangıç ve yürüyüş noktası da tespit edilmiş olur.
ahlak konusundaki diğer fetvalar
Hafız Ebu Bekr el-Haraitî, dördüncü asır muhaddislerindendir. Özellikle ahlak ve ahlak gibi konularda hadisleri toplamıştır. Muteber âlimlerdendir. Buhari ve Müslim dışındaki kitaplar için “sorunsuzdur” denemez. Muteberdir ama ilim ehli açısından tenkit edilebilecek yönleri olur, olmasında da sakınca olmaz.
Bunu kul hakkı noktasında görmekten çok ahlak zafiyeti noktasında görmek sonucu bulmak bakımından daha isabetli olur. İstiğfar etmeniz yeterli olur.
Önce kendi dinine ve insanlığına verdiği zararı düşünmelisin. Sana zararı kesindir. Diğer zarar ise muhtemeldir.
“Terk edilmiş” bir binadan aldıkların için hırsız sayılmazsın. Ahlaken uygun olmayanı yapmış durumdasın. Tevbe etmen yeterlidir. Geri vermen de gerekmez. Yalan da söyleme ve kurtul.
Din ve iffet daha önemli. Ahlâk daha önemli. İnsanlık daha önemli. Mürüvvet daha önemli.
Bacı, beddua işi bitirmiyor. Bu ahlâk kıtlığına ve insanlığı terk etmeye karşı bir tedbir bulmalı, Şeriat’ımızı getirmeye çalışmalıyız. Allah yardımcımız olsun.